+ Konuyu Cevapla
Toplam 4 sonuçtan 1 ile 4 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: 1 Aralık Dünya AIDS Günü

  1. #1
    Super Moderator pegoş - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    05.05.2007
    Mesajlar
    6,211

    Post 1 Aralık Dünya AIDS Günü


    1 Aralık Dünya AIDS
    günü ve izleyen günler hastalığın işlendiği bir hafta olarak anılıyor. Dünya için giderek önemli bir tehlikeye dönüşen ve 22. Yüzyılla birlikte Afrika başta olmak üzere geri kalmış ülkelerde ortalama yaşam süresinin 30'un altına düşebilme beklentisinden olsa gerek ülkemizde de konu ilk kez ciddiyetle ele alındı.

    Tarih boyunca her yüzyılın kendine has bir salgına tanıklık ettiğini görüyoruz. Christopher Colombus Amerika'dan döndükten hemen sonra Fransız ordusu Napoli'yi işgal edince şehir bir salgına yakalanmıştı. Fransızlar buna Napoliten Hastalığı, İtalyanlar ise Fransız Hastalığı adını vermişlerdi. Aynı yıllarda benzer bir salgın Kuzey Hindistan'da da görülmüş, bu kez Müslümanlar Hinduları, Hindular da Müslümanları suçlamaya başlamışlardı. Ama çok kişi Frenginin Avrupa'ya Colombus'un gemileriyle ulaştığını söylüyordu. Frengiye yakalananlar tarih boyunca lanetlendiler. Ne de olsa cinsel ilişki ile bulaşan bir hastalıktı. Etken olan mikrobun belirlenmesi için 20. Yüzyıl beklenecekti.

    18. yüzyılda beliren Tüberküloz, tamamen aşağı sınıfın hastalığı olarak bilindi. 19. yüzyılda Yahudilerin bu hastalığa genetik olarak dirençli olduğu iddia ediliyordu.

    Yine o yıllarda ortaya çıkan Gut Hastalığı ise yüksek sınıfın bir rahatsızlığıydı. Kolera ise Asya'nın Avrupa'nın başına bela ettiği bir hastalıktı. Tamamen geri kalmış toplumlarda görülüyordu.

    20. yüzyıl başlarında beliren Kanser ise sigara ile oluşmaktaydı. Dolayısıyla sigara içenler toplum için birer hastalık kaynağıydı. Hitler Kanserin Ari ırkı zedelemek için özellikle oluşturulmuş bir hastalık olduğunu bile iddia etti.

    1980'lerde ortaya AIDS çıktı. Önceleri bir çeşit homoseksüel hastalığı olarak biliniyordu. Kökeni Afrikalılar veya Haitililerdi. Allah'ın günahkârlara verdiği bir ceza olmalıydı. Ama hastalık Amerika ve Avrupalıların da başına bela olunca işin rengi değişti. Yine dünyayı kurtarma görevi onlara düştü. Dünya Sağlık Örgütü AIDS için seferber edildi ve Ocak 1999'da 'Hangi ülkeden gelmiş olursa olsun HIV/AIDS ile yaşayan insan sınır dışı edilemez, aşağılayıcı muamele ya da ayrımcılık uygulanamaz' diye bildirge bile yayınladı.

    2002 Raporunda ise her gün 6000 yeni gencin bu hastalığa yakalandığı ve bu yıl toplam 68 milyon yeni hasta beklendiği belirtildi.

    Halen dünyada 40 milyon kişinin HIV (+) olduğu ve %95inin gelişmekte olan ülkelerden kaynaklandığı tahmin ediliyor.
    Mesajınızda;
    Mail Adresinizi veya Telefon Numarası verirseniz,
    Küfür ederseniz,
    Konuyla alakasız bir başlık atarsanız,
    Mesajınızın tamamını büyük harfler
    veya
    puntolar kullanarak yazarsanız,
    Mesajınız SİLİNİR ayrıca siz BANLANIRSINIZ

  2. #2
    Super Moderator pegoş - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    05.05.2007
    Mesajlar
    6,211

    New2 Cevap: 1 Aralık Dünya AIDS Günü

    AIDS

    Cinsel yolla bulaşan hastalıklar artıyor.


