Bu gece içimde hiçte yabancı olmadığım bir duygu var yine. İçimi garip bir heyecan kaplıyor sana yazarken. Hep böyleydi biliyor musun ? Sana yazarken ellerim titrer, gözlerim yaşarırdı. Çoğu zaman varlığının farkına bile varmadığım göğsümde çırpınan kalbimin atış sesleri kulağıma kadar gelirdi sen varken karşımda. Üç yıl öncesi ve üç yıl sonrası hislerim hiç değişmemiş, yine eskisi gibi yine aynı. Şu an sana bu satırları yazarken de aynı şeyleri hissediyor ve yaşıyorum.
Dünya üzerinde yaşayan milyarlarca insandan herhangi biriydin ve bir gün yollarımız kesişti bir küçük mesajla. Birkaç satırlık bir mesaj hayatı nasılda değiştiriveriyor bilemezsin. Hani insan sevmek için bahane arar ya…bende bahanemi bulmuş oluyordum. Çok sevdim. Şimdi iki kollarını yanlara doğru uzat, iyice uzat ama. İşte seni o kadar çok seviyorum. Sevginin en çocukça ve en iyi ölçüsü buymuş, şimdi daha iyi anlıyorum. Küçükken “Beni ne kadar seviyorsun ? “ sorusuna kollarımızı yana doğru iyice açar, parlayan gözlerimizle, çocuk yüreğimizle ve tertemiz duygularımızla “işte bu kadar seviyorum” cevabını verirdik. Sonra o iki yana açılmış kollarımızı sıcak tebessümlerle sevdiklerimiz doldururlardı. Hayallerle ve sevgiliyle kucaklaşmak gibi.
Hayallerimde sen vardın. Çıkar gezerdik bütün şehri adım adım. Sonra ben sana balonlar alırdım sokak satıcısından mavi, beyaz, yeşil, kırmızı…mavi derinliğinde kaybolduğum gözlerini, beyaz sevgimizin saflığını, yeşil içime senle dolan huzuru, kırmızı sana olan tutkumu temsil ederdi. Ve sen hepsi elinde gözlerime bakardın. Koşardık parklarda ve bahçelerde tebessümler yüzümüzde. Hayat en güzel şarkısını bizim için söylerdi birkaç serçenin dilinde. Oturur bir banka dinlerdik hiçbir şey söylemeden. Güneş yalnız bize gülümserdi uzaklardan. Sonra, sonra…acıktığımızı hissederdik. Sana kendi ellerimle şöyle enfes bir spagetti yapardım. Sevdiğin şekilde. Sosunu da bilerek fazla koyardım hep. Bol soslu spagettinin tabaklarda başlayan yolculuğu hep ikimizin başında son bulurdu. Bilmem kaçıncı soslu spagetti savaşıydı aramızda yaşanan. Biz zaten hiç spagetti yiyemezdik bu yüzden. Savaş kalıntılarını temizlemek hep bana düşerdi. Sen sessizce yaklaşıp yanağıma bir öpücük kondurup kaçardın ya…ödülüm buydu. Sonra karşılıklı oturup bol köpüklü kahvelerimizi yudumlardık. Sen bana ben sana fal bakardık. Fal bahaneydi, sen bir küçük fincana bakarak bana olan duygularını anlatırdın, bende sana olan duygularımı anlatırdım. Falında biri gözüküyor seni çok ama çok seven… bizim fallarımız üç vakitli değildi.
Sonra bir müzikle yakınlaşırdık.
Aşkım;
Hayatımda sadece sen varsın,
Tek şey bu doğru..
Benim ilk aşkım,
Aldığım her nefessin,
Attığım her adımsın..
Ve ben;
Bütün aşkımı
Senle paylaşmak istiyorum..
Hiç kimse önemli olmayacak..
Ve gözlerin;
Bana ne kadar önemsediğini anlatacak..
Evet! Sen her zaman Benim sonsuz aşkım olacaksın..
2 kalp,
2 kalp tek bir kalp gibi çarpacak..
Hayatımız yeni başladı Ve sonsuza kadar, Seni kollarımın arasında tutacağım..
-Benimle dans eder misin ?
-Elbette
Alnımı alnına dayadığım, içime huzur dolan danslarımız vardı. Yanağın yanağımda kulağına fısıldardım “seni seviyorum”… sonra da heyecandan olsa gerek ayağına basardım. Gülümsüyorsun. Durur öylece gözlerimizin içine bakardık dakikalarca. Gelecek öpücüğün habercisiydi bu bakışlar. Dünyanın durup iki aşığı izlediği andı yaşanan.
...
Bir hayal satırlara böyle yansıdı. Bir hikayeyle başlamıştı serüvenim ve bir hikayeyle son buldu.
Bu Konuyu Paylaşın !