| | ||||||
| Kişisel Sorunlara Çözüm Köşesi Hayatla ilgili, ordan burdan kafanıza takılan, içinden çıkamadığınız her türlü sorunlara cevap bulacağınız yer |
![]() |
| | LinkBack | Seçenekler | Stil |
| | #1 | |||||||||
| Ziyaretçi
Mesajlar: n/a
Seviye: -INF [ ]Aktiflik: NAN / -INF | arkadaşlar bunu bir site için hazırlamıştım. internetten edindiğim bilgileri derleyip, objektif bir şekilde yorum katılmadan anlattım. bunu yapmamdaki tek amaç insanlara bir şeyler öğretebilmektir. hazılamamda emeği geçen herkese ve internette bu biglileri yayınlayan insanlara teşekkür ederim. özellikle de sevgilime ki bu başlık ona aittir. makaleyi yazmamda bana çok emeği geçmişti. beş bölümdür. sadece bilgilendirme amacı taşır ve başka da hiçbir amacı yoktur. adminlerden ricam bu konuyu sabitlemeleridir. bu şekilde herkes bu bilgilere kaybolmadan rahatça ulaşabilir ve okuyabilir. böylelikle kendilerini anlamakta zorlanmazlar. 1- EŞCİNSELLİK NEDİR? Eşcinsellik kelime manası ile Kendi cinsinden kimselerle cinsel ilişkide bulunan kimse, homoseksüel[4], Kendi cinsinden olanlara duygusal, erotik ve cinsel yönelim içinde bulunan kadın veya erkek. Eşcinsel (gay) terimi, hem kadın eşcinseller hem de erkek eşcinseller için kullanılmakla birlikte günlük hayatta daha çok, erkek eşcinselleri anlatır. 1–1 Cinsel Yönelim Nasıl oluşur? Cinsel yönelim, cinselliği oluşturan dört unsurdan biridir. Diğer üçünden belli bir cinsiyetteki (gender) bireye karşı süregelen duygusal, romantik ve cinsel çekimle ayrılır. Cinsellikle ilgili diğer üç unsur da biyolojik cinsiyet, toplumsal cinsiyet (gender) kimliği (erkek ya da kadın olmaya ilişkin psikolojik duyum) ve sosyal cinsiyet rolü (eril ya da kadınsı davranışları belirleyen kültürel normlara uyum). Tanınmış üç cinsel yönelime göre; kişinin kendi cinsiyetinden birine yönelmesi eşcinsellik, kişinin karşı cinsiyetten birine yönelmesi karşıcinsellik, kişinin her iki cinsiyete de yönelmesi biseksüelliktir (her iki cins ile de beraber olabilmek olarak açıklanabilir). Eşcinsel yönelimli bireyler kimi zaman "gay" (hem kadın hem erkekler için kullanılır) ya da "lezbiyen" (sadece kadınlar için) olarak adlandırılırlar. Cinsel yönelim, duyguları ve kendilik kavramını (self-concept) içerdiği için cinsel davranıştan farklıdır. Bireyler davranışlarıyla cinsel yönelimlerini ifade edebilecekleri gibi etmeyebilirler de. 1–2 Bireyin Cinsel Yöneliminin Sebepleri Nelerdir? Bilim insanları tarafından, bir bireyin cinsel yöneliminin nasıl geliştiği henüz anlaşılmamıştır. Farklı teoriler cinsel yönelimin sebepleri için farklı kaynaklar önermiştir; genetik ya da doğuştan gelen hormonal etkenler ve erken çocukluk döneminde yaşanılanlar gibi... (Buna karşın birçok bilim insanı, cinsel yönelimin erken yaşlarda biyolojik, psikolojik ve sosyal etkenlerin etkileşimiyle şekillendiği düşüncesini paylaşırlar.) 1–3 Cinsel Yönelim Bir Seçim midir? Çoğu insan için cinsel yönelim ergenlik döneminde (adolescence) hiçbir cinsel deneyim olmadan ortaya çıkmaktadır. Buna ek olarak, kimi bireyler cinsel yönelimlerini eşcinsellikten karşı cinselliğe çevirmek için yıllar boyunca hiçbir başarı elde edemeden uğraştıklarını ifade ederler. Bu sebeplerden dolayı psikologlar, cinsel yönelimi isteğe bağlı olarak değiştirilebilen bilinçli bir seçim olabileceğini düşünmezler. Ergenlikten itibaren de 'cinsel yönelimimiz' belirginleşir. Kendimize kendi cinsimizden birini cinsel eş olarak istiyorsak eşcinsel, karşı cinsten birini istiyorsak heteroseksüel, her ikisini de istiyorsak biseksüel oluruz. Bu üç cinsel yönelim de birbirine eşdeğerdir ve hiçbiri psikiyatride, en az 30 yıldır hastalık ya da bozukluk olarak kabul edilmiyor. Ayrıca cinsellikle ilgili bu üç temel kavram, bedensel cinsiyet, cinsel kimlik ve cinsel yönelim, kişilerin istemli olarak seçtikleri değil, karşı karşıya kaldıkları durumlardır. Hiçbirimiz kadın ya da erkek olarak doğmayı seçemeyeceğimiz gibi, cinsel yönelimimizi de seçemeyiz. Eşcinsel yönelim, keyfi, ahlaki veya istemli bir seçim değildir, aynen heteroseksüel yönelim gibi bir durumdur.[5] 1–4 Eşcinsellik Bir Zihinsel Hastalık mıdır ya da Duygusal Bir Sorun mudur? Psikologlar, psikiyatrisiler ve diğer sağlık uzmanları, eşcinselliğin hastalık, zihinsel bozukluk ya da duygusal bir problem olmadığında hemfikirdirler. 35 yıldan beri yapılan yansız araştırmalar eşcinsel yönelimle duygusal ya da sosyal problemler arasında herhangi bir bağın olmadığını göstermiştir. Geçmişte eşcinsellik hakkında bilgi, terapi görmekte olan lezbiyen ve gaylerden elde edildiği için toplum ve zihinsel hastalık uzmanları eşcinsellik ile ilgili taraflı ve gerçekdışı düşünceleri savundular. Ne zaman ki araştırmacılar terapi görmeyen lezbiyen ve gaylerden gelen bilgileri değerlendirdiler, eşcinselliğin zihinsel bir hastalık olduğu görüşünün yanlış olduğunu anladılar. Amerikan Psikiyatri Birliği 1973 yılında yeni araştırmaların önemini tüm zihinsel ve ruhsal hastalıkları içeren resmi el kitabından "eşcinsellik" terimini çıkartarak onayladı ve 1990'da WHO (Dünya Sağlık Örgütü) kararı ile psikiyatrik tanı sınıflamalarından tamamen çıkarıldı. 1975 yılında ise Amerikan Psikoloji Birliği bu değişikliği destekleyen bir karar çıkarttı. Kimi insanlar eşcinsel yönelim ile zihinsel hastalıklar arasında bir bağ kurarak onları hasta olarak damgalamaktadırlar. Bu iki birlik ise, tüm zihinsel ve ruhsal hastalıkları uzmanlarını, bunun gerçekdışı olduğunu ifade etmeleri konusunda zorlamaktadır. Eşcinselliğin bir zihinsel bozukluk olarak sınıflandırılmamasında n bu yana, yapılan yeni araştırmaların bulgularıyla iki birlik tarafından bu düşünce güçlendirilmiştir. 1–5 Terapi ile Cinsel Yönelim Değiştirilebilir mi? Her ne kadar eşcinsel eğilim zihinsel bir hastalık olmasa ve lezbiyen ve gaylerin karşı cinselliğe dönüştürme çabasında herhangi bir bilimsel bulgu bulunmasa da, bazı bireyler kendi cinsel yönelimlerini ya da başka bireylerinkini (çocukları için tedavi talepleri olan aileler gibi) değiştirmek isteyebilirler. Bu çeşit terapiyi üstlenen kimi terapistler danışanlarının cinsel yönelimlerini (eşcinsellikten karşı cinselliğe) değiştirdiklerini rapor etmişlerdir. Bu raporlarda yapılan inceleme sonucunda şüphe uyandıran faktörler bulunmuştur: Bu iddiaların birçoğu zihinsel sağlık araştırmacılarından değil, cinsel yönelime ideolojik açıdan bakan organizasyonlardan gelmiştir. Ayrıca tedavi süreci ve sonuçlarının da belgelendirilmesi yetersizdir. Bunun yanında danışanın tedavi sonrası durumunun gözlem süresi de çok kısadır. 1990 yılında Amerikan Psikoloji Birliği dönüşüm terapilerinin sonuç vermediğini tam aksine yarardan çok zarar verdiğini bilimsel kanıtlarla bildirmiştir. Bireyin cinsel eğiliminin değiştirilmesi, cinsel davranışlarının değiştirilmesinden ibaret değildir. Çünkü bu tür bir tedavi kişinin duygusal ve cinsel dünyasını, duygularını değiştirmeyi, kişinin kendilik kavramını ve sosyal kimliğinin tekrar yapılandırılmasını gerektirecektir. Bazı zihinsel sağlık uzmanlarının cinsel yönelimi dönüştürme çabasında olmalarına karşın; diğerleri, hastalık olmayan ve kişinin kimliği için çok önemli olan bu kişisel özelliği değiştirme çabasının etiğini sorgulamaktadırlar. Terapi talebinde bulunan her gay ve lezbiyen cinsel yönelimlerini değiştirmek istememektedir. Gay ve lezbiyenler açılmak ve önyargılar, ayrımcılık ve şiddetle baş etmek için psikolojik yardım talebinde bulunuyorlar. Özetleyecek olursak eğer: Homoseksüel'lik (Eşcinsellik) toplumda süregelen normal davranış şekline uymadığı için ''cinsel eğilim bozukluğu'' olarak adlandırılabilir. Eşcinselliğe sebep olan cinsel yönelimin sebepleri konusunda bir takım araştırmalar ve tartışmalar yapılmıştır. Bizim aydınlatmak açısından sormuş olduğumuz noktalara sırasıyla değinecek olursak; Yapılan araştırmalar sonucu genetik yapıları tamamen birbirinin aynı olan tek yumurta ikizlerinden birinde homoseksüel eğilimler olduğunda, bu durumun diğerinde de ortaya çıkma olasılığının %50'den fazla olduğu sonucunu ortaya çıkarmıştır. Bu durum genetik ile eşcinsellik arasındaki yakın ilgiyi gösteren önemli bir bulgudur. Genetik yapıları birbirinden farklı olan çift yumurta ikizlerinde de her iki bireyde birden eşcinsel eğilimler ortaya çıkma olasılığının yaklaşık %20 gibi yüksek bir oran olması, rahim içi dönemde gelişmekte olan bebekte üretilen bazı hormonların bebeğin beynine direkt etkiler göstererek henüz bu dönemde cinsel kimliğe ruhsal uyum sürecini başlattığı yönünde bir kanıya varılmıştır. Erişkin yaşlarda homoseksüel bireyler arasında yapılan çalışmalarda hormon seviyeleri açısından incelemeler yapılmış ama bir farklılık saptanamamıştır. Verilen örneklerden de anlayabileceğimiz gibi Eşcinselliğin gelişiminde kesin olmamakla birlikte genetik yatkınlık ve hormonal sebepler olabileceği gibi, homoseksüel davranışlar genelde her iki cinsiyette de sonradan yapılmış bir tercih gibi ileri yaşlarda ortaya çıkmaktadır. Özellikle bu noktada dikkat çeken önemli bir husus eşcinsel kadınlarda yapılan araştırmalar, söz konusu kadınların özgeçmişinde erkekler tarafından şiddete maruz bırakılmak, tecavüze uğramış olmak gibi bir kötüye kullanım olayın olmadığını göstermiştir. Ayrıca çocuklukta erkeklerle ilgili yaşanmış kötü bir deneyim, ciddi aile sorunları da eşcinseller için pek geçerli değildir. Yani sorun yetiştirilmeyle ya da erkeklerle ilgili değildir. Eşcinsellerin erkeklerden nefret ettiği de doğru değildir, eşcinsel kadına erkekler cinsel açıdan çekici gelmemektedir. Aynı şekilde Eşcinsel erkekler üzerinde de yapılan çalışmalar benzer sonuçları ortaya çıkarmıştır. Buraya kadar yazılanlardan da anlayabileceğimiz kadarıyla homoseksüel eğilim, bu özellikteki çoğu insan için ergenlik döneminde hiçbir cinsel deneyim olmadan ortaya çıkmaktadır. Psikologlar ve Psikiyatrisiler, eşcinselliğin hastalık, zihinsel bozukluk ya da duygusal bir problem olmadığı konusunda hemfikirdirler. Konu baask tarafından (05.05.2008 Saat 11:44 ) değiştirilmiştir.. | |||||||||