    Avrupa da son zamanlarda yapılan araştırmalar, seksenli yıllarda AIDS hastalığının ortaya çıkmasıyla birlikte daha yaygın olarak kullanılmaya başlanan prezervatifin artık demode...

    Amerika ve Avrupa da son zamanlarda yapılan araştırmalar, seksenli yıllarda AIDS hastalığının ortaya çıkmasıyla birlikte daha yaygın olarak kullanılmaya başlanan prezervatifin artık demode olduğunu göstermekte. Bu gelişmeye bağlı olarak cinsel yolla bulaşan hastalıklar (CYBH) ama özellikle de sifiliste önemli bir artış var. Ülkemizde ise cinsellik yaşının düşmesine bağlı olarak CYBH de genel bir artış söz konusu.

    Penisilinin ortaya çıkışıyla yenildiği sanılan frengi, Avrupa da ve Amerika da yeniden tırmanışa geçti. 2003 yılında ilk olarak %20, geçen yıl da %14 lük bir artışın saptandığı Almanya da şimdi sifilisin ülkeye ne şekilde girdiği araştırılıyor. Ülkemizde ise cinsellik yaşının düşmesine bağlı olarak CYBH de genel bir artış söz konusu.

    Uzmanlara göre bu konuda başlıca üç faktör önemli bir rol oynamakta.

    1) Seksenli yıllardaki Aids korkusunun aşılmasına bağlı olarak, önlemlerde azalma. Özellikle de HIV virüsünün ilk başlarda (ve daha çok) eşcinsellerde görülmesi üzerine eşcinseller arasında prezervatif kullanma alışkanlığı yaygınlaşmıştı. Fakat bu alışkanlığın artık hızla terk edildiği anlaşılmakta. Sifilis hastalarımın yüzde sekseni eşcinsel diyor Alman doktor Alex Rothaar.

    2) Bedendeki enfeksiyon seyrinin kendine has bir şekilde gelişmesiyle sifilisin inişli çıkışlı artışını açıklayabilir.

    3)
    Treponoma pallidum bakterisinin hayatta kalabilmek için yüzyıllar boyu yeni stratejiler geliştirmiş olması.

    Fransız mı İtalyan mı?

    İstatistiksel araştırmalara göre gerçi eşcinseller doksanlı yıllardan itibaren yine çok eşli ilişkiler yaşamaya başladılar, ama sifilis sadece homoseksüeller arasında değil heteroseksüeller de artıyor. Sifilisin heteroseksüeller arasındaki artış nedeni, evliliklerini sadece kağıt üzerinde sürdüren eşcinsel erkeklerin, hastalığı nereden kaptıklarını bir türlü çıkaramayan eşlerine bulaştırmalarıyla veya erkeklerin genelev kadınlarıyla girdikleri ilişkilerle açıklanmaya çalışılmakta. Oysa kimi uzmanlar hastalığın kökeninin uzaklarda aranmaması gerektiğini ve özellikle de yeni olayların ülke dışından gelen enfeksiyonlarla pek ilişkili olmadığını söylüyolar. Hastalığı başkalarına mal etme alışkanlığı aslında pek yeni değil. Mesela İtalyanlar geçmişte sifilise Fransız hastalığı derken, Fransızlar da hastalığa İtalyan hastalığı olarak isimlendiriyordu. Peki sifilis veya frengi ne tür bir hastalıktır? Treponema pallidum bakterisiyle gelişen ve cinsel yolla bulaşan bir enfeksiyon hastalığı olan sifilis, vajinal, anal veya oral seksle geçiyor.

    12 milyon kişi

    Cerrahpaşa Tıp Fakültesi nden Doç.Dr. Fehmi Tabak a göre, enfeksiyonu taşıyan kişiyle cinsel ilişkiden bulaşma riski 1/3 civarında. Sifilis ayrıca hamilelik sırasında anneden bebeğe plasenta yoluyla da bulaşabilmekte. Her yıl yaklaşık 12 milyon kişi sifilise yakalanmakta. Gerçi sifilisin tedavisi mümkün, ama Treponema pallidum bakterisi taşıyan insanda belirtiler hemen ortaya çıkmadığı için hastalık sinsice ilerler, dolayısıyla da tedavisi uzun sürebilir.

