Tony Buzan - Aklını Kullan
Arşivinizde bulunsun okunası güzel bir kitap...
Yaşlı gözlerini göstererek o sevimli küçük başını göğsüme yaslama, “ neden gözlerin yaşardı? ” diyorum; kesik kesik nefeslerle susuyorsun, başını kaldırıp bakmıyorsun yüzüme. Biliyorum duygularını anlatamıyorsun. Çünkü hiçbir sözlükte senin duygularını anlatabilecek bir kelime yok. Sen başkalarının duyamadığı, anlayamadığı bir dille konuşuyorsun. Konuşan insanların gözleri seninkiler gibi yaşarmadı hiç!.. Sen kimselere benzemiyorsun şu anda. Kendini aşan bir yerlere kayıyor gibisin. Bak, saçlarını bile okşayamıyorum. Ellerimi unuttum, düşüncelerim bir toz dumana karışıyor. İmde yığılıp duran duygular nereyse boşalacak. Kalbimden öylesine bir yel esecek ki, o zaman bütün gözyaşlarını bu dünyaya dökeceksin ve kuru gözlerle bakıp kalacaksın. Yine insanlar, sıradan olaylara ağlayacaklar; senin gibi ağlayan olmayacak artık buralarda.
İşte milyonlarca göz dikildi üstüme: Yaşlı, kuru, mutlu, gülen ve ağlayan gözler… İnsanlığın tüm medeniyetleri serildi önüme: Ağlatan, güldüren, öldüren ve yaşatan medeniyetler… Bir gözyaşı seli akıyor dünyanın derelerinden, ırmaklarından. Denizler gözyaşı oldu. İnsanlar gidip gidip ağlama duvarlarına ağlıyorlar. Ağlamayı bilmeyenleri, içindeki insanlık sevgisini yitirmişleri gözyaşları denizlerinde boğmak için ağlıyorlar. Ağlamayı bilmeyenler de gözyaşı denizlerinde çırpınıp duruyorlar.
İman ve sevgi fırtınaları esiyor içimde. Tapınaklar ve meyhaneler gelip gidiyor. İnsanlardan köşe bucak kaçan içli ve acılı kimseler, durmadan içki kadehlerini kemiriyorlar. İnsanların yaptıkları içkiler onları kandırmıyor. Tapınaklardaki çağrılar onların kulaklarına ulaşmıyor. Onlar kendi iç dünyalarının sesini dinliyorlar. Kimselerle alışverişleri yok onların.
Arkalarındaki cellat sürülerine emirler vererek hükümdarlar koşuşuyorlar. Dünya kana bulanıyor ve bir kan seli akıyor derelerden, tepelerden… Bütün medeniyetler kan pıhtısına dönüşüyor. Ve “ ben Allah’ ım “diyerek, insanları önlerinde secdeye kapandıran hükümdarlar koşuşuyorlar. İnsanlar kan denizlerinde secdeye kapanıyorlar; ağlama duvarları yıkılıyor, bütün gözler kuruyor… Dünyanın ve insanlığın haline bakarak, Tanrı sanılmadıklarına sevinenler var. Ama yine de dünyayı kendi düşüncelerine uygun bir düzen vermekten geri durmuyorlar. Bu isteklerinden bir türlü vazgeçemiyorlar. Kan denizlerinde boğulan insanlığın acısını bütün benliklerinde hissediyorlar.
Şu yaşlı gözlerini çek göğsümden. Ben ağlamasını ve avutmasını unutmuşum. Ben kalbimle ağlarım. Korkarım o zaman beraber ölürüz, kan denizlerinde beraber boğuluruz. Mutluluk nedir? Acı çekmek nedir? Son çare intihar mıdır? İşte görüyorsun insanlık intihara koşuyor… İhtiyar dünya, kuru ve titrek bacaklarıyla insanları darağaçlarına götürüyor. Darağaçlarına vardığımız zaman, bilmem ıslatabilir misin yine göğsümü gözyaşlarınla? Ya sen olmasaydın bu dünyada, ya ben… Sevgi nedir öğrenmeseydim ve şuursuzca dolansaydım şu kan deryasında…
Bu meltem de nereden çıktı? Akdeniz’ in serin yüzünü, ilkbahar güneşi ne de güzel ısıtıyor?.. Dur bir dakika!.. Uzaklardan sesler duyar gibiyim. Artik gözyaşlarını silebilirsin. Gaibden sesler geliyor. Medine'nin evlerine sevgi ve rahmet yağıyor göklerden. Ve Medine evlerinin saçakları dünyaya sevgi ve rahmet indiriyor. ihtiyar Afrika'nın ormanları hışırdıyor ve bütün ağaçlar insan indiriyor yapraklarından. Kalbim bir çöl oldu, susuzluktan çatlamış dudaklarını Akdeniz'e uzatıyor... Kendilerini Allah 'a ve insanlığa adamış Peygamberler gelip gidiyor… Yaşlı gözlerini çek göğsümden ve dinle, Akdeniz’ den yanık kokusu geliyor. Bak, bak işte orada Tarık gemilerini yakıyor! Orada biri var, atını Akdeniz’ in sularına sürüyor ve ellerini göklere açarak mırıldanıyor: “ Allah’ ım şu derya olmasaydı simini daha ötelere götürürdüm! “ Akdeniz gittikçe küçülüyor önümde. Dünya küçülüyor ve dünyaya bakan bir hükümdar görüyorum: "Bu kadarcık bir dünya için iki hükümdar çok bir hükümdar az! “ diyor.