|
| Bu mesajından dolayı isimli kullanıcıya teşekkür edenler: | timmy (14.08.2009) |
| | #2 | |||||||||
| Ziyaretçi
Mesajlar: n/a
Seviye: -INF [ ]Aktiflik: NAN / -INF | 2- YAŞAM DÖNGÜSÜ VE GELİŞİMSEL KONULAR Eşcinsellerin yaşamı birçok yönden heteroseksüel kişilerin yaşamına benzer. Ancak yaşadıkları farklılık ve karşılaştıkları olumsuz tutumlar bu kişilere yaşam döngüsü boyunca özel gelişimsel ödevler yükler. Örneğin çocukluk ve ergenlik süresince kendini farklı hisseden ve aynı cinsten birine duyduğu çekimi fark eden gençlerin, farklılıklarını anlamaları ve eşcinselliklerini başkalarına açığa vurma süreciyle ifade etmeye başlamaları gerekecektir. Erişkinlikte bu kadın ve erkekler, yakın ilişkiler kurma ve aile oluşturmayla ilgili ciddi zorluklarla karşı karşıya kalacaklardır. 2–1 Eşcinsellik Karşıtı Tutumlar ve Heteroseksizm Homofobi terimi eşcinsellikten ve eşcinsellerden duyulan korku veya nefreti gösteren bir terimdir. Son zamanlarda eşcinsellik ve eşcinsellerle ilgili olumsuz inanç ve duyguları ifade etmek için eşcinsellik karşıtı tutumlar sözü kullanılmaktadır. Heteroseksizm ise "heteroseksüel olmayan her hangi bir davranış, kimlik, ilişki ya da topluluğu inkâr eden, damgalayan ve lekeleyen ideolojik bir sistem" olarak tanımlanır. Bu da ırkçılık gibi bir ideolojik baskı şeklidir. Eşcinsellik karşıtı tutumlar eşcinsel ve biseksüel kişilere karşı sözel saldırı, kısıtlamalar ve fiziksel şiddet şeklinde olabilir. Kurumlar da ayrımcılık yaparlar. Örneğin; çoğu dini kurum, askeriye ve okul etkin bir şekilde eşcinselliği yasaklar, cinselliğin ve duygusal ilişkilerin heteroseksüel olmayan şekillerine karşı olumsuz tutumları destekler. Eşcinsel bireyin gelişirken içine aldığı eşcinselliğe ilişkin olumsuz toplumsal tutumların, daha sonra kendini olumsuz değerlendirmenin bir şekli olarak ortaya çıkması, içselleştirilmiş homofobi olarak adlandırılır. İçselleştirilmiş homofobinin cinsel yönelim üzerine etkileri bireysel düzeyde çok farklı olsa da, bu tür olumsuz duygular aynı cinse duyulan çekimin inkârına, kişinin kendi eşcinselliğini kabul etmemesine ve cinsel yönelimin kimliğin diğer yönleriyle sağlıklı bütünleşmemesine neden olabilir. Pek çoğu bunu eşcinsellikleri nedeniyle bir kısıtlama, değersizlik olarak yaşar ve bazen depresyon, kaygı, inkâr ve intihar gibi psikiyatrik sorunlar da gösterebilir. 2–2 Açığa Vurma ve Anlamı Açığa vurma önceleri bir kişinin eşcinselliğini tanıması ve bunu kendine ve başkalarına açıklaması olarak tanımlanırdı. Açığa vurma kimlik gelişimi ile eş anlamlı değildir. Açığa vurma gay ve lezbiyen kimliğinin bir parçasıdır. Bazıları arkadaş grupları gibi belli ortamlarda bu aşamaya gelirken aile ya da iş ortamında kapalı kalabilirler. Eşcinsel özgürlüğüne ilişkin ilk yayınlarda açığa vurma ya da gizli tutma arasındaki ayrım, özgürlük ile baskı olarak çizilmiştir. Bunu izleyen dönemde, açığa vurma eşcinsellerin içselleştirilmiş homofobinin kendinden nefret ve diğer olumsuz yönlerinin üstesinden gelmesine yardım eden, sosyal ve ruhsal bir süreç olarak da tanımlanmıştır. Açığa vurma süregiden bir süreçtir. Çünkü eşcinsel bireylerin sürekli başkalarını kendi kimlikleri hakkında bilgilendirmeleri gerekir. Eşcinselliğe stereotipik kişiliklerin eşlik ettiğine ilişkin yaygın inançlara rağmen, gay ve lezbiyenler kimliklerine dair kasıtlı ya da kasıtsız ifşaat olmadan teşhis edilemezler. Bireyler kendilerinin öyle olmadığını açıkladıkça heteroseksüel olarak kabul edilirler. Belli bir giyim ya da davranış seklini yeğlemek, eşcinsellerin yaşadığı bölgelerde oturmak, gay ve lezbiyen topluluklara katılmak, aynı cinsten kişilerle ilişkiye girmek, gay ya da lezbiyen kişinin kimliğinin tanınmasına yardım edebilir; ancak başkalarını bilgilendirmek için bunların sürdürülmesi gerekir. Böylece birinin eşcinselliğini ifşa etmesi hem başkalarına bunu söylemesi, hem de cinsel yönelim kimliğinin yaygın olarak kabul edilen işaretlerini sergilemesiyle olur. Açığa vurma ile ilgili erkek eşcinsellerle yapılmış araştırmalar, kadınlardan daha fazladır. Kadınlar ilk cinsel deneyimlerini ve açığa vurmalarını erkeklerden daha geç yaşarlar. Açığa vurma ve ilk cinsel deneyim yaşı giderek daha erkene kaysa da sosyoekonomik durum, eğitim ve etnik köken gibi faktörler etkili olmaktadır. Gay ya da lezbiyen gibi görünen bir kişinin hiç bir zaman cinsel yönelimini açıklamamış olabileceği ya da gay ya da lezbiyen olduğuna dair stereotipik hiç bir belirti taşımamasına rağmen kişinin ailesine, arkadaşlarına, iş çevresine kendi kimliğini açıklayabileceği göz önünde tutulmalıdır. 2–3 Cinsiyet ve Toplumsal Cinsiyet Cinsel yönelimin ifade edilmesini etkileyen en önemli grup karakteristiği biyolojik cinsiyettir. Kadınlar ve erkekler, cinsiyet ve toplumsal cinsiyet farklılığı nedeniyle eşcinsellikle ilgili farklı deneyimlere sahiptir. Geçmişte gay ve lezbiyenlerin eşcinsellikleri nedeniyle benzer deneyimleri paylaştığı düşünülürdü, ancak bu inanış yerini lezbiyenlerin psikoloji ve gelişiminin gay bir erkeğin gelişiminden çok bir kadının psikoloji ve gelişimiyle ilişkili olduğu düşüncesine bırakmaktadır. Bir kız ya da oğlan olarak büyümek cinsel deneyimi ve cinsel yönelimi iki yolla etkiler: erkekler ve kadınlarla ilişkili farklı toplumsal cinsiyet özelliklerinin gelişimi ve farklı beklentilerin eklenmesi. Bu beklentiler cinsiyete dayalı kısıtlamalar, hatta ayrımcılık şeklini alabilir. Kız ve oğlanların toplumsal cinsiyet sosyalizasyonu, sosyal etkileşimlerin niteliğini etkileyen en belirgin güçlerden biridir. Bunun sonucu olarak kadınlar ve erkekler farklı davranırlar. Bir kişinin biyolojik cinsiyeti toplumsal cinsiyet özelliklerinin gelişiminde tamamen belirleyici faktör değilse de, cinsiyet ve toplumsal cinsiyet birbiriyle çok yakından ilişkilidir. Bu nedenle aynı cinsle ilişki, eşlerinin toplumsal cinsiyet özelliklerinden etkilenir. Örneğin; erkekler cinsel olarak daha aktif ve yarışmacıdır, sorunları kadınlardan farklı bir şekilde çözerler. Kadınlar ise duygularını daha fazla ifade ederler ve erkeklere göre daha fazla ilişki yönelimlidirler. Eşcinsel erkek ve kadınlar heteroseksüellere göre toplumsal cinsiyet stereotipleri içinde daha az rahat ederler. Bu nedenle de toplumsal cinsiyetle ilişkili özelliklerin ortaya çıkışı daha farklı olabilir. Cinsiyet ve toplumsal cinsiyetin eşcinsellikle ilişkisi açısından tarihsel olarak, eşcinsel kadın ve erkeklerin karşı biyolojik cinsiyetin toplumsal cinsiyet özelliklerini aynen taşıdıkları ya da ilişkilerinde iki kadın ya da iki erkek olarak toplumsal cinsiyet rollerini tamamladıkları görüşleri hâkimdi. Gerçekte eşcinsel kadın ve erkeklerin toplumsal cinsiyet özelliklerinin çeşitliliği ve ilişkileri heteroseksüel kadın ve erkeklerinki kadar değişken ve geniştir. 2–4 Yaş ve Nesil Eşcinsel ve biseksüel kadın ve erkeklerin açığa vurma yaşı, yetiştikleri dönem ve açığa vurmalarından sonra geçen zaman, eşcinsel ya da biseksüel olarak deneyimlerini önemli ölçüde etkiler. Daha yaşlı gay ve lezbiyenler gençlere göre daha fazla olumsuz sosyal yanıt ile karşı karşıya kalmaktadır. :'Ergenlik ve yetişkinlik döneminde kendini açmayan bir kişi, daha fazla çökkünlük ve eşcinselliği ile ilgili kayıp yaşamaktadır. Yakın bir duygusal ilişki kurmadan önce gay ya da lezbiyen kimliğini açığa vuran bir kişiyle böyle bir ilişki kurduktan sonra bir açıklamayı yapan bir kişi ya da gay ya da lezbiyen olarak tanınmamak için yakın ilişkiye girmeyen bir kişi arasında fark olacaktır. 2–5 Gelişim Dönemleri ile Cinsel Yönelimin Etkileşimi Cinsel yönelimle ilişkili deneyimler, eşcinsellerin yaşamlarının değişik dönemlerinde üstesinden gelinmesi gereken farklı ödevler, mücadeleler ve fırsatlara yol açar. Gelişimsel ödevler yaşam döngüsü içinde herkes için aynı yaşta ortaya çıkmaz. 2–6 Çocukluk Bu dönemde karşılaşılan temel konu kendini farklı hissetmek ve bazen de toplumsal cinsiyet rolü ile ilgilidir. Farklı hissetmek bir yabancılaşma duygusuna neden olabilir. Bu da sosyal yalıtım ve inkâra neden olabilir. Kendilerini daha az erkeksi hisseden oğlanlarda özgüven eksikliği olabilir. Okulda ve diğer sosyal ortamlarda akranları tarafından alay edilmek, küçük düşürülmek, uzak durulmak gibi tutumlar bunu pekiştirebilir. Böyle çocuklar aileleri tarafından eleştirilir ya da değersiz gibi davranılır. Kimi ana baba ya da ruh sağlığı çalışanları, daha geleneksel toplumsal cinsiyet rollerinin oluşması için uğraşabilirler. Kimileri ise çocukları heteroseksüel gelişim beklentilerine uyamadıklarında, onları görmezden gelebilir ya da uzak tutarlar. Bu gibi deneyimler çocuğun başkalarının olumsuz tepkilerini içselleştirmesine ve bazı çocukları kendiliklerinin değersiz, yani cinsellik ve toplumsal cinsiyetle ilişkili yönlerini reddetmeye zorlar. Bu etkiler şiddetliyse veya çocukluk süresince açık ayrımcılık veya şiddet eşlik ediyorsa, kişilik daha da zarar görür ve sonrasında psikolojik, sosyal kapasite ve iş uyumunu bozar. 