    Londra Üniversitesi biyoloğu Robert Knell, bunun doğal ayıklanmayla ilgili olduğuna değinmekte. Daha az belirti gösteren bakteri kökleri, cinsel ilişki yaşayan eşleri korkutmadığı için daha çabuk yayılmakta ve sifilis mikrobu gelecekte çok daha kolay yayılacaktır diye uyarmakta. Sifilis, kırklı yıllardan bu yana antibiyotik sayesinde korkulan bir hastalık olmaktan çıktı ve genelde ileri aşamaya gelmeden önce tedavi edilir oldu. Son evrede yaralar ve ülser tüm organlara bulaşabiliyor. Aort damarı cidarındaki değişimler yırtıklara yol açabiliyor. Ve hastalık sırt omuriliği veya beyne bulaştığında kasıklarda, bacaklara kadar inen sancılar ortaya çıkmakta.

    İnişli çıkışlı yol

    Hastalık ikinci dünya savaşından sonra penisilin tedavisi sayesinde önemli ölçüde inişe geçmişti. Fakat o zamandan bu yana azalarak veya çoğalarak hep yeniden hortlamakta. Bu dalgalanmalar toplumlardaki davranış değişiklikleriyle açıklanır genellikle. Mesela altmışlı yıllarda yaşanan cinsel devrimle arttığı ve seksenli yıllardaAIDS hastalığının ortaya çıkmasıyla düşüşe geçtiği bilinmekte. Londra Kraliyet Koleji nden Nicholas Grassly nin bu konuda farklı bir açıklaması var, bu da insanların sifilis mikrobuna karşı geçici olarak bağışıklık kazanmalarıyla ilgili. Bu nedenle de sifilis vakalarında zaman zaman azalma görülmekte.

    Yani mikroba karşı daha az insan duyarlı olduğu için hastalık yayılmıyor. Ancak bu koruyucu faktörün etkisi geçtiğinde vakalar yeniden artıyor ve aşağı yukarı on yılda bir doruk noktasına ulaşıyor. Eğer enfeksiyondaki dalgalanmalar davranışlarla ilgili olsaydı cinsel yolla bulaşan gonore (bel soğukluğu) hastalığında da benzer iniş çıkışlar yaşanırdı diyor uzman. Grassly, bu iki hastalığın 1960 -1993 yılları arasında Amerika daki kentlerdeki yayılma oranını araştırıyor ve dalgalanmalara sadece sifiliste rastlamış.

    Türkiye de veri eksik

    Türkiye de cinsel yolla bulaşan hastalıklar dolayısıyla da sifilisin görülme sıklığıyla ilgili istatistik veriler bulunmamakta. Ama doktorların birçoğu cinsel yolla bulaşan hastalıklarda genel bir artışın söz konusu olduğunu söylerken, bunun nedenini ülkemizde son yıllarda cinsel ilişkiye girme yaşının iyice düşmesine bağlıyorlar. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Halk Sağlığı Anabilim Dalı ndan Zuhal Güngör örneğin, nüfusta hareket artışının, kentleşme, yoksulluk, demografik değişiklikler, göç ve savaş durumlarının cinsel yolla bulaşan hastalıkların riskini arttıran faktörler olduğunu vurgularken, bilgisiz olmaları nedeniyle de özellikle de eşlerini sık değiştiren, güvenli olmayan sekse karşı koyamayan (mesela kendilerinden büyük eşlerle birlikte olanlar) gençlerin risk altında olduğu konusunda uyarmakta.

    Cinsel yolla bulaşan hastalıklarda ülkemizde tümünde artış olduğunu söyleyen, Taksim İlkyardım Hastanesi Dr. Ziya Batuhan ın hastalarından yüzde 15 inde cinsel yollarla bulaşan hastalık var ve bunların yüzde üçü de HPV (human papilloma virus) hastası. Hastalığın tehlikeli yanı çok kolay bulaşıyor olması ve sosyoekonomik seviyesi yüksek veya düşük kesimlerde daha yaygın olan enfeksiyonun bazı türleri rahim ağzı kanserine yol açmakta.

    Yaş 16-24

    Ve Batuhan ın ilginç bir saptaması da var. Cinsel özgürlüğün yaygınlaşması, cinsel bilincin gelişmesine neden olmamış. Cinsel yolla bulaşan hastalıklar 16-24 yaş arasında çok sık görülmekte. Cinsel özgürlük, eşlerin birbirlerine daha hoş görülü davranmalarını da sağlamalı diyen uzman HVP taşıdığını bilen kişilerin bunu eşlerinden gizlediklerinden yakınmakta.

    Ülkemizde en sık karşılaşılan cinsel yolla bulaşan hastalıklar, genital siğillere yol açan papiloma virüsü enfeksiyonu, genital herpes, trikomonas ve klamidya enfeksiyonları. Gonore (bel soğukluğu), sifilis, klamidya, trikomonas vaginalis gibi hastalıklar tedavi edilebiliyorsa da genital herpes, papiloma virüsleri, hepatit B ve C nin tedavisi kısmen başarılı olmakta. HIV enfeksiyonunun hala kesin bir tedavisi bulunmamakta. Bazı CYBH ları hiçbir belirti veya bulgu vermeyebiliyor. Özellikle de kadınlarda rahim ağzı enfeksiyonuna neden olan klamidya ve gonore olgularının yarısında yakınma görülmemekte ve bu kişilerin hastalıkları yayma riski çok daha fazladır. Hepatit B ve C vakalarının önemli bir kısmında da rahatsız edici belirtiler çıkmamakta.

    Şehirlerarası seks trafiği

    Cinsel yolla bulaşan hastalıkların, oral sekle, vajinal ve anal ilişkiye kıyasla bulaşma riski daha düşük ise de gonore, sifilis, herpes ve HIV enfeksiyonları oral yolla da geçebilmekte. Anatomik yapıları nedeniyle cinsel yolla bulaşan hastalıklar kadınlarda daha sık ortaya çıkmakta. Amerikan kentlerinde sifilisin ortaya çıkış sıklığını araştıran Nicholas Grassly, ilginç bir bulguya daha ulaşmış. Büyük kentlerdeki sifilis vakalarındaki dalgalanmalar eş zamanlı olarak ortaya çıkıyor. Bu da şehirlerarası seks trafiğinin özellikle de altmışlı yıllardan sonra hızlandığını göstermekte. Hastalık taşıyanlar diğer kentlerde buldukları eşlerle cinsel ilişkiye giriyor ve kısa süre içinde birkaç yer değiştirdikleri için Treponema pallidum bakterisini daha kolay bulaştırıyorlar.

    WWW dağıtım ağı!

    Aralarında North Carolina Üniversitesi bilim adamlarının da bulunduğu birçok uzman, sifilisin artışındaki baş neden olarak karayollarını gösteriyor. 1989 yılından bu yana North Carolina eyaletinde ortaya çıkan vakalarda, özellikle de New York tan Florida ya uzanan Interstate Highway 95 karayolunda belirgin bir artış yaşanmış. Üstelik sadece kara ve havayolları değil veri otobanları da mikrobun hızla yayılmasına neden oluyor. World Wide Web artık Treponema pallidum bakterisinin bir dağıtım ağı gibi işlemekte. 2003 yılında bakteriyi kapan iki kişiden biri cinsel partneriyle Internette tanışmış. Yazımızın başında da değindiğimiz gibi ülkemizde cinsel yollarla bulaşan hastalıklarla ilgili istatistiksel verilere ulaşamadık. Oysa cinsel ilişki yaşının düştüğü ülkemizde, en başta bilgisiz gençlerin aydınlatılması için bu tür (istatistiksel) araştırmaların yapılması yerinde olurdu.

    Kim bilir belki de bizde de ilginç sonuçlar ortaya çıkabilir.

    Nedenler:


    1)
    AIDS korkusu aşıldı!
    2) Frengideki inişli çıkışlı seyir.
    3) Treponoma pallidum bakterisinin hayatta kalabilmek için yüzyıllar boyu yeni stratejiler gerekiyor.

    Kaynaklar: thb.hacettepe.edu.tr
    Mesajınızda;
    Mail Adresinizi veya Telefon Numarası verirseniz,
    Küfür ederseniz,
    Konuyla alakasız bir başlık atarsanız,
    Mesajınızın tamamını büyük harfler
    veya
    puntolar kullanarak yazarsanız,
    Mesajınız SİLİNİR ayrıca siz BANLANIRSINIZ

  3. #3
    Super Moderator pegoş - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    05.05.2007
    Mesajlar
    6,211

    Standart Cevap: 1 Aralık Dünya AIDS Günü

    2. Alternatif : AIDS

    AIDS, ölümle sonuçlanan mikrobik bir hastalıktır. Bu mikrop bulaştıktan sonra, bağışıklık sistemini bozarak, insanın birçok hastalığa karşı kendini koruyamamasına sebep olur. Ancak, hastalık belirtileri, genellikle hemen ortaya çıkmaz. Zamanla vücudun savunma sistemi yavaş yavaş ortadan kalkar ve ortalama 10 yıl sonra, çeşitli hastalık belirtileri görülmeye başlar. AIDS hastalığı ortaya çıksın, çıkmasın, mikrobu taşıyan kişiler başkalarına bulaştırabilirler.

    Bir insanda AIDS mikrobu olduğunu belli edecek net bir işaret yoktur. Kişinin kendi kendine tanı koyması mümkün değildir. Kesin tanı, ancak kan muayenesi ile konulur. AIDSin halen kesin tedavisi yoktur ve henüz koruyucu bir aşı bulunamamıştır.

    Mikrop, kişiden kişiye 3 yol ile geçebilmektedir: cinsel ilişki yoluyla, kan yoluyla ve anneden bebeğine. AIDSten korunmak için şu önlemler alınmalıdır:

    Mikrobu taşıyıp, taşımadığı bilinmeyen kişiler ile girilen cinsel ilişkilerde kondom kullanılmalıdır.

    Kontrol edilmemiş kan ve kan ürünleri kesinlikle kullanılmamalıdır.

    Şırınga, iğne, jilet gibi her türlü delici ve kesici alet, başkaları ile paylaşılmamalıdır.

    Çiftler evlilik ve hamilelik öncesinde AIDS testi yaptırmalıdır.

    AIDS mikrobu, vücut dışında yaşayamayan çok dayanıksız bir virüstür ve dış ortamda kısa sürede ölür. Bu yüzden el sıkışma, sarılma, dokunma, aynı tabaktan yemek yeme ile, tuvalet ve banyolardan geçme tehlikesi yoktur.

    Cinsel İlişki İle Bulaşma

    AIDS ülkemizde ve dünyanın birçok bölgesinde en fazla kadın-erkek arasındaki cinsel ilişki yoluyla bulaşmaktadır. Bunun yanı sıra, iki erkek arasındaki eşcinsel ilişkiler de AIDSin bulaşması açısından önemli yollardandır. Bu yol ABDde en sık görülen yoldur.

    Cinsel ilişki sırasında kadın ve erkek cinsel organlarındaki, makattaki zedelenmeler mikrobun sağlam kişinin vücuduna girmesine yolaçar. Cinsel organlarda herhangi bir hasar olmaksızın da geçiş olabilir. Cinsel ilişki sayısı ile bulaşma riski artmaktadır. Bununla birlikte tek bir cinsel ilişkiyle de bulaşma olabilmektedir.

    Cinsel ilişkide, kadın cinsel organının daha geniş bir doku yüzeyine sahip olması ve ilaveten meninin daha yüksek yoğunlukta mikrop içermesine bağlı olarak, kadınlar daha fazla risk altındadırlar.

    Sosyal yönden riskli davranışlar; birden fazla kişi ile korunmasız cinsel ilişkide bulunmak, eşcinsellik, hayatını fuhuşla kazanan kişilerle korunmasız cinsel ilişkiye girmek olarak sıralanabilir.

    Cinsel yolla bulaşmanın engellenmesinde tek çözüm; herkesin "Güvenli Cinsel Davranışlar"ı benimsemesidir. Bunun için, her iki eş karşılıklı tek eşlilik davranışı içerisinde olmalıdır. Bunun yanında cinsel ilişki ile bulaşmanın önlenmesinde bugün için bilinen en güvenli yolun, ilişkilerde kondom kullanılması olduğu daima akılda tutulmalıdır. Kucaklama, okşama, sarılma, zedeleyici olmayan öpüşmeler ile AIDS bulaşmaz. İnsanların dış görünüşlerinden HIV ile enfekte olup olmadıklarını anlayamazsınız.

    Kan Yoluyla Bulaşma

    Mikrobu almış kişiden alınan; kan, kan ürünleri, organ, doku ve spermin başkasına verilmesiyle, virüs bulaşabilir. Buna bağlı olarak, kan nakline yoğun olarak ihtiyaç gösteren kişiler normal nüfusa kıyasla daha fazla risk altında kabul edilirler.

    Kan yoluyla bulaşmanın diğer bir biçimi de, sterilize edilmemiş yani mikroptan arındırılmamış, iğne, enjektör, makas, jilet gibi diğer delici-kesici aletlerin kullanılması ile olan bulaşmalardır. Damardan uyuşturucu kullananlar kendi aralarında ortak iğne, enjektör kullanmalarına bağlı olarak, en fazla risk altındaki gruplar arasında yeralmaktadır.

    Kan yoluyla bulaşmanın önlenmesi için, öncelikle tüm kan ve kan ürünleri ile organ, doku, sperm vs. veren kişilerin uygun testlerle taranması gerekir. Mikropla bulaşmış veya kontrolü yapılmamış kan ve kan ürünleri hiçbir şekilde kullanılmaz. Bu tedbirler Hükümetimiz tarafından alınmıştır.

    Bugün için dünyada ve ülkemizde kan ve kan ürünleri nakli yoluyla olan bulaşmalar düzenli tarama çalışmaları neticesinde büyük ölçüde kontrol altına alınmış durumdadır. Kan ve kan ürünlerinin kontrolü ve tek kullanımlık enjektör uygulamasının yaygınlaştırılması ile yıllar içinde bu yolla olan bulaşmalar giderek azalmıştır.

    Ancak kan yolu ile bulaşmanın tamamen önlenebilmesi için, mikrop taşıyan iğne, şırınga ve kesici aletlerle bulaşmaların da önlenmesi gerekir. Uyuşturucu bağımlılığı olan ve ortak enjektör kullanımı nedeniyle mikrobu alan kişiler ise hem Avrupa Ülkelerinde hem de ülkemizde artmaktadır.

    Tıbbi uygulamalarda, tek kullanımlık iğne, şırınga ve malzeme kullanılmalı ya da bunlar sterilize veya dezenfekte edilmeden kullanılmamalıdır. Kişiler AIDSten korunmak için ortak jilet kullanımından kaçınmalı, makas, kesici delici tırnak bakım malzemelerinin steril olduğundan emin olmadan kullanılmalarına izin vermemelidirler. Bu aletlerin 20 dakika kaynatılması veya çamaşır suyunda bekletilmeleri ile AIDS mikrobunun etkisiz hale getirilmesi kolayca mümkün olabilmektedir.

    Anneden Bebeğe Bulaşma

    Mikrobu almış olan anne, bebeğine bulaştırabilir. AIDS mikrobu, hamilelik esnasında, doğum sırasında veya anne sütü ile bebeğe geçebilir. Anneden bebeğe bulaşma oranı kesin olarak bilinmemekte, %30 civarında olduğu tahmin edilmektedir.

    Annneden bebeğine bulaşmayı en erken devrede tanımlamak ve gerekli önlemleri alabilmek için gebelik öncesi AIDS tarama testleri yaptırılmalıdır.

    Mikrobu aldığı bilinen kadın için önerilebilecek tek yol hamilelikten kaçınmaktır. Çünkü doğacak bebeğin AIDSe yakalanma olasılığının yanısıra, öksüz ve yetim kalma olasılığı da gözönüne alınmalıdır. Gebelik oluştuktan sonra nihai karar aileye ait olmak üzere gebelik sonlandırılabilir.

    Son yıllarda ülkemizde de AIDSli bebek doğumlarında artış olmuştur. Bugüne kadar annesinden AIDS mikrobu alan 6 bebek bildirilmiştir.

    AIDS Tanısı ve Testler

    AIDSin kesin tanısı, laboratuvar tetkikleri ile konulur. En fazla kullanılan tanı yöntemi; tarama testleri ile kanda antikor tayinidir. Antikor, mikroba karşı vücudun geliştirdiği maddelere denilir ve bunlar mikrop girdikten ortalama 3 ay sonra oluşurlar. Bu süre 6 haftadan 1 yıla kadar değişebilmektedir. Dolayısıyla maruziyetten hemen sonra yapılan testler doğru sonuç vermeyebilir. Bu nedenle riskli davranışta bulunan kişinin durumu en erken 3 ay sonra belli olabilir.

    İlk tarama testleri ile pozitif bulunan tüm örnekler mutlaka daha ileri teknik gerektiren doğrulama testi ile incelenir. Çünkü başka nedenlere bağlı olarak hatalı pozitiflik görülebilmektedir. Doğrulama testi ile tekrar pozitif bulunan kişi AIDS mikrobu ile karşılaşmış demektir.

    Tarama testleri, ülkemizde bulunan devlet hastanelerinde, halk sağlığı loboratuvarlarında, özel hastane ve loboratuvarlarda, Kızılay kan merkezlerinde, üniversite hastanelerinde yapılmakta olan kolay ve ucuz testlerdir. Test başvurusunda, adınızı kodlayarak verebilir, kimliğinizi saklayabilirsiniz. Yasal olarak, kimlik bilgileriniz bilinse bile sağlık kuruluşunda gizli tutulmak zorundadır ve izniniz dışında açıklanamaz.

    Mikrobu aldığınızdan herhangi bir şüpheniz varsa, hem bir an önce gerekli tıbbi yardımı almak, hem de sevdiklerinizi korumak için test yaptırınız.
    Mesajınızda;
    Mail Adresinizi veya Telefon Numarası verirseniz,
    Küfür ederseniz,
    Konuyla alakasız bir başlık atarsanız,
    Mesajınızın tamamını büyük harfler
    veya
    puntolar kullanarak yazarsanız,
    Mesajınız SİLİNİR ayrıca siz BANLANIRSINIZ

  4. #4
    Super Moderator pegoş - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    05.05.2007
    Mesajlar
    6,211

    Standart Cevap: 1 Aralık Dünya AIDS Günü

    3. Alternatif : AIDS

    Alm. Aids (n), Fr. Aids, İng. Aids. Zamanımızın henüz çare bulamadığı korkunç hastalık. Kazanılmış bağışıklık yetersizliği hastalığı manasına gelen kelimelerin baş harflerinden meydana gelmiş olup, HIV (İnsan immun yetmezlik virüsü) denilen bir virüsle meydana gelir. İlk meydana gelişi ve halen en mühim bulaşma şekli ve yolu homoseksüel ilişkiler olmakla beraber gayrimeşru bütün cinsi münasebetler de bu hastalık için aynı riski taşımaktadır. Uyuşturucu müptelalarında (iğneyle zerk yapanlarda), ortak enjektör kullananlarda, kan ve kan ürünlerinin naklinde (bilhassa faktör 8 alan hemofili hastaları için) daima hastalık riski olduğu iyi bilinmelidir. Ayrıca hasta olan anneden bebeğine gerek rahim içinde plasentayla, gerekse doğumdan sonra emzirmeyle hastalık geçmesi mümkündür.

    Hastalık son on yıl içinde teşhis edilmeye başlanmış olup süratle sayısı çoğalmaktadır. Hastaların çoğunluğu Amerikada olup, bütün dünyaya buradan yayılmaktadır. Müslüman memleketlere çok sonra girmiş ve daha zor yayılma imkanı bulabilmektedir.

    Dünya Sağlık Teşkilatı WHOnun resmi açıklamasına göre, son on yılda (1993) AIDSten ölenlerin sayısı 366.455 olup, bunların 217.729u Amerikalı, 92.922si Afrikalı, 51.914ü Avrupalı ve 1080 kişisi Asyalıdır. ABDde AIDSten ölenler, Vietnam Savaşında ölen ABDasker sayısından fazladır.

    Dünya Sağlık Teşkilatının tahminlerine göre, 10 yıl sonra AIDSten yılda on milyon kişinin ölmesi muhtemeldir (1993).

    Oldukça öldürücü seyreden Aids hastalığına yakalananların % 80i teşhis konulduktan sonraki iki yıl içinde eklenen çeşitli kanserlerden veya enfeksiyonlardan dolayı ölmektedir. Hastalığın kuluçka dönemi de çok uzundur. Bu durum teşhisin de çok geç konulabildiğini göstermektedir. Virüsün alınmasından hastalık belirtilerinin ortaya çıkmasına kadar 2-5 yıl kadar bir süre geçmektedir. Hastalığın vücutta meydana getirdiği en mühim değişiklik, bağışıklık sisteminin gittikçe bozulmasıdır. Vücut, gerek mikrobik ajanlara, gerekse kanser hasıl olmasına karşı immun sistemini çalıştıramamakta yani müdafaa ve mukavemet edememektedir. Bunun sonucu menenjit, zatürre, dizanteri, beyin iltihabı (ansefalit), mantar enfeksiyonları ve çeşitli kanser türleri ortaya çıkarak tabloyu ağırlaştırmaktadır.

    Hastalığın kendisine has şikayet ve bulguları yoktur. Enfeksiyon ve kanser türlerine göre değişik belirtiler olabilir.

    Ateş yükselmesi, gece terlemesi (3 aydan uzun süreli), kilo kaybı, halsizlik ve aşırı yorgunluk, yaygın beze büyümeleri (kasıkta ve en az 2-3 değişik yerde), öksürük ile birlikte bütün kan hücrelerinde (akyuvarlar, alyuvarlar, trombosit) azalma ile kendini belli eder.

    Hastalığın kendisine mahsus kan testleri olup, bunlarla (ELİSA testi ve elektron mikroskobu ile) HİV antijeni ve Aids virüsü tesbit edilerek kesin teşhis konulabilmektedir.

    Henüz virüse etkili bir ilaç veya koruyucu bir aşısı bulunamamıştır. Tedavi, eklenen enfeksiyonlara ve tümörlere karşı olmakta, dolayısıyla şifa meydana gelmemektedir.

    Hastalıktan korunma çok daha önemlidir. Bunun için;

    1) Kan nakillerini tedaviyi aksatmamak şartıyla en aza indirmeli, gereksiz kan nakillerinden kaçınmalı, kan ve kan ürünleri ihtiyacını yurt içi kaynaklardan temin edip, virüsün çok daha yaygın olduğu -gayri meşru ve gayri ahlaki cinsi münasebetlerin çok olduğu- ülkelerden ithali durdurulmalıdır. Zaruri durumlarda ise bu ürünlerde Aids taraması mutlaka yapılmalıdır.

    2) Yurtdışından yeni gelmiş ve geldikleri ülkelerde uzun süre kalmış olanlar da (özellikle hastalık riski çok yüksek olan Amerika, Avrupa ve Afrika ülkelerinden gelenlerde) Aids taraması yapılmalıdır.

    3) Zerk yoluyla yapılan tedavilerde disposıbıl (yani bir defalık kullanıma mahsus olan) enjektör, iğne ve diğer malzemelerin kullanımını mecburi hale getirip bu husus iyi denetilmelidir.

    4) Uyuşturucu maddelerin takibi iyi yapılmalı; bu gibi kimseler ve bunlarla teması olanlardan kan almaktan kaçınmalıdır.

    5) Keza homoseksüeller, fahişeler ile mesleği, adı ve ünü ne olursa olsun gayri meşru ve gayri ahlaki bir hayat düzeni olma ihtimali olan zümrelerden de kan almamalıdır. Bunun için kan alınacak (donör) kimselerin (özellikle gönüllülerin) daha önceki yaşayışları iyi tetkik edilmelidir.

    6) Ahlaksızlık yuvaları kapatılmalı, gizli olanları takib edilmelidir.

    7)
    Halka meşru münasebetin (yani evliliğin) faydaları anlatılmalı ve uyuşturucu maddelerle ilgili dini ve tıbbi eğitim yapılmalıdır. Keza, Aids sebepleri dürüst bir şekilde tam olarak duyurulmalıdır. (Bkz. Zührevi Hastalıklar)

    Kaynak:
    AIDS hakk
    Mesajınızda;
    Mail Adresinizi veya Telefon Numarası verirseniz,
    Küfür ederseniz,
    Konuyla alakasız bir başlık atarsanız,
    Mesajınızın tamamını büyük harfler
    veya
    puntolar kullanarak yazarsanız,
    Mesajınız SİLİNİR ayrıca siz BANLANIRSINIZ

+ Konuyu Cevapla

Bu Konuyu Paylaşın !

Bu Konuyu Paylaşın !

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46