Ve insanlar dünyada geziyorlar. Allah aşkıyla birer volkan olup da kaynayan insanlara imanı ve sevgiyi anlatmak için yarı deli bir halde dolanan ermiş kişiler sardı her yanı. İşte orada Hira Dağı' nda divan toplandı. Dünün ve bugünün velileri işte oradalar. insanlık yepyeni ve ilahi bir nizama uyanmak üzere. Ne olur, sil artık gözlerinin yaşını da dünyaya bir bak!.. Kainat "ey gök suyunu tut, ey arz suyunu yut!.." hitabıyla karşı karşıya.. insanlığı boğmak üzere olan gözyaşı ve kan denizleri ha kurudu, ha kuruyacak...
Ve gökler rahmet yağdırıyor dünyaya. İnsanlar bu rahmetin altına koşuyorlar. Ne olur artik kalbime gir de orada ağla. Bu iman ve sevgi rüyasını bozma!.. Biliyorum bu rüya ebediyete dek sürecek ve gerçek olacak. Gel artik içimde ağla. Gözyaşlarını bu dünyaya serpme!..
Durali Yılmaz
......................... ......................... ......................... ......................... ......................... ..............
Saddam Hüseyin'in Tüm Dünyada Fırtınalar Koparan Son Romanı!
Saddam'ın yazdığı bir romanın 2. bir 'Kavgam' olabileceğini düşünüyoru m.
- Burak Turna, Metal Fırtına'nın Yazarı
Edebiyatla, sanatla bağdaşan şeyler yapmadı ama deneyimlerini, yaşadıklarını onun gözünden görme imkanı verebilir böyle bir kitap.
Ben meraklı bir okurum ve kesinlikle nasılmış, ne yazmış okumak isterim.
- Elif Şafak
Saddam'ın deneyimleri fazla. Romancılıkta deneyim önemlidir. Bush da roman yazsa, Saddam'ın romanını Bush'un romanına tercih ederim.
- Ahmet Ümit
Saddam'ın romanını görmek isterim kesinlikle. Saddam ilginç bir adam çünkü. Ne yazabileceğini kestiremeyeceğimiz biri. Dolayısıyla ondan, ilginç, cazip, şaşırtıcı bir şey çıkabilir.
- Ahmet Kekeç
Dünyanın olay kitabı artık Türkçe'de! Saddam Hüseyin ve Defol Git Lanetli!
(Tanıtım Yazısı'ndan)
yeni aldım..bakalım nasılmış
Ne bir kürk ister bu şen gönlüm,
Ne bir han ne de saray ..(addicted to Nostalgia)
Sophisticated
Bütün kitapları okunması gereken.Son 10 yılda edebiyatımıza taze kan sağlamış olan bir yazardır.Kitapları tarihi ve fantastik arasında gidip gelmekle beraber konusu tarzı uslubu ile çok farklılık gösterir.
Yazar karşıyakada oturmaktadır.Ege üniersitesin Felsefe bölümü mezunudur ve aynı bölümde yüksek lisans ve doktora yapmıştır
Amat ın arka kapağından
Kıyıda ise üç direkli, iki güverteli ve 58 toplu bir kalyon, o karanlıkta usturmaçalarını puta edip iskeleye palamar vermişti. Yelkenlerin sarılı olduğu serenler hisa edilmiş ve tez zamanda yola çıkacağını ilân için mizana direğine mavi bayrak çekilmişti. Esrarengiz adam, kalabalığı yarıp elinden tuttuğu İsrafil'le iskeleden gemiye doğru yürümeye başladı. Kalyonun
dikmesinin palangalarına asılan ve tıraka tutan gemicilere vardiyan, Yisa, sizi gidi sütü bozuk sünepeler! Yisa beraber! Varda ruhsuzlar! Varda! Bre aman! Laşka! Laşka! ? diye feryat ediyor ve hurçların, sandıkların ve fıçıların ambarlara usûlünce istifine nezaret ediyordu. Güneşin doğmasına 7 saat kala esrarengiz adam, sürme iskeleden kalyonun çukur güvertesine çıkmak istedi. Fakat eline ne kadar asılırsa asılsın Eşek İsrâfil yerinden bir türlü kımıldamıyordu. O karanlıkta eline son bir kez daha asılıp gel ya mübarek diye nida eyledi. Bunun üzerine çocuk her nedense inat etmekten vazgeçti. Ne var ki, sürme iskelenin kayganlığından dolayı düşmemek için midir, İsrâfil'in kuşağına 40-50 yaşlarında, iri yapılı, sırma işlemeli siyah kaput giymiş biri yapışmıştı. İşte bu adam kuşağı bırakıp küpeşteye
tutundu ve güverteye ayak bastı. Bunun ilâhi düzenin bozulması demek olduğunu hiç kimse bilmeyecekti.
Kitab-ül Hiyel in arkakapağından
Lalezar Necep Bey'in, Kılıç Ali Paşa Camii muvakkitlerinden Kedigöz Beşir Dede'den naklettiği bir rivayete göre, Calüd, Gülhane Hatt-ı Humayunu'ndan bir yıl, Cüstinyani'nin Cadde-i Kebir'de Fransız Tiyatrosu'nu açmasından ise altı ay sonra, Diyarbekirli ikiz hiyelkârların da yardımıyla yeni bir devridaim makinesi yapmaya koyulmuştu. Artık otuz yaşını çoktan geride bıraktığı için, gücünü barındıran saçları ağarmaya yüz tutmuş, ancak Suvaş sefaretinin dükkanlarından birinde perükarlık yapan Angilidis Efendi'nin siyah saç boyaları imdadına yetişmişti. Kendini daha fazla yorup iktidarını israf etmek istemediğinden makinanın hesaplarını Samur ve Yağmur Çelebiler'e yaptırıyor, zavallılar adeta nefes bile alamadan çalışırlarken o gün boyu Galata balozlarını dolaşıp keyfine bakıyordu. kitab-ül Hiyel, İhsan Oktay Anar'ın ikinci romanı. İlk kitap Puslu Kıtalar Atlası, "meraklısı"ndan olumlu tepkiler aldı. Benzer bir atmosferi yansıtan Kitab-ül Hiyel, Anar'ın çağdaş Türkçe edebiyatta özel bir yer edinmesine yardımcı olacak: "Kitabı basılanlar"a değil, "yazar"lara yakışan bir yer...
Konu term85 tarafından (11.04.2009 Saat 23:34 ) değiştirilmiştir.
aşkla ilgili-hatta platonik aşk- tavsiye edebileceğiniz kitaplar var mı? şu an en çok aradığım kitap türü![]()
Jose Mauro de Vasconcelos un üç serilik harika kitabı.Bir çocuğun küçüklükten başlayan hayat serüvenini anlatıyor.Özellikle Güneşi Uyandıralım beni çok etkilemişti.Kitabın ana kahramanı Zeze nin yaşadıklarını okudukça kendimi onun yerine koydukça gözlerim dolardı.neyse güzel kitaplar bunlar.Tavsiye ederim kesinlikle.
Şeker Portakalı
Güneşi Uyandıralım
Deli Fişek
Murathan Mungan hangi kitabı olursa olsun tavsiye edilir
Andre Breton - Sürrealist Manifestolar
William S. Burroughs - Arabölge, Top, Çıplak Şölen, Canki
Ola Bauer - Acemi Pezevenk
Marquis de Sade - Yatak Odasında Felsefe ya da Ahlaksız Eğitmenler
Jack Kerouac - Yolda
A. C. Weisbecker - Kozmik Kaydutlar
Richard Brautigan - Willard ve Onun Bowling Kupaları, Kürtaj, Sombrero
Irvin D. Yalom: Nietzsche Ağladığında
Hadi... Sen de mi farklısın =/
![]()
İki kadının hikayesi çok tartışılacak
Ece Vahapoğlu’nun Doğan Kitap’tan çıkan modern sunucu Esin’le türbanlı kız Kübra’nın ilişkisini konu aldığı “Öteki” adlı kitabı çok tartışılacak. TV’lerde sunuculuk yapan Ece Vahapoğlu’nun “Öteki” adlı kitabı, Amerika’da eğitim gördükleri üniversitede tanışan, yıllar sonra İstanbul’da tekrar karşılaştıklarında dost olup birbirlerini yakından tanıyan, hayli parlak bir kariyere sahip, başarılı ve modern sunucu Esin ile babasının şirketinde yöneticilik yapan, İslami değerlere sıkı sıkıya bağlı türbanlı kız Kübra’nın öyküsünü konu alıyor.
Evliliğinde mutsuz Esin’le yönetici Kübra’nın ‘yakınlaşmasının’ anlatıldığı kitap, birbirlerinin dünyalarını merak eden iki arkadaşın arasında kurulan sıra dışı duygusal bağ, aşk, ihanet, önyargılar, din, cinsellik, tabular ve bastırılmış duygular üzerine örülü. Ece Vahapoğlu’nun Doğan Kitap’tan çıkan “Öteki” kitabında iki kadının “daha önce tanımadığı duyguları yaşadığı” bölümü anlatan satırlar şöyle:
“Bir kızla öpüştün mü hiç?”
Kübra irkildi. Beklemediği bir soruydu. Esin’in dini hayata dair meraklarına alışkındı, ama böyle bir konunun dile getirilmesinden tedirgin olmuştu.
“Ha... hayır” diyebildi.
Esin bakışlarını kaydırdı, muzipce ama biraz da davetkâr bir tavırla tavana doğru baktı.
“Hımm... Ben de hiç denemedim. Hemcinsinle öpüşmek nasıl bir duygu acaba?”
Neler söylüyordu Esin böyle!
Kübra’yı ateş bastı. Belki de hayatında ilk kez duygularından korkuyordu. Vicdan azabıyla karışık bir utanç içindeydi. Esin’in tenini hissetmek, nefesini duymak, yanına uzanmak istiyordu.
Onu istiyordu...
Bu düşüncelerinden dolayı kaç gece uykusu kaçmıştı. Ama o masumca sevmek istiyordu. Kimseler bilmeden... Esin bile bilmesin. Utanıyordu çünkü.
Kaynak: Mynet.com
Haremden saltanata giden tehlikeli yolda yürüyen bir kadın.
Hürrem, tarihi gerçekler ve kimi gerçek karakterler kullanılarak kurgulanan bir roman ve yazarımız Demet Altınyeleklioğlu, kendi hayalgücünün ürettiği müthiş bir Hürrem hikayesi anlatırken, 16. Yüzyılın saray atmosferine, kokusuna, rengine, dokusuna ve duygusal haritasına da yeniden hayat veriyor 16. yüzyılın özellikle ilk yarısına hiç kuşkusuz
Osmanlı Hakanı Kanuni Sultan Süleyman, İngiltere Kralı Sekizinci Henry ve Kutsal Roma Germen İmparatoru Şarlken damgasını vurmuştu. Bu hükümdarların iktidar mücadesi ve savaşları kadar aşkları da tarihin seyrini değiştirdi. Sultan Süleyman ve güzel cariyesi Hürrem, Sekizinci Henry'nin başını kestirerek öldürdüğü iki kraliçesinden biri olan Anne Boleyn ve Şarlken'in Avrupa'yı din savaşlarına sürüklemesinde başrolü oynayan karısı Isabella…
Birbirini tanımayan bu üç güzel kadının, hemen hemen aynı yıllarda iktidar mücadelesi verdiği üç saray, romanlara, filmlere, TV dizilerine ilham veren büyük aşklara, inanılmaz entrikalara, komplolara, kanlı cinayetlere sahne oldu.
Fakat bu öykülerin hiçbiri; haremle, dünyanın en kudretli hükümdarı Sultan Süleyman arasındaki tehlikeli yolda yürüyen Hürrem'in macerası kadar masalsı değildi.
" bırakamayacaksınız"
Ne bir kürk ister bu şen gönlüm,
Ne bir han ne de saray ..(addicted to Nostalgia)
Sophisticated
Ahmet Tulgar'ın "Birbirimize" adlı kitabını (Everest yayınları, 2009) okudum,
Ayşe Arman'ın Ahmet Tulgar'la yaptığı röpörtajın bir kısmını,(eşcinselliğe bakışı) yanlış hatırlamıyorsam Bergman, buranın haberler kısmına da koymuştu... Kendisi de eşcinsel olan, eşcinselliğini gizlemeyen Ahmet Tulgar'ın o röpörtajda "eşcinsellikle" ilgili sorulara verdiği cevaplar gerçekten önemli ve düşündürücüydü... Düşüncelerinin, benimkiyle örtüştüğünü görmek çok yakın hissettirdi kendime...
Yani şimdi fırsatçılık gibi olacak ama, içimden ne geçirdim biliomusunuz?... Deriiin deriiiiin iç çekip keşke o benim "sevgilim" olsa dedim kendi kendime... Na var yani illa bi aktörden, şarkıcıdan, sporcudan mı hoşlanmak lazım... Ben de bir yazardan hoşlanıyorum işte... Evet, geçmişte Xanto'nun +18 kısmına koyduğu "yağlı güreşçiler"den hoşlanmıştım, bunu da yazmştım... Ama şimdi fikrim değişti... Şimdi "Ahmet Tulgar" dan hoşlanıyorum.. Son aşkım benim... Karşılığı olmayan bir aşk... Sanırım o da zamanında bir yağlı güreşçiden hoşlanmış... Birbirimize adlı kitabında "Şampiyon" adlı bir hikaye bile yazmış...
Haaa bu arada şunu da söyliiim yaşı, size değil ama bana uygun... Ona göre... 1959 doğumlu... Öyle, çoluk çocukla uğraşmaz yaniii....
Avusturya lisesini bitirmiş, Viyana Üniversitesinde Siyaset Bilimi,Boğaziçi üniversitesinde İngiliz Dili ve Edebiyatı okumuş... Sohbet etmeye kalksanız ya siyasetten ya da edebiyattan, sanattan konuşacak... Sıkılırsınız valla siz onla...
1984-1987 yılları arasında yayın yoluyla komünizm propogandası yapmaktan ceza evinde bile yatmış... Sabıkalı yani...Anne babanız kızar sonra size.. Bu açıdan da size göre deği ama bana karışan olmadığı için bana uyar...
1987 de gazeteciğie başlamış...
Şimdiye kadar 7 tane kitap yayınlamış... (herifin, kitap yazmaktan sizle gezecek vakti de olmaz...)
-Evsiz Ülke Hikayeleri (Öykü-1989)
(ilk kitaptan sonra arada beş yıl dalgasını geçmiş anlaşılan, büyük olasılıkla sevgilisi vardır o sıralarda)
-Mahallede Herkes Kahramandır (Röportaj- 2004)
-Tam Yakalandığımız Yerden (Makale-2004)
-Ne olmuş Yani?Korsan Yazılar (Makale-2005)
-Volkan'ın Romanı (Roman-2006)
-Ben onlardan biriyim (Makale-2007)
-Birbirimize ( (Öykü-2009)
"Birbirimize" adlı kitabında yer alan öykülerde erkeğin erkeğe olan aşkını, sevgisini, arzusunu konu alıyor.. Cinsellk elbette var... Olmalı da zaten... Ne kadarı kendi yaşamından, ilişkilerinden? Size ne yaaaa...
Acaba eşcinsel olduğum için mi beğendim öykülerini... Olabilir. Önyargılıyım..
Uslübu konusunda elbet eleştirilerim var... Bazen öylesine uzuuuun cümleler kurmuş kiii... Neyse, "aşkımı" yıpratmayayım.... Hem size ne canım, benim ona yönelik eleştirilerimden... Karşılığı olmasa da seviyorum işte.. Sizlerin de karşılık bulamadığınız aşkları yok mu ?
Ahhhh ahh onca hayranı varken bana bakar mı hiç?
Konu Hayal Ali tarafından (03.01.2010 Saat 08:22 ) değiştirilmiştir.
Belki ne okusam diyenler varsa şu kitabı ben okuyalı baya oluyo büyük bi keyifle okuduğum bir kitaptı baya oldu sıkılmıcanıza eminim aldığı nobel in hakkını veren bi kitap ......................... ......................... ......................... ..........Cüce ile Bebek - Heinrich BÖLL
bende sonunda sağ kalan ruh kitabını bitirdim artık yeni kitaplar bulmalıyım![]()
Yaşanılan Hüsranlar İnsanı Bir Üst Bilince Ulaştıran Doğum Sancılarıdır.
Bu Konuyu Paylaşın !