2–7 Ergenlik Ergenlik çoğu genç için özellikle incinmeye açık bir dönemdir. Bu dönemde bir kimlik bütünlüğü oluşturmaya, ailesinden ayrılmaya çalışan genç, ilk erişkinliğinde geliştireceği çalışma ve ilişki örüntülerini dener. Çoğu eşcinsel genç aynı cinse duydukları çekimi ilk kez fiziksel olarak olgunlaşmaya başladıkları bu dönemde fark eder. Gay ve lezbiyen erişkinler ergenlik döneminde cinsel yönelimlerinin farkına vardıklarını, gay veya lezbiyen kimliği oluşturmanın ilk safhalarında ilerlediklerini, aynı cinsten kişilerle duygusal ve cinsel ilişkiler oluşturmaya başladıklarını ve eşcinsel topluluklarla bağlantılar geliştirdiklerini hatırlar. Eşcinsel gençlerin çoğu ergenlik sırasında heteroseksüel ilişkilere de girer. Çoğu gay ve lezbiyen ergen cinsel yönelim kimliği gelişiminin bazı yönlerini, bilinçli ya da bilinçdışı bir şekilde, daha fazla güvenlik ve destek elde edinceye dek erteler. Bu erteleme okul bitinceye, daha fazla kabul ve anonimliğin olduğu kentsel bölgelere taşınıncaya, gay ya da lezbiyen kimliğini kabul eden bir arkadaş ağı oluşuncaya dek olabilir. Bazı ergenler aynı cinse duydukları çekimin farkında olmayı tamamen bastırırken, diğerleri savunmacı bir şekilde heteroseksüel ilişkiler ve kimlik kurmaya kalkışırlar. Bazıları da bilinçli olarak cinsel yönelimlerini ortaya koymaktan kaçınırlar. Uygun rol modellerinin ve destek kaynaklarının olmaması nedeniyle gay ve lezbiyen olmaya eşlik eden damgalanma, açık bir şekilde gay ya da lezbiyen olan gençlerin okulda sıklıkla kurbanlaştırılası, ailenin ve diğer önemli figürlerin yaşamlarında olmaması nedeniyle çoğu genç hâlâ sağlam bir eşcinsel kimliğini oluşturmak ve bütünleştirmek konusunda zorluk çekmektedirler. 2–8 Genç Erişkinlik Eşcinseller 20’li ve 30’lu yaşlarında heteroseksüel yaşıtlarıyla aynı gelişimsel ödevlerle karşı karşıya kalırlar: kariyer geliştirmek, sosyal bir kimlik oluşturmak, yakın ilişkiler için kapasite oluşturmak ve belki de çocuk yetiştirmek gibi. Olumsuz dış güçler ve içselleşmiş homofobi nedeniyle bazı eşcinseller cinsel kimliklerini oluşturma konusunda bir gecikme yaşarlar. Bunu da bazen kariyerlerini geliştirerek telafi ederler. Çoğu ergenlik süresince aynı cinsten birileriyle çıkmadığı için, geleneksel heteroseksüel ilişki örüntülerine uymayan cinsel ve akran grubu ilişkilerine girebilir. Erken erişkinlik süresince pek çok heteroseksüel kişi evlenir ve çocuk sahibi olur. Eşcinseller bu yaşlarda uzun süreli ilişkileri daha az oluşturur. Ama genellikle özel bir ilişki kurulmuş olur. Bir önceki kuşakta pek çoğu heteroseksüel bir kişilik oluşturmuş, heteroseksüel evlilikler yapmış, çocuk yetiştirmiştir. Günümüzde eşcinsel bir topluluk içinde doyurucu bir arkadaş ağı geliştirerek yaşamak, birincil aynı cins ilişkileri kurmak, çocuk yetiştirmek ve evlat edinmek gibi seçeneklere ulaşan eşcinseller, yine de ayrımcılık ve içselleştirilmiş homofobinin etkileri nedeniyle kısıtlanma hissetmeye devam eder. HIV enfeksiyonu ve AIDS de gay erkeklerin ilişkilerine ve cinselliklerine büyük ölçüde etki yapmıştır. Yakın ilişkiler oluşturma ve sağlıklı bir iyilik halinin önünde yeni bariyerler meydana gelmiştir. 2–9 Aileler ve İlişkiler Eşcinsel ve biseksüel bireyler de heteroseksüel çocuklar yetiştiren ailelerde büyürler, ancak bu ailelerde doğmak çok azına cinsel yönelimleri bilinerek ve tanınarak yetişme şansı verir. Kendilerinin cinsel duygularını ve kimliklerini desteklemeyen ailelerde yetişmenin bir sonucu olarak eşcinseller, kendilerine "seçilmiş aile" dedikleri arkadaşlık ağı kurarlar. Eşcinsellerin çoğunluğu kendi çekirdek aile yapılarını oluştururlar. Bu kalıcı, romantik aynı cins ilişkisi, uzun süreli birlikte yaşama, çocuklarla birlikte tek ya da eş ebeveynli ev yaşamı şeklinde olabilir. Aile tarafından kabullenilmemek kendilik değeri ve kendini kabul etmeyi etkileyerek, gencin başkalarınca kabullenilme veya reddedilme beklentilerini şekillendirir. Genç, ailesinden ayrıldıktan sonra kendi arkadaş ağını oluşturur. Bu tanıdıklar gence ihtiyaç duyduğu desteği sağlarlar. Bazı durumlarda bu ilişkiler romantik ilişkilerden daha uzun süreli ve eşcinsel bireyin hayatında bir sevgiliden daha önemlidir. Araştırmalar gay ve lezbiyenlerin, stereotipik inançların aksine, yakın aynı cins ilişkisi kurdukları ve sürdürdüklerini göstermektedir.[6] Aileye açılmadaki sorunlarda ise; ailenin çocuklarını bir eşcinsel olarak kabul etmeleridir. Eşcinsellerin aileleri genel olarak bunu her ne kadar kabul eder gibi görünseler de birçok aile bunu kabul etmekte oldukça zorlanır ve hatta konuya şantaj, tehdit, fiziksel şiddetle yaklaşabiliyorlar; çocuklarını suçlu duruma sokacak stratejiler izleyebiliyorlar. Elbette bu davranışların kaynağı çocuklarına olan sevgisizlikleri değil, köklerini heteroseksizmden alan korku, bilgisizlik, önyargı, vb. etmenlerdir. Bu etmenler açılma ve sonrası süreçte kriz ortamının oluşmasına sebep olmaktadır. Olağan bir şekilde gelişen bu süreci aşılamaz görmek yerine, onlarla birlikte dönüşebilmenin zeminlerini yaratmaya dönük çalışmalar yapılmalıdır. | |||||||||
|
| | #3 | |||||||||
| Ziyaretçi
Mesajlar: n/a
Seviye: -INF [ ]Aktiflik: NAN / -INF | 3- EŞCİNSELLİĞİN TARİHİ GELİŞİMİ Eşcinsellik ilk kez 19. yüzyılın ikinci yarısında aynı cinsten kişilere karşı erotik isteği tanımlamak için kullanılmıştır. Heteroseksüel terimi daha sonraları karşı cinsten kişilere erotik isteğe karşılık geliştirilmiştir. Biseksüeldik ise Freud tarafından her iki cinse karşı duyulan çekimi anlatmak için kullanılmıştır. Bu terimler daha çok cinsel istek, toplumsal cinsiyet rolleri, cinsel davranış şekilleri, kişisel ve toplumsal kimlik, kişilik tipi, normallik ve anormallik derecesi, ruhsal hastalığın bulunup bulunmaması gibi alanlarda yaygın olarak kullanılmışlardır. Eşcinsellik ile ilgili modern görüşlerin kökeni 19. yüzyılın ikinci yarısına dayanmaktadır. Bu dönemde daha önceleri eşcinselliği dini ve ahlaki çürüme olarak gören görüşlerden, bilimsel olarak anlama çabalarına geçiş olmuştur. Eşcinsel terimini ilk kez 1869'da Macar hekim Karoli Kertbeny kullanmıştır. Alman eşcinsel hakları savunucusu Ulrich erkek eşcinselliğini bir erkek bedeninde kadın ruhu olarak tanımlamış, biyolojik olarak belirlenen doğal bir durum olan eşcinselliğin, beyinde anatomik olarak yerini saptamaya çalışmıştır. Eşcinselliğin tıbbi kökenlerinin araştırıldığı bu dönemde eşcinsel erkeklerin testislerinin çıkarılıp yerine heteroseksüel olduğu bilinen erkeklerin testislerinin yerleştirildiği dahi olmuştur. Kalıtım, hormonal nedenler üzerinde durulmuş ve eşcinsel ve heteroseksüel bireyler arasındaki anatomik ya da yapısal farklılıklar araştırılmıştır. Kadın eşcinselliği ise tamamen görmezden gelinmiştir. 3–1 Antik Yunan’da ve Avrupa’da Eşcinsellik Eşcinselliğin tarihi konusunda da epeyi yanlış inanç dolaşır ortalıkta. Örneğin, antik Yunan’daki eşcinsellik konusunda duymadığı şey kalmayan günümüz insanı eşcinselliği yalnızca antik Yunanlıların sosyal açıdan kabul edilebilir buldukları izlenimine kapılabilir. Aslında, antik Keltler, Almanlar ve Persler de bunu görmezlikten geldiler ya da hoşgörüyle karşıladılar. Ancak, her toplumda eşcinsellik büyük ölçüde askeriyenin kaymak tabakasıyla sınırlı kaldı. Yunanistan’da eşcinsellik MÖ yaklaşık beşinci yüzyılda azalmaya başladı ama bunun nedeni ahlakçıların bu işi kötü olarak nitelendirmeleri değildi. Azalmanın nedeni aristokrasiden kaynaklanıyordu ve beşinci yüzyıl da (Demokrasi Çağı) aristokrasinin yüzyılıydı. Eşcinselliğe ilişkin diğer bir yanlış inanç da daha yeni ortaya çıkmaya başladığıdır. Aslında, günümüzde giderek artan oranda eşcinsel, geçmişe kıyasla, cinsel kimliğini daha kolay açıklayabiliyorsa da, on yedinci yüzyıldan itibaren insanlar kendilerini eşcinsel olarak adlandırmaya başladılar. O tarihte, kente denizcilerin doluşmasına yol açan modern İngiliz donanmasının doğuşuna bağlı olarak özellikle Londra’da bir eşcinsel alt kültürü ortaya çıkmaya başladı. Londra’daki eşcinsel kulüplerine gitmek istemeyen İngilizler, on sekizinci yüzyıldan itibaren, kıta Avrupa’sındaki benzer kulüplerde eğlenebiliyordu. Tarihçiler Fransa, Hollanda, Almanya ve İtalya’da “homo-erotik kulüp” adı verilen yerler buldular. Görünüşe bakılırsa İngiliz eşcinseller kendi ülkelerinden ziyade Avrupa’daki bir eşcinsel kulübe gitmenin daha az risk yarattığını düşünüyorlardı. Büyük Avrupa turunun “büyük” olarak adlandırılmasının nedenlerinden biri de İngilizlerin cinsel isteklerini Avrupa’da İngiltere’ye kıyasla daha kolay doyurabilmeleriydi. Eşcinsel olanlar kadar olmayanlar için de geçerliydi bu durum. Aslında, eşcinsellik antik Yunan-Roma dönemlerine kıyasla günümüzde daha rahat yaşanıyor. Ama Avrupa’nın en önemli tarihsel kişilerinden bazıları açıkça eşcinseldi. İngiltere’de Aslan Yürekli Richard ve II. Edward her açıdan tam bir eşcinseldi, en azından kendi çevrelerinde. Fransız I. Philip de öyle. Hatta aşığını kardinal olarak bile atadı. (Papa II. Urban’ın bu ilişkiden haberdar olduğu söylenir.) Eşcinsellik Batı’da, en azından İsa’nın doğumundan sonra, kuşkuyla karşılanmıştır ama hep tehlikeli görülmemiştir. Yale Üniversitesi’nden Profesör John Boswell, bu konudaki öncü çalışmasında, Hıristiyanlığın ilk beş yüz yılı içinde eşcinselliğin epeyi hoş görüldüğünü saptar. “Hıristiyanlık iki yüzyılı aşkın bir süredir devlet dini olmasına rağmen” Roma İmparatorluğu ancak MS altıncı yüzyılda eşcinsel davranışı yasadışı ilan eder. Profesör Boswell’e göre, Orta Çağ’ın ilk dönemlerinde eşcinsellik zinadan daha hafif bir suç olarak görülürdü. Örneğin, sekizinci yüzyılda, Papa Aziz II. Gregory’nin, papazlara ava gittikleri için verdiği ceza eşcinsel ilişkiye verilen cezalara kıyasla daha şiddetliydi. (Kefaret cezası eşcinsel ilişkiye girilirse bir yıl, ava gidilirse üç yıldı.) Eşcinsel ilişkiye yönelik açık ve şiddetli düşmanlık geleneği on ikinci yüzyılda başlar. O dönemde, eşcinsel davranışın halkın gözündeki imajı “varlıklı azınlığın, şiirlerde anlatılıp dalga geçilen kişisel tercihi olmaktan çıkıp tehlikeli, sosyal hayata ters düşen günahkâr bir sapıklığa” dönüşür. İşin dikkat çeken bir yanı şu ki, Yahudilerin katledilmesi eşcinsellerin katledilmesiyle aynı dönemde başlamıştır. Tarihte olayların gelişme tarzı böyle olmuş hep. Örneğin, Naziler Yahudilerin yanı sıra eşcinsellerin de peşine düşmüşler ve 220 binden fazla eşcinseli öldürmüşlerdir. Nazilerin üst kademelerinde çok sayıda eşcinsel bulunduğu söylenir ama görünüşe göre sayıları sadece bir taneydi: Ernest Röhm, SA komutanı. Hitler 1934’de Uzun Bıçaklar Gecesi’nde ortadan kaldırır onu. Röhm, serseri Kahverengi Gömleklileri sıkı birer savaşçıya dönüştürmede faydalı olduğu sürece hayatta kalmıştır. 3–2 Osmanlı’da Eşcinsellik[7] Osmanlı cinsellik metinlerinin azımsanmayacak bir bölümünü oluşturur ve bunları görmezlikten gelmek de zordur. Bu tür ilişkiler, o dönemin şartları içerisinde olağan bir davranış görüntüsü verir. Eşcinsel eğilim, sıradan şairinden divan sahibi şeyhülislamına yani en yüksek düzeydeki din görevlisine, padişahın maiyetindeki besteciden semai kahvelerinde sazını çalarak geçinen müzisyenine, ansiklopedistlerden tasavvuf bilginine kadar, toplumun değişik kesimlerinden gelenlerin yazdıklarında açıkça görülür. Alışılmış görüntülerden biri, kadının kötülenmesidir. Mesela Sümbülzade Vehbi'ye göre erkek," Eli kınalı kadınlardan elini çekmelidir, zira kadınlar, erkeğe kanlı gömlek giydirebilirler"; "Dest-i hınna-zedelerden el çek, Giydirirler sana kanlı göynek" Lamii Çelebi ise, erkeklere "evde kahbe tutmayın" diye nasihat eder; "Merd isen evde kahbeyi tutma Ger boyunca batursa altına Lanet olsun ana ve maline de Mali mel'un, kendi mel'une" Seni boyunca altına da gark etse Erkeksen, kahbeyi evinde tutma... Ona da malına da lanet olsun! Malı da, kendisi de mel'un..." Ve kadın unsurunun yerini erkek sevgili alır. Fuzuli;"Subh çekmiş çerha tıygın taşa çalmış afitab/ Zahir etmiş ol meh-i dellake ayn-i intisab" diye başlayan gazelinde "Sabah usturasını bilemiş, güneş kılıcını taşa çalıp o ay gibi tellağa bağlılığını göstermiş. Başlar “onun anber kokulu usturasının hareketinden, suyun dalgalanıp kabarcıklar meydana getirmesi gibi neşelenip tertemiz oluyor. Her kılımın ucunda bir baş olsaydı ve sevgilim onları saç gibi doğrasaydı, kanlar döken usturasından yine de kaçmazdım..." sözleriyle, hamamda saç tıraşı yapan bir tellağa övgüler yağdırır. Divan şiirinin hemen her ünlü adı, bu şekilde mısraların yer aldığı "hammamiye"ler düzer ve güzel delikanlıları tasvir ederler. Erkek sevgilinin şiirde sadece böylesine sembol olarak değil, adıyla, sanıyla geçmesi olağan bir şeydir. Örneğin, Zati'nin Rüstem'i güzelliğinin anlatımı cihanı baştanbaşa tutmuş, destanı gönül macerasında söylenir olmuştur; "Vasf-ı hüsni tutdı sertaser cihanı Rüstem'ün Söylenür mecma'-ı dilde dasitanı Rüstemün" Zati' sadece Rüstem'le değil, Ahmed'le, Recep'le, Halil'le ve belki de daha başkalarıyla da gününü gün etmekte ama dert de çekmektedir. En çok üzüntü verenlerden biri, Ferhad'dır: "Ona gönül verdiğinden beri bir ağlasa, dağlar ve taşlar ahenge gelecektir"; "Nice dağ-u taş aheng ider ah-u figan eylesem” Olaldan Zatiya âşık-ı gam-kini Ferhad'ın” " Taşlıcalı Yahya, Memi'sinin benzerini göklerde bile bulamamıştır. Gerçi,"Bir gece rüyamda on sekiz bin âlemi gördüm... Bu büyük göğü gündüz gibi, dokuz kez dolaştım... Sana benzer ne melek, ne de insan gördüm... Benim gencim, sevdiğim canım Memi" diye anlatır; Bir gice seyrimde gördüm on sekiz bin âlemi Gün gibi dokkuz dolaşdım bu sipihr-i a'zemi Ne melek gördim sana benzer ne üns-i âdemi Nehcivanım, sevdiğim canım Memi canım Memi" Böylesine şiir örneklerini uzatacak olursak, sayfalarca devam eder gider. Şehirlerdeki genç erkeklerin, nadir de olsa kızların zerafetlerinden ve özelliklerinden şiir şeklinde sözeden, sadece onları anlatmak için kaleme alınmış ve ünlü şairlerin imzasını taşıyan eserlerde vardır: Şehrengizler. Şehrengizlerin bazı bölümleri geçmişte bölük pörçük de olsa yayınlandığı için, buraya tam metni bugüne kadar hiçbir yerde çıkmayan, şehrengiz benzeri bir başka eserin tamamını alıyoruz: Hamamcılar Kethudası derviş İsmail'in 1686 tarihini taşıyan "Dellakname-i Dilküşa" sını, yani "Gönüller Açan Tellaklar Kitabı"nı. I- Sadece Kese ve Sabun mu? "Tellak" veya "dellak" denilen hamam işçileri geçmiş yüzyıllarda, hamama gidenleri sadece "keseleyip sabunlama" işine mi yararlardı? "Dellakname-i Dilküşa", bunun böyle olmadığını, tellakların müşterilerin başka "isteklerini" de yerine getirdiklerini anlatıyor. Risalenin konusu, o dönem İstanbul'unda isim sahibi on bir hamam tellağının öyküsü ve "iş"lerini nasıl yaptıkları. Kitabın içeriği kadar geçmişi de ilginç.1903 yılında, Taif mutasarrıfı olan o dönemin meşhur yazarlarından Mehmet Ali Ayni Bey, risaleyi Taif'te Şeyh Yasin el Rumi adında bir zenginin evinde bulur. Şeyh Yasin, İbrahim Çavuş adlı bir yeniçerinin torununun oğludur. İbrahim Çavuş, yeniçerilerin ortadan kaldırıldığı 1826 kıyımından sonra Arabistan'a kaçıp Taif'te yerleşmiş, torununun çocuğu olan Şeyh Yasin Dellakname'yi Mısır'daki bir kitap mezatından satın almıştır. Mehmet Ali Ayni Bey, kitabı kopya eder, İstanbul'a dönerken yanında getirir ve risalenin el yazısıyla peş peşe kopyaları çıkartılır. Bizim, 1985'de İstanbul'da yapılan bir müzayededen satın aldığımız nüsha da, bu kopyalardan biri. Derviş İsmail'in yazdıklarından, 17. yüzyıl sonlarında İstanbul, Eyüp, Galata ve Üsküdar'daki toplam 408 hamamda 2 bin 321 tellağın çalıştığı anlaşılıyor. Risalede söz konusu edilen 11 tellakla bunların çalıştıkları hamamlar, şunlar; “Kılıç Ali Paşa Hamamı'nda yemenici Bali, Fındıklı Müftü Hamamı'nda Sipahi Mustafa Bey, Kasımpaşa Piyale Hamamı'nda Seyis Hasan Ali, aynı hamamda Kalyoncu Süleyman, Yıldızbaba Hamamı'nda Kız Softa Ürgüplü İsmail, Kadırga Çardaklı Hamam'da Kınalıkuzu Firuz, Üsküdar Kolluk Hamamı'nda Peremeci Benli Kara Davud, Mahmut Paşa Hamamı'nda Altınbaş Beyoğlu, Eyüp Eski Yeni Hamam'da Keşmir Mustafa, Azapkapısı Yeşildirekli Hamam'da Hamleci İbrahim ve Şengül Hamamı'nda Karanfil Hasan.“ Risale, tellakların sadece "görevlerini" yerine getirme tekniklerinden söz etmiyor. Bu "görevlerin" nerede ve ne şekilde yapıldığını, kurna başı işlerini, camekânlı odada "döşek yoldaşlığını" ve müşterilerin ödeyeceği fiyatları da veriyor. "Dellakname-i Dilküşa"dan geçmişte sadece Reşat Ekrem Koçu'nun İstanbul Ansiklopedisi'nde söz edildi. Kitabın adı ve bahsettiği tellakların isimleri ansiklopedide madde halinde çok kısa yer aldı, tam metin ise hiçbir yerde yayınlanmadı. Divan şiirinin hemen her ünlü adı, bu şekilde mısralarının yer aldığı hammamiyeler düzer ve güzel delikanlıları tasvir ederler. Erkek sevgilinin şiirde sadece böylesine sembol olarak değil, adıyla, sanıyla geçmesi olağan bir şeydir. 1082 yılında Ziyaroğulları'ndan Emir Keykavus tarafından kaleme alınan Kabusname sevişmeyi konu olarak işleyen Farsça bir ansiklopedik eserdir. Kabusname'den örnek bir bölüm şöyledir: "…Yaz olunca avratlara, kışın oğlanlara meylet ki, vücutça sağlam olasın. Zira oğlan teni sıcaktır, yazın iki sıcak bir araya gelirse vücudu bozar. Avrat teni ise soğuktur, kışın iki soğuk, vücudu kurutur…" Osmanlı eşcinsel metinlerinden bahsedildiğinde, akla ilk gelen isimlerden biri Enderunlu Fazıl Bey'dir. 1759–1810 yılları arasında yaşamış. Dönemin tanınmış bir eşcinseli ve eşcinsel olmakla her zaman, her vesileyle övünmüş. Kadınlardan zevk almadığını devamlı tekrarlamış, eserlerinde hep bu konuyu işlemiş. Maceralarını, duygularını, isteklerini apaçık ve hiçbir şeyin ardına gizlenmeden anlatmış. Üstelik bu açık sözlülüğü, ona ünlü beytini, "Şairiz, şeyn verir şanımıza / Giremez fahişe divanımıza"yı (Şairiz, fahişeler divanımıza giremez, böyle bir şey bize utanç verir) yazdıracak dereceye varmıştır. Fazıl'ın, bugün elimizde beş kitabı var: Defter-i Aşk, Hubanname, Zenanname, Çenginame ve Divan. Kitapların geçmişi de, yazarları gibi maceralı. Kimisi yazma olarak elden ele dolaşır, kimisi de basılır ama bazen ahlak dışı bulunarak toplatılır. Defter-i Aşk'ta şair, başından geçen aşk maceralarını hikâye eder. Saraya alınışını, Enderun'daki bazı delikanlılara âşık olunca kovuluşunu, sefaletini ve bir Çingene genciyle olan gönül ilişkisine yer verir. Hubanname'de, dünyanın çeşitli uluslarına mensup delikanlıların özelliklerini anlatır. Sevgilisi, diğer ülkelerin güzel erkeklerini de öğrenmek istediğini söyler ve Fazıl bu isteği yerine getirmek için kaleme sarılır. Divan, dini şiirler, devrin büyüklerine övgüler ve yine delikanlılar için yazılmış gazellerle doludur. Fazıl bu şiirlerle kendisine özgü bir tarz yaratır, o güne kadar söylenmeye cesaret edemediği bazı ifadeleri açıkça kullanır. Bu konuyu biraz daha genişletecek olursak eğer, gerçekten çok ilginç ve neredeyse kimsenin duy(a)madığı bazı gerçeklerle yüzleşiriz. Gelin bu mesele üzerine ünlü Fazıl’ın Çenginame yani Erkek Dansçılar Kitabı’ından bir örnekle devam edelim. Şair bu kitabında erkek dansçıları konu alır ve başından geçen bir olayı bizlere şöyle anlatır: Erkeklerin ve erkek sevgililerinin konuşulduğu bir toplulukta çengi denilen dansçılar üzerine yapılan bir tartışmaya tanık olur. Herkes bir başka çengiyi methetmekte, göklere çıkarmakta ama hangisinin en yakışıklı ve en hünerli olduğu hakkında bir türlü karar verememektedirler. Sonuçta Fazıl'dan hakemlik etmesini ve bu konuda bir kitap yazmasını isterler. O da oturur, Rum, Yahudi, Ermeni, Hırvat ve Çingene milletinden gelme 42 erkek dansçıyı şiirlerle anlattığı Çingenamesi'ni kaleme alır. İşte Çingename'deki düzyazı şeklinde kaleme alınan oyunculardan bazıları: BÜYÜK AFET denilen güzel YORGAKİ'nin temiz vücudu gümüşe benzer. O edasının, yiğitçe yürüyüşünün dünyada bir benzeri daha yoktur. Görünüşü, hareketleri âlemi kendisine bağlar… Aşığın burnuna girse bile, değer. ANDON, eli ağzına uyan bir dilberdi, naz tahtı üzerine kurulmuş İskender'e benzerdi, iki bin aşığı vardı… Şimdi yüzüne sinekler üşüştü, şirin dudaklarına karıncalar düştü… Meğer güzellik de kuş gibiymiş… Çengilerin şahı MISIRLI'nın vücudunun uyumu ve boyu eşsizdir. Aslı Yahudi'dir. Raksa girip her tarafını oynatmaya başlayınca, halkı deli eder… Âşıklarını saymakla bitiremezler. Hem çehresi, hem yürüyüşü bir hoştur, şalvarını çözdüğünde daha da hoş olur… KANARYA, âşıkların kuşunu kaldırıyor… Güzeller içinde bir bülbül… Onun yanında bize düşen, mum tutmak… İşte bu noktada, günümüzde de olduğu gibi toplumsal bir iki yüzlülükten söz etmek gerekiyor. İnsanlar (o dönemde daha çok bürokratlar) eşcinselliği yaşıyorlar fakat aynı zamanda evli ve çocuk sahibidirler. Eşcinsel amaçları için kullandıkları eşlerini, hizmetkâr kılığında yanlarında bulunduruyorlar. Böylece eşcinsel fiiller gizlenmiş oluyor. Oğlan-sevgililerde aranan özellikler ise daha çok bir kadında bulunması gereken özelliklerdir. Bütün bunlardan o dönem insanının daha çok cinsel çeşitlilik peşinde olduğu sonucuna varılabilir. | |||||||||
|
| | #4 | |||||||||
| Ziyaretçi
Mesajlar: n/a
Seviye: -INF [ ]Aktiflik: NAN / -INF | 4- GÜNÜMÜZDE HUKUKÎ AÇIDAN ULUSLAR ARASI, TÜRKİYE, AVRUPA, TÜRK DEVLETLERİ VE TACİKİSTAN YASALARINDA EŞCİNSELLİK 4–1 Uluslar Arası Sözleşmeler BM İnsan Hakları Komitesi, 1989 yılındaki otuz yedinci oturumunda yaptığı 18 nolu Genel Yorumda, “Her Türlü Irk Ayrımcılığının Tasfiye Edilmesine Dair Uluslararası BM Sözleşmesinin” 1. maddesindeki “ırksal ayrımcılık” ve yine “Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Tasfiye Edilmesine Dair BM Sözleşmesinin” 1. maddesindeki “kadına karşı ayrımcılık” tanımlarına atıfta bulunarak, ayrımcılığa ilişkin aşağıdaki tanımı geliştirmiştir: " Komite Sözleşmelerde kullanılan ‘ayrımcılık’ teriminin ırk, renk, cinsiyet, dil, din, politik ya da diğer görüşler, ulusal ya da sosyal köken, mülkiyet, doğum ya da diğer statüler gibi herhangi bir zemin üzerine dayandırılan ve bütün hak ve özgürlüklerin eşit ölçüde bütün kişiler tarafından tanınmasını, kullanılmasını veya yararlanılmasını kaldırma veya zayıflatma amacına sahip, herhangi bir ayrıma, dışlama, kısıtlama veya üstünlük tanıma olarak anlaşılması gerektiğine inanmaktadır." Bu tanım göz önüne alındığında, Avrupa Konseyi’nin de BM İnsan Hakları Komitesinden farklı düşünmediğini söylemek mümkündür. Nitekim Avrupa İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesine Ek 12 Nolu Protokol’ün 1. maddesi benzer genişlikte bir ayrımcılık tanımı yapar ve ayrımcılığı genel olarak yasaklar: “Madde 1-Genel olarak ayrımcılığın yasaklanması Kanunda öngörülen haklardan yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasi veya başka görüşler, ulusal ya da sosyal köken, ulusal bir azınlığa mensubiyet, servet, doğum veya başka bir statüden kaynaklanan herhangi bir nedenle ayrım yapılmaksızın sağlanır. Kimse, herhangi bir kamu otoritesi tarafından, 1. fıkrada sayılan gerekçelerle ayrımcılığa tabi tutulamaz.” 4–2 T.C. Anayasası T.C Kanunlarında eşcinsellikle doğrudan ilgili hiç bir yasa, tüzük ya da düzenleme yoktur. Bu bir anlamda eşcinseller için avantajdır. Avantajdır, çünkü ülkemizde de kabul edildiği üzere hukukun genel prensibi olarak, kanunu olmayan bir şeyin suç olması mümkün değildir. Daha basit bir anlatımla, eşcinselliği cezalandırmak için yetkililerin ellerinde dayanabilecekleri herhangi bir kanun maddesi bulunmamaktadır. Fakat yine de herhangi bir ayrımcılığa uğrandığında ilgili sayılabilecek anayasa maddesini ve 2006 tarihli 5237 sayılı kanununun 122. maddesini korunmak amacıyla kullanabiliriz. MADDE 10. – Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadır. MADDE 12. – Herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir. Temel hak ve hürriyetler, kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva eder. MADDE 20. – Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz. (Mülga cümle: 3.10.2001–4709/5 md.)[8] I- Ayrımcılığa Dair Yasal Mevzuat Türkiye’nin yasal mevzuatı ayrımcılığın değişik biçimlerine ilişkin bazı hükümler getirmekle birlikte kapsamlı bir mevzuat söz konusu değildir. Türkiye’de ayrımcılıkla ilgili olarak sıkıntı yaratan bir diğer sorun da, Türkiye’nin uluslararası İnsan Hakları Sözleşmelerini onaylamak ve uygulamak konusundaki çekinceli tavrıdır. AB’ye aday on üç ülkede ayrımcılıkla mücadele için alınan önlemlere ilişkin hazırlanan rapor, söz konusu yasal mevzuatı değişik yönleriyle aktarmaktadır. Son olarak kabul edilen Türk Ceza Kanunun, 122. Maddesi genel anlamda ayrımcılığı ilk kez yasaklamakta ve ayrımcılığa karşı cezai yaptırım öngörmektedir. 5237 sayılı kanunun "Ayrımcılık" başlıklı 122'nci maddesinde; "Kişiler arasında dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım yaparak; a) Bir taşınır veya taşınmaz malın satılmasını, devrini veya bir hizmetin icrasını veya hizmetten yararlanılmasını engelleyen veya kişinin işe alınmasını veya alınmamasını yukarıda sayılan hallerden birine bağlayan, b) Besin maddelerini vermeyen veya kamuya arz edilmiş bir hizmeti yapmayı reddeden, c) Kişinin olağan bir ekonomik etkinlikte bulunmasını engelleyen, Kimse hakkında altı aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezası verilir." Hükümleri getirilmiştir. Bu maddeyle korunan hukuki yarar insanlar arasında hukukun izin vermediği ayrımlar yapılarak, bazı kişilerin hukukun sağladığı haklardan yoksun kılınmasının önlenmesidir. Bu suretle bireyler arasında ayrımcılık yapılmasının önlenmesi amaçlanmaktadır. Yapılan bu düzenleme ile kişiler arasında dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım yapılarak bir kişinin işe alınmasını veya alınmamasını yukarıda sayılan hallerden birine bağlama fiili suç olarak kabul edilmiştir. Bununla birlikte, hazırlanan ilk taslakta eşcinselliğin kastedildiği "cinsel yönelime ilişkin ayrımcılık" da yasaklanmış olmasına rağmen, yasanın kabul edilen halinde cinsel yönelime ilişkin ayrımcılığın yer almaması üzüntü vericidir. Ancak bu taslak değiştirilirken zamanın adalet bakanının verdiği beyanları mahkemede delil olarak gösterebilir ve eşcinsellik sebebi ile kanunda tarif edildiği şekilde mağdur edilenler, ilgililer hakkında suç duyurusunda bulunabilirler. Hatırlatmak gerekirse, mahkemeler, kanunların muğlâk oldukları yerlerde, kanun yapıcının o kanunu yaparken neyi amaçladığına istinaden yorum yapmak hakkına sahiptirler. (Anayasa Mahkemesinin önceki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde 367 şartını getirirken yaptığı gibi) Konu ile ilgili Akşam Gazetesinin 2004/07/06 tarihli yazısı aşağıdaki gibidir: "Meclis Adalet Komisyonu, yeni TCK'yı görüşmeye dün de devam etti. Kabul edilen maddelere göre, cebir veya tehdit kullanılarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla devletçe kurulan veya kamu makamlarının verdiği izne dayalı olarak yürütülen her türlü eğitim ve öğretim faaliyetine, öğrencilerin toplu olarak oturdukları bina veya bunların eklentilerine girilmesine veya orada kalınmasına engel olunması halinde 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası verilecek. Tasarının 'Ayrımcılık' başlıklı 124'ncü maddesinde de Cemil Çiçek'in talebi üzerine değişiklik yapıldı. Çiçek, 'Kişiler arasında köken, cinsiyet, cinsiyet yönelimi, aile durumu, örf ve adet, siyasal düşünce, felsefi inanç, sendika, bir etnik gruba mensupluk, ırk, din, mezhep nedeni ile ayrım' yapılamayacağını düzenleyen maddeye itiraz etti. Adalet Bakanı, çok ayrıntılı tanımlamalara gidildiğini, hâlbuki Anayasa'nın eşitlik ilkesini düzenleyen 10/1'inci maddesinin buraya monte edilmesini önerdi. Çiçek, köken ve etnik gruba aidiyetin aynı şey olduğunu cinsiyet ile cinsel yönelimin de benzeri şeyleri ifade ettiğini öne sürdü. Doç.Dr. Âdem Sözüer'in itirazına rağmen yapılan değişiklikle, Anayasa'nın 10/1'nci fıkrası, maddenin ilk fıkrası haline getirildi. CHP Niğde Milletvekili Orhan Eraslan, 'Bu değişiklikle olumlu ayrımcılığın hepsi güme gitti' diyerek tepkisini dile getirdi..." II- Türkiye'de Yasal Mevzuat Açısından Eşcinsellik Türkiye’de mevcut bütün kanunlarda eşcinsellik yönünden bir düzenleme bulunmamaktadır. Aşağıda belirtilen haller dışında iki ve/ya daha fazla kimsenin cinsel ilişkide bulunmaları heteroseksüel ya da eşcinsel fark etmeksizin kanunî düzenlemeler yönünden suç teşkil etmemektedir: Türk Ceza Kanunu - 18 yaşını doldurmayanlarla (anal ve/ya vajinal) cinsel ilişkide bulunmak - Irza tasaddi konumunda olsalar dahi 15 yaşından küçüklerle yapılan her türlü cinsel temas (oral seks, sürtünme vb.) - Umuma açık yerlerde ve başkalarının da görebileceği şekilde uygunsuz davranış ve ilişkilerde bulunmak. Türk Medeni Kanunu Eşcinsellik boşanma sebebi olarak kabul edilmektedir. Eşcinsel olan eşin sırf bu gerekçeyle evlilik içerisinde kusurlu sayılması kabul edilmiştir. Askerlik Kanunu Eşcinsel olmak askerlik yapmaya engeldir. Kişinin askerlik görevini ifa ederken askeri ortamda ilişkide bulunması halinde “emre itaatsizlikte ısrar” suçu; eğer kendinden alt rütbede olan biriyle ilişki kurmuş ise “memuriyet nüfuzunu kötüye kullanma” suçu işlemiş sayılmaktadır. 4–3 Avrupa’da Avrupa’da sadece Hollanda ve Belçika’da eşcinsellerin evlenebilmesine rağmen birçok Avrupa ülkesinde gönüllü birliktelik hakkı lezbiyen ve geylere tanınmış durumda. I- Mayıs 2005 İtibarı ile Eşcinsel Birlikteliklerin Durumu: Eşcinsellere tam evlilik hakkı veren ülkeler: • Belçika • Hollanda • Kanada • İspanya • ABD (Massachusetts ve New York eyaletleri) Eşcinsellere kısmi birliktelik hakkı veren ülkeler: ABD (Hawai, Kaliforniya, New Jersey, Vermont, Maine, Maryland) • Almanya • Avustralya (sadece Tazmanya eyaleti) • Brezilya • İngiltere (Londra dâhil olmak üzere birkaç şehirde yasal ama ülke genelinde geçerli olacak bir yasa tasarısı kabul edilmek üzere) • Danimarka • Finlandiya Fransa • Grönland • Güney Afrika • Hırvatistan İsrail • İsveç İsviçre • İzlanda Macaristan • Norveç Portekiz • Yeni Zelanda II- Yunanistan Yunanistan’ın önde gelen insan hakları gruplarından birisi olan Ulusal İnsan Hakları Komitesi’nin (EEDA) Yunan hükümetine lezbiyen ve gey çiftlerin birlikteliklerinin yasal olarak tanınmasını talep etti. EEDA’nın sunduğu yasa tasarısı önerisi İngiltere’de yürürlüğe girecek olan “Gönüllü Birliktelik Yasası” ile benzerlikler taşıyor. Yasa tasarısı önerisinin olduğu gibi kabul edilmesi halinde, eşcinsel çiftler bazı mali ve sosyal haklar kazanacaklar. Nüfusunun çoğunun muhafazakâr olduğu ve kilisenin yönetimde söz sahibi olduğu Yunanistan’da EEDA’nın getirdiği öneri bir ilki teşkil ediyor. III- Macaristan 1996 yılında eşcinsel çiftlere miras ve emeklilik hakkı tanıyan Macaristan hükümeti, yasal birlikteliğin kabul edilmesi halinde miras ve emeklik hakları olan eşcinsel çiftler, evlat edinme gibi heteroseksüel çiftlerin sahip olduğu birçok yeni haktan da faydalanabilecekler. Anayasa Mahkemesi, evliliği iki karşıt cinsin birlikteliği olarak tanımladığı için eşcinsellere evlilik hakkının kısa vadede Macaristan’da sağlıklı işleyebileceği düşünülmüyor. IV- Kanada Kanada parlamentosu eşcinsel çiftlere heteroseksüel çiftlerle aynı hakları tanıyan yasa tasarısını 133'e karşı 158 oyla kabul etti. Ancak, dört yıldır tartışılmakta olan tasarıya muhalefet de yok değildir. İktidar partisinin 'hayır' oyu kullanan yirmiyi aşkın milletvekili arasında, oylama öncesinde istifasını sunan bir kabine üyesi de vardı. Muhalefetteki Muhafazakâr Parti'nin lideri Stephen Harper da, “Eğer başbakan olursam, konuyu tekrar parlamento gündemine taşıyacak ve bu yasayı geri çevireceğim” demiştir. Tasarıya en güçlü muhalefet eden grup ise, Katolik Kilisesidir. Yasada, 'hiçbir dini grup eşcinsel evlilik törenleri düzenlemeye zorlanamaz' diye bir madde var ama Katolik din adamları huzursuz. Kiliseye, ayrımcılık yaptığı gerekçesiyle ileride davalar açılmasından kaygı duyuyorlar. Not: Kanada'da alınan bu karar ardından Amerika Birleşik Devletleri'ndeki eşcinsel çiftlerin kuzeye akın edebileceği belirtiliyor. Çünkü ABD Başkanı George Bush, eşcinsel evliliklerine var gücüyle karşı çıkan bir lider. V- İspanya İspanya’da eşcinsellere evlenme ve evlat edinme hakkı tanıyan yasa 147’ye karşı 187 oyla kabul edilmiştir. İktidardaki Sosyalist Parti, yasanın çıkmasının bir hak ve ihtiyaç olduğu görüşünde. Muhafazakârlar ve kilise ise yasaya karşıdır. Ana muhalefetteki muhafazakâr Halkçı Parti ise bu yasanın aile birliğini yok edeceğini savunuyor. Muhafazakâr kesimler yasayı tanımayacaklarını açıkladılar. Başbakan Zapatero, tüm karşıt görüşlere rağmen başlattığı reform hareketlerine devam edeceğini, bu yasanın kabul edilmesi ile İspanya’nın hoşgörü ve özgürlük yolunda önemli bir adım attığını belirtti. ( Haziran 2005 veri ile) 4–4 Türk Devletleri’nde I- Azerbaycan Azerbaycan Mayıs 2000’de eşcinsel eylemleri suç olmaktan çıkarttı. O zamana kadar erkekler arasında anal ilişki Ceza Yasası’nın 113. Maddesi uyarınca suç sayılıyordu. Mayıs 2000’de kabul edilen ve gay erkekler arasındaki cinsel ilişkiyi yasal olarak tanıyan kanun Eylül 2000’de yürürlüğe girdi. Adı geçen kanun sadece tecavüz yoluyla gerçekleşen eşcinsel ilişkiyi suç sayıyor. Meclis tarafından onaylanan yeni Ceza Yasası, Azerbaycan adlı resmi gazetenin 28 Mayıs 2000 tarihli özel baskısında ilân edilmesiyle ve Cumhurbaşkanı tarafından Eylül 2000’de imzalanmasıyla yürürlüğe girdi. Yeni Ceza Yasası basıldığında görüldü ki Sovyet döneminden kalan ve erkekler arasındaki anal ilişkiyi üç yıla kadar hapis cezası öngören 113. Madde, yeni bir yasa olan, 150. Madde ile değiştirilmiş. Adı geçen yasa sadece baskı ve zorla gerçekleşen eşcinsel ilişkiyi yasaklıyor. Azerbaycan, 2000 yılı itibariyle, Avrupa Konseyi’ne üyelik başvurusunda bulunmuştu ve Avrupa Konseyi Parlamenterler Kurulu 28 Haziran 2000 tarihinde üyelik başvurusunu oylayacaktı. Yürürlüğe giren yeni Ceza Yasası, Avrupa Konseyi’nin şart koştuğu standartlara uyum sağlamaya çalışan Azerbaycan’ın geniş çaplı kanun ve anayasal değişikliklerin sadece bir parçasını oluşturdu. Avrupa Konseyi’nin üyelik için şart koştuğu standartlar arasında eşcinsel ilişkiyi yasaklayan yasaların yürürlükten kaldırılması da yer alıyor. ILGA-Avrupa, 113. Madde’nin kaldırılmasının Avrupa Konseyi’ne üyeliğin şartlarından birisi olması için 1999 yılının başından beri mücadele veriyordu. En sonunda Mayıs 2000’de Parlamenterler Asamblesi Konseyi aldığı kararda Azerbaycan’ın 28 Haziran 2000’de üye olabilmesinin şartlarından birisinin özellikle 113. Madde’nin yürürlükten kaldırılması olduğunu belirtti. ILGA Avrupa’nın Avrupa Konseyi temsilcisi Nico Beger yaptığı açıklamada şu yorumda bulundu: “Bu son derece olumlu bir haber. Madde 113 özellikle kötü niyetli polislerin bundan faydalanması nedeniyle eşcinsellere birçok problem yarattı.” Bir başka ILGA temsilcisi Nigel Warner da şunları ekledi: “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 1981’de Dudgeon davasında aldığı tarihi karardan beri Avrupa’da 22 ülke veya yönetim birimi eşcinsel ilişkiyi yasaklayan kanunları iptal etti. Tüm Avrupa genelinde sadece Ermenistan, Bosna Hersek’in Sırp Kesimi ve Çeçenistan’da bu tür yasalar Haziran 2000 itibariyle halen mevcut.” (Not: Ermenistan, Avrupa Konseyi’ne katılabilmek için, eşcinsellerin cinsel eylemlerine yönelik ceza hükümlerini 1 Ağustos 2003’de kaldırdı.) Her ne kadar 1 Eylül 2000 tarihinde yetişkin erkekler arasındaki eşcinsel eylemler suç olmaktan çıkarılmış olsa da polis teşkilatının, özellikle seks işçileri başta olmak üzere, eşcinsellere yönelik baskısının yer yer devam ettiğine dair haberler gelmekte. Birçok durumda kurbanlar polisin kendilerine daha fazla şiddet ve baskı uygulamasını önlemek için gerçek isimlerini vermemeye dikkat ediyorlar. Örnek vermek gerekirse 8 Mayıs 2001’de “Temiz Dünya” adlı sivil toplum örgütü Sabayil Bölgesi Emniyet Teşkilatı’nın 9. bölge ofisinin Liza, Emma ve Nigyar adlı üç eşcinsel seks işçisini tutukladığını bildirdi. Adı geçen seks işçileri polisler tarafından evlerinden alındıktan sonra onlardan bir süre haber alınamadı. Daha sonra Bakü Şehri Emniyet Teşkilatı’na götürülen bu şahıslar polise karşı gelmekten dolayı hapse konuldular. [9] II- Kazakistan Kazakistan’da 1997 yılında eşcinsel eylemler suç olmaktan çıkarıldı. Kabul edilen yeni ceza yasası eşcinsel yetişkin bireylerin arasındaki karşılıklı rıza ile gerçekleşen cinsel ilişkileri suç olarak nitelendirmiyor. Yeni ceza yasasında yer alan Madde 121 tecavüz ve yetişkin olmayanla ilişki dâhil olmak üzere sadece karşılıklı rıza olmadan gerçekleşen eşcinsel ilişkiyi suç kabul ediyor. Uluslararası Af Örgütü’nün Kasım 1997’de bildirdiği kadarıyla Kazakistan’ın yeni ceza yasası eşcinsel ilişkiyi yasaklamıyor. Yapılan açıklamaya göre “Yetişkin erkekler arasındaki eşcinsel ilişki artık suç teşkil etmemektedir. 121. Madde, sadece tecavüz ve ergin olmayanlarla ilişkiler gibi rıza olmadan gerçekleşen eşcinsel ilişkileri cezalandırmaktadır.” Kazakistan’ın bağımsızlığını kazanmasından itibaren farklı cinsel yönelimlere sahip gruplara gün geçtikçe daha fazla tolerans gösteriliyor. Fakat belirtilmesi gereken başka bir husus da bu toleransın sadece Kazakistan’ın en büyük şehri Alma Ata ve birkaç önemli merkez ile sınırlı olduğu. Eşcinsellere yönelik olumsuz bakış açısı tüm canlılığıyla mevcudiyetini korumakta. 16 Temmuz 1997’de kabul edilen yeni Ceza Yasası ve onu takip eden değişiklikler gönüllü eşcinsel ilişkiyi bir suç unsuru olarak görmemekte. Buna ek olarak yasama organları uluslar arası hukuk alanında da yaygınlaşan gay ve lezbiyen seks terimlerine referans vermekte. Artık eşcinsel eylemler yalnızca şiddetle, şantajla veya kurbanın bu eyleme karşı koyacak gücü olmamasını istismar etme durumunda suç sayılmakta (Madde 121.1). Adı geçen madde aynı zamanda yetişkin olma yaşını 16 olarak belirledi. Bu maddeye aykırı davranışlara verilecek cezalar Madde 122 ile düzenlenirken “şantaj veya başka tehdit yöntemleri ile gay ve lezbiyenlere yönelik cinsel şiddet” kavramından Madde 123’de de bahsediliyor. Cinsel yönelim ile ilgili hiçbir kavrama aşina olmayan Kazakistan’da bu üç maddenin onaylanması tarihi bir dönüm noktası olarak kabul ediliyor. Kazakistan’daki gay hayatının merkezini eski başkent Alma Ata oluşturuyor. Halen her birisi farklı müşteri kesimine hitap eden üç gay kulübü hizmet verirken başkalarının da açılacağı tahmin ediliyor. Kazakistan’da basılan bir gay gazete veya dergi yok. Gay toplumunun gizlenmek zorunda olması ile gelişmiş ve açık bir kamuoyunun henüz oluşmamış olması bunda en büyük etken. Devlet ve aile tarafından izole edilme endişesi ile sansüre uğramak Kazak geylerin en büyük çekinceleri. Kazakistan’a gelecek gay turistlerin, şiddet eylemlerine maruz kalma riski nedeniyle, cinsel kimliklerini kamu yerlerinde açıkça belli etmemeleri tavsiye ediliyor.[10] III- Kırgızistan Uluslararası Af Örgütü’nün bildirdiğine göre, Kırgızistan, 1 Ocak 1998 tarihinde kabul ettiği yasa ile gay seksi yasallaştıran dokuzuncu eski Sovyet Cumhuriyeti oldu. Yeni kabul edilen Suç Yasası’nın 130. Maddesi’ne göre, eşcinsel eylemler zoraki ve şiddete dayalı olmadığı sürece suç teşkil etmiyor. Böylelikle Ocak 1998 tarihi itibariyle eşcinsel eylemleri suç olmaktan çıkaran Beyaz Rusya, Estonya, Kazakistan, Moldovya, Rusya, Litvanya, Letonya ve Ukrayna’ya Kırgızistan da katılmış oldu. Bu karar kabul edildiğinde, Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan’da gay seksin yasallaştırılması için yasa değişiklik çalışmaları halen devam ediyordu. Sevindirici olan husus Azerbaycan 1 Eylül 2000’de, Ermenistan da 1 Ağustos 2003’de eşcinsellerin cinsel eylemlerine yönelik ceza hükümlerini kaldırmasıydı. Tacikistan’da halen Sovyet ceza yasaları yürürlükte. Özbekistan’da ise yeni kabul edilen ceza yasası eşcinsellere yönelik ceza hükümleri içeriyor. Türkmenistan’da ise kabul edilen yeni ceza yasasının eşcinsellik ile neyi kabul ettiğini uluslararası gözlemciler halen belirleyebilmiş değiller. [11] IV- Türkmenistan Madde 126.1’e göre erkekler arası eşcinsel ilişki halen suç teşkil etmektedir. Uluslararası gözlemciler bu maddenin halen yürürlükte olup olmadığını tespit edememişlerdir. 1997 yılında kabul edilen yeni Ceza Yasası, 1999 yılında Devlet Başkanı’nın imzası ile yürürlüğe girdi. Fakat iki erkek arasındaki cinsel ilişkiyi suç kabul eden 126.1 No’lu yasanın yürürlükte olup olmadığı bugün itibariyle halen belli değil. Lezbiyenler arası cinsel ilişkiye eski ceza yasasında referans verilmemiş olmasına rağmen son durumda onların da durumu netlik kazanmış değil. [12] | |||||||||
|
| | #5 | |||||||||
| Ziyaretçi
Mesajlar: n/a
Seviye: -INF [ ]Aktiflik: NAN / -INF | V- Özbekistan Özbekistan ceza yasasının 120. Maddesi’ne göre erkekler arası eşcinsel ilişki halen suç teşkil etmektedir ve üç yıla kadar hapis cezası öngörülmektedir. Adı geçen maddede kadınlara yönelik herhangi bir referans yoktur. Gay olduğunu açıkça beyan etmiş olan Özbek gazeteci Ruslan Sharipov, 13 Ağustos 2003’de tamamen politik bir tezgâh olan bir mahkemede yargılanarak uygunsuz cinsel davranış suçlamasıyla hapis cezasına çarptırıldı. Ülkesindeki insan hakları ve basın özgürlüğüne getirilen kısıtlamalara karşı mücadele veren Özbek gazeteci mahkeme tarafından 5,5 yıl hapis cezasına mahkûm edildi. Birçok insan hakları organizasyonu bu durumun “Özbekistan’da hukukun hâkim olmadığının ve yargı sisteminin bağımsız olmadığının” ispatı olduğunu söylediler. Sharipov eşcinsel olmakla, reşit olmayanlarla ilişkiye girmekle ve bir genelev işletmek iddiası ile suçlanmış olsa da, tutuklanmasının ve işkence görmesinin esas sebebinin hükümeti eleştirmek olduğu belirtiliyor. Sınır Tanımayan Gazeteciler Derneği genel sekreteri Robert Menard yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Sharipov’un gerçek dışı ve küçük düşürücü deliller gösterilerek uyduruk bir biçimde tutuklanması, bazı otoritelerin canlarını sıkan muhalif bir sesi devre dışı bırakmak için yaptıkları bir eylem olduğunun ispatıdır.” Paris kökenli dernek reşit olmayanlarla cinsel ilişkiye girilmesi ve genelev işletmek iddialarıyla yapılan tutuklamanın esas amacının uluslararası camiada yaygın olan homofobiden faydalanmak ve tutuklamayı uluslararası kamuoyundan gizlemek amacı taşıdığına dikkat çekti. Sharipov önceleri masum olduğunu ve suçlamaların asılsız olduğunu söylemiş olmasına rağmen bu haftaki açıklamasında suçunu kabul edip savunma avukatlarını azat etmesi işkence ve psikolojik baskılara maruz kaldığını gösteriyor. Human Rights Watch örgütü yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Bu tutuklama ile Özbekistan’da konuşma özgürlüğüne getirilmek istenen kısıtlamaları ve çok açık biçimde yapılan cinsel yönelim sebepli ayrımcılık ve işkenceyi kınıyoruz.” [13] 4–5 Tacikistan Madde 125.1’e göre erkekler arası eşcinsel ilişki halen suç teşkil etmektedir. Adı geçen maddede kadınlara yönelik herhangi bir referans yoktur. Eskiden yetişkin erkekler arasındaki eşcinsel ilişkiye idam cezası verilirken Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından sonra değiştirilen ceza yasalarına göre 25 yıla kadar hapis öngörülmektedir. Bir İngiliz vatandaşının kişisel günlüğünden Tacikistan izlenimleri: Tacikistan’daki gay hayatı ile ilgili web sitelerini aramak için hiç uğraşmadım bile. Orada bir süre yaşamış olduğum için bu konuda başarılı olma şansımın olmadığının farkındaydım. Fakat Tacikistan’da cinsel kimliğimi gizlemeden bir süre bulunabildiğim için bu ülke hakkında merak edenlere bilgi vermek istiyorum: Sovyetler Birliği’nin çökmesi ile eşcinsel eylemlere yönelik yasalarda eski komünist devletlerde dramatik değişiklikler yaşandı. Rusya da dâhil olmak üzere Avrupa kesimindeki ülkelerde 18 yaşı üstü için eşcinsel eylemler suç olmaktan çıkarıldı. Önyargıların değiştiğini söylemek henüz mümkün olmasa da, eski Komünist devletlerin Batı Avrupa’nın yaşam ve düşünce biçimini hemen benimsemeleri beklenemezdi tabi ki. Fakat unutulmaması gereken önemli bir nokta Sovyetler Birliği’nde eşcinsellik yok kabul ediliyordu. Bahsi geçtiğinde ise çoğu zaman önyargılı ve olumsuzdu. Sovyetler Birliği’nin Batı yakasındaki olumlu gelişmelerin Doğu yakasında da gerçekleştiğini söylemek maalesef çok zor. Bu ülkelerden Tacikistan, Orta Asya’daki cumhuriyetler arasında en fakir ve savaş yorgunu devlet. Başkent Duşanbe’de bile hafta sonu saat gece 22.00’den sonra her yer kapanıyor. Çok az insanın dışarıya çıkabilmesi için parası var ve diğer insanlar bu insanların bu paraları yasal olmayan yollarla edindikleri şüphesine hemen kapılabiliyorlar. Tacikistan’da gay hayatı ise oldukça gizli olarak yaşanıyor. Buluşmak için hemen hemen hiçbir yer bulmak mümkün değil. Bazı parkların çark yerleri olduğu söylentisini duyduğum halde bunu doğrulayacak bir tecrübe yaşama şansım olmadı. Tüm bu olumsuzluklara rağmen Tacikler oldukça misafirperver bir millet ve bir ziyaretçi bu insanlarla vakit geçirme ve Tacik kültürüne ait mekânlara gitme fırsatı edinirse kesinlikle hiç düşünmeden kabul etmeli.[14] | |||||||||
|
| | #6 | |||||||||
| Ziyaretçi
Mesajlar: n/a
Seviye: -INF [ ]Aktiflik: NAN / -INF | 5- DİNLER EŞCİNSELLİĞE NASIL BAKIYOR? Üç ilahi dinden ayetlerde eşcinsellik kesin bir dille yasaklanmıştır. Eşcinselliğin büyük günahlardan sayıldığı, cezalandırılması gerektiği fikri her üç dinde de mevcuttur. Aşağıdaki ayetlerle sırası ile Tevrat, İncil ve Kuran’dan örnekler vereceğiz. 5–1 Yahudilik; Tevrat'ta: "Bir erkek bir erkekle kadınla yattığı gibi yatarsa, her ikisi de iğrenç bir şey yapmış olurlar; idam edilecekler - kanlarının günahı kendi üstlerine olacaktır."[15] "İsrail kızlarından /hiçbirisi/ fahişe olmayacak, İsrail oğullarından /hiçbirisi/ eşcinsel olmayacak."[16] 5–2 Hıristiyanlık; İncil’de: Kutsal Kitap bu tarz ilişkileri kabul etmemektedir. Bu konudaki öğretiler kültürlerin çok ötesine geçer. Kutsal Kitap’ın hiçbir yerinde eşcinsel bir evlilikten bahsedilmemektedir. Evlilik daima karıyla koca arasında bir beden olma hali olarak değerlendirilmiştir: “Bunun için insan anasını ve babasını bırakacak ve karısına yapışacaktır ve bir beden olacaklardır.”[17] Kutsal Kitap’ta eşcinsel ilişkileri hedef alan ve bu ilişkileri kabul etmeyen birçok ayete rastlamak mümkündür. Şimdi bu ayetlerden birkaçını birlikte görelim: Bu ayetlerde anlatılan öykü bu konuda oldukça etkin örneklerden biridir. Benzer bir öyküyü Hakimler’in 19.bölümünde de bulmak mümkündür. Bu öyküde Lût’un iki ziyaretçisine toplu tecavüz yapmak isteyen eşcinsellerin durumları gözler önüne serilmektedir. Allah’ın bu şekilde yaşayan ve yaşamakta da ısrar eden bu topluma kızgınlığını Kutsal Kitap’ı okumayanlar bile bilmektedirler: “O iki melek de akşamleyin Sodom’a vardılar ve Lût Sodom’un kapısında oturuyordu ve Lût görüp onları karşılamak için kalktı ve yere kapandı ve dedi: İşte, efendilerim, şimdi kulunuzun evine inin ve geceyi geçirin ve ayaklarınızı yıkayın ve erken kalkıp yolunuza gidersiniz. Ve dediler: Hayır, fakat biz geceyi meydanda geçireceğiz Ve onları çok zorladı ve onun yanına indiler ve evine girdiler ve onlara ziyafet yaptı ve mayasız ekmek pişirdi ve yediler. Fakat onlar yatmazdan önce, şehrin adamları, Sodom adamları, her mahalleden gençten ihtiyara kadar bütün halk, evi sardılar ve Lût’u çağırıp ona dediler: Bu gece senin yanına giren o adamlar nerede: onları bize çıkar ve onları bilelim. Ve Lût onlara kapıya çıktı ve arkasından kapıyı kapadı. Ve dedi: Ey kardeşlerim, rica ederim, kötülük etmeyin. İşte, benim ere varmamış iki kızım var; rica ederim, onları size çıkarayım ve onlara gözünüzde iyi olana göre yapın; ancak bu adamlara bir şey yapmayın; mademki damımın gölgesine geldiler. Ve dediler: Geri çekil! Ve dediler: Bu adam garip olarak geldi ve kendisini hakim sayıyor; şimdi sana onlardan ziyade kötülük ederiz. Ve adamı, Lût’u çok zorladılar ve kapıyı kırmak için yaklaştılar. Fakat adamlar ellerini uzatıp Lût’u yanlarına, evin içine getirdiler ve kapıyı kapadılar. Ve evin kapısında olan adamları, küçükten büyüğe kadar körlükle vurdular, şöyle ki, kapıyı bulmak için yoruldular. Ve adamlar Lût’a dediler: Senin burada daha kimin var? Damatlarını ve oğullarını ve kızlarını ve şehirde sana ait olanların hepsini bu yerden çıkar; çünkü biz bu yeri harap edeceğiz; çünkü RABBİN önünde onların feryadı büyümüştür ve RAB onu harap etmek için bizi gönderdi.”[18] “Bunun gibi, zina eden, doğal ilişki dışında sapıklık yapan Sodom ile Gomorro ve çevrelerindeki kentlerde, örnek olsun diye, sonsuz ateşle cezalandırıldılar.”[19] “Kadınla yatar gibi erkekle yatmayacaksın; menfur şeydir.” “Ve bir adam kadınla yatar gibi erkekle yatarsa, ikisi menfur şey yapmışlardır.”[20] “Bunun için Allah onları utanç verici isteklere teslim etti. Kadınları, doğal ilişkiyi doğala ters düşen ilişkiye dönüştürdüler. Bunun gibi, erkekleri de kadınla doğal ilişkiyi bırakıp tutkuyla birbirleri için yanıp tutuştular. Erkekler erkeklerle utanmazlık ettiler ve sapıklıklarına yaraşan karşılığı kendi varlıklarında buldular. Allah’ı bilme aşamasına gelmeyi onaylamadıklarından, Allah onları uygunsuz işler yapmaları için onaylanmayan düşünceye teslim etti.”[21] “Hakka aldırmazların Allah hükümranlığını miras almayacaklarını bilmez misiniz? Kandırılmayın. Fuhuş yapanlar, yalancı tanrılara tapanlar, zina edenler, oğlanlar, oğlancılar, hırsızlar, açgözlüler, sarhoşlar, sövücüler, kapkaççılar Allah hükümranlığını miras almayacaklar.”[22] 5–3 İslâm; Kuran’da: "Göz göre göre hâlâ o hayâsızlığı yapacak mısınız? /Bu ilâhi ikazdan sonra hâlâ/ siz, ille de kadınları bırakıp, şehvetle erkeklere yaklaşacak mısınız? Doğrusu siz, beyinsizlikte devam edegelen bir kavimsiniz" buyurmuş.[23] Cezası Kuran’da muğlâk ama hadislerde açıklanmıştır.[24] Lût (kavmi) de, gönderilen (elçi)leri yalanladı. Hani onlara kardeşleri Lût: "Sakınmaz mısınız?" demişti. "Gerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin. Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca âlemlerin Rabbine aittir. Siz insanlardan (cinsel arzuyla) erkeklere mi gidiyorsunuz? Rabbinizin sizler için yaratmış bulunduğu eşlerinizi bırakıyorsunuz. Hayır, siz sınırı çiğneyen bir kavimsiniz." Dediler ki: "Ey Lût, eğer (bu söylediklerine) bir son vermeyecek olursan, gerçekten (buradan) sürülüp çıkarılanlardan olacaksın." Dedi ki: "Gerçekten ben, sizin bu yaptığınıza öfke ile karşı olanlardanım."[25] Hani Lût da kavmine şöyle demişti: "Sizden önce âlemlerden hiç kimsenin yapmadığı hayâsız-çirkinliği mi yapıyorsunuz? Gerçekten siz kadınları bırakıp şehvetle erkeklere yaklaşıyorsunuz. Doğrusu siz, ölçüyü aşan (azgın) bir kavimsiniz." Kavminin cevabı: "Yurdunuzdan sürüp çıkarın bunları, çünkü bunlar çokça temizlenen insanlarmış!" demekten başka olmadı.[26] Ayetlerde, kavmin helâkı şöyle tarif ediliyor: Derken, tan yerinin ağarma vaktine girdiklerinde onları (o korkunç ve dayanılmaz) çığlık yakalayıverdi. Anında (yurtlarının) üstünü altına çevirdik ve üzerlerine balçıktan pişirilmiş taş yağdırdık. Elbette bunda 'derin bir kavrayışa sahip olanlar' için gerçekten ayetler vardır. O (şehir de) gerçekten bir yol üstünde (hâlâ) durmaktadır.[27] Sonra geride kalanları yerle bir ettik. Ve üzerlerine bir yağmur yağdırdık; uyarılıp-korkutulanların yağmuru ne kötü. Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler. Ve şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır esirgeyendir.[28] Kaynakça: [1] Türkiye Cumhuriyeti 1982 Anayasası, 10. madde, [2] İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 1. maddesi [3] www.apa.org/topics/orientation.html kaynağından çeviridir. [4] Kendi cinsinden kimselerle cinsel ilişkide bulunan kimse, homoseksüel. Türk Dil Kurumu’ndaki açıklamasına göre [5] Nesrin Yetkin: Dr. psikiyatri uzmanı, CETAD (Cinsel Eğitim, Tedavi ve Araştırma Derneği) Başkanı .[6] ICC, UNFPA, İnsan Kaynağını Geliştirme Vakfı “Gençlik Dönemi Üreme Sağlığı Kaynak Kitap”, Gençlere Üreme Sağlığı Hizmetleri Sunumu İçin Üniversite Modelleri (TUR/03/01/13-02/P13) Projesi, 2002 [7] Murat Bardakçı'nın "Osmanlı'da Seks" adlı, İnkılâp yayınlarından çıkan kitabı [8] TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASI (Kurucu Mecliste Kabul Tarihi: 18.10.1982; Halkoyuna Sunulmak Üzere Tasarının Resmî Gazetede İlanı: 20.10.1982–17844; Kanunun Halkoyu ile Kabul Tarihi: 7.11.1982; Halkoyu Sonucunun Yayımlandığı Resmî Gazete Tarihi: 9.11.1982–17863 Mükerrer) [9] Azerbaycan Erkekler arası Seks Yasağını Kaldırdı”, 24 Haziran 2000, ILGA-Avrupa Azerbaycan’da Medeni ve Politik Hakların Statüsü 2001 (Bölüm 21. Eşcinsel Hakları), Azerbaycan İnsan Hakları Derneği, http://www.eurasianet.org [10] Kazakistan Gay Seksi Yasallaştırdı”, 16 Kasım 1997, Melbourne Star Observer Sayı 392 “Kazakistan’da Eşcinsellik”, http://gaykz.gay.ru [11] Kırgızistan Gay Seksi Yasallaştırdı”, 7 Ocak 1998, http://gaytoday.badpuppy.com [12] Türkmenistan”, 1999, Uluslararası Lezbiyen ve Gay Birliği (ILGA) [13] Özbekistan’da cinsel azınlıklara yönelik baskılar devam ediyor”, 14 Ağustos 2003, Gay.com UK [14] Gay Tacikistan”, Nisan 2000, Kişisel bir günlükten alıntı (http://www.dhstv.pwp.blueyonder.co.uk) [15] Eski Ahit, Leviticus 20:13 [16] Yeni Ahit, Deuteronomy 23:17 [17] Tekvin 2:24 [18] Tekvin 19:113 [19] Yahuda 7 [20] Levililer 18:22 ve 20:13 [21] Romalılar 1:2627 [22] Korintoslular 6:910 [23] Neml Suresi, 54-55 [24] "Eşcinsel ilişkiye gireni de girdireni de katledin." Tirmidhi (Ebu İsa Muhammed) 824-892 [25] Şuara Suresi, 160–168 [26] Araf Suresi, 80–82 [27] Hicr Suresi, 73–76 [28] Şuara Suresi, 172–173 | |||||||||
|
| | #7 | |||||||||
| Çalışkan Üye Üyelik tarihi: 26.09.2007
Mesajlar: 796
Seviye: 25 [ ![]() ]Aktiflik: 61 / 610 Teşekkür: 0
5 Mesajı için 6 teşekkür aldı
| oooo çok detaylı bir araştırma olmuş... şimdi okusam da anlamam bir şey , saat geçti epey, yarın mutlaka okuyacağım... | |||||||||
| | |
| | #8 | |||||||||
| Ziyaretçi
Mesajlar: n/a
Seviye: -INF [ ]Aktiflik: NAN / -INF | teşekkür ederim mişkin. inşallah faydalı olacaktır. | |||||||||
|
| | #9 | |||||||||
| Çaylak Üyelik tarihi: 27.09.2007
Mesajlar: 60
Seviye: 6 [ ![]() ![]() ![]() ]Aktiflik: 0 / 140 Teşekkür: 0
0 Mesajı için 0 teşekkür aldı
| "…Yaz olunca avratlara, kışın oğlanlara meylet ki, vücutça sağlam olasın. Zira oğlan teni sıcaktır, yazın iki sıcak bir araya gelirse vücudu bozar. Avrat teni ise soğuktur, kışın iki soğuk, vücudu kurutur…" Tamamını okudum çok güzel bir derleme... Eline sağlık... Osmanlı bölümü çok hoşuma gitti...
__________________ Kalsın istemem !!! | |||||||||
| | |
| | #10 | |||||||||
| Ziyaretçi
Mesajlar: n/a
Seviye: -INF [ ]Aktiflik: NAN / -INF | teşekkür ederim exen. umarım adminler veya modlar da bunu görürler ve beğenirler de konu sabitlenir | |||||||||
|
| | #11 | |||||||||
| Sadık Üye Üyelik tarihi: 03.05.2007
Mesajlar: 4.305
Seviye: 48 [ ![]() ![]() ![]() ![]() ]Aktiflik: 479 / 1199 Teşekkür: 0
4 Mesajı için 5 teşekkür aldı
| emeğin için teşekkürler, güzel bi çalışma olmuş | |||||||||
| | |
| | #12 | |||||||||
| Üye Üyelik tarihi: 30.04.2007
Mesajlar: 137
Seviye: 10 [ ![]() ]Aktiflik: 0 / 243 Teşekkür: 0
Thanked 1 Time in 1 Post
| Ben daha önce bu bilgileri farklı sitelerden takip etmiştim... Yineden bir araya getirip bu arada paylaştığın için tesekkürler.... Tekrar okuma fırsatı buldum..
__________________ Lambda ve eşcinsel haklarını savunan hiçbir sivil toplum kuruluşu kapatılmasın! İnsan Haklarına Saygı! | |||||||||
| | |
| | #13 | ||||||||||
| Ziyaretçi
Mesajlar: n/a
Seviye: -INF [ ]Aktiflik: NAN / -INF | Alıntı:
evet arkadaşım, zaten bilgiler derleme oldu. internette daha önce okumuş olanlarınız olabilir. amacım bilgilendirmekti. konuyu sabitleyen arkadaşa da teşekkür ederim. sağolun. | ||||||||||
|
| | #14 | |||||||||
| Çalışkan Üye Üyelik tarihi: 26.09.2007
Mesajlar: 796
Seviye: 25 [ ![]() ]Aktiflik: 61 / 610 Teşekkür: 0
5 Mesajı için 6 teşekkür aldı
| baaskcığım gerçekten çok güzel derlenmiş bir araştırma olmuş. teşekkür ederim bunu bizlerle paylaştığın için ayrıca 3. kısım olan; eşcinselliğin tarihi gelişimini pek bir sevdim =) hiç duymadığım şeyler öğrendim diğerleri için de; bir kısmı zaten yaşayarak öğrenmiş olduğumuz konulardan oluşmakta, bir kısmı da az çok fikir sahibi olduğumuz konular... | |||||||||
| | |
| | #15 | |||||||||
| Ziyaretçi
Mesajlar: n/a
Seviye: -INF [ ]Aktiflik: NAN / -INF | it's my pleasure ![]() | |||||||||
|
| | #16 | |||||||||
| Ziyaretçi
Mesajlar: n/a
Seviye: -INF [ ]Aktiflik: NAN / -INF | bu guzel ve kapsamli yazi icin tesekkurler.. | |||||||||
|
| | #17 | |||||||||
| Ziyaretçi
Mesajlar: n/a
Seviye: -INF [ ]Aktiflik: NAN / -INF | ben sizlere teşekkür ederim, faydalı olabilmişsem ne mutlu bana | |||||||||
|
| | #18 | |||||||||
| Ziyaretçi
Mesajlar: n/a
Seviye: -INF [ ]Aktiflik: NAN / -INF | benzer bi yazı da benden gelsin.. hemen hemen ayni seyler ama ufak tefek farkli / yeni bilgiler de yer alıyor.. Cinsel yönelim, cinselliği oluşturan dört unsurdan biridir. Diğer üçünden belli bir cinsiyetteki (gender) bireye karşı süregelen duygusal, romantik ve cinsel çekimle ayrılır. Cinsellikle ilgili diğer üç unsur da biyolojik cinsiyet, toplumsal cinsiyet (gender) kimliği (erkek ya da kadın olmaya ilişkin psikolojik duyum) ve sosyal cinsiyet rolü (eril ya da kadınsı davranışları belirleyen kültürel normlara uyum). Tanınmış üç cinsel yönelime göre; kişinin kendi cinsiyetinden birine yönelmesi eşcinsellik, kişinin karşı cinsiyetten birine yönelmesi karşıcinsellik, kişinin her iki cinsiyete de yönelmesi biseksüelliktir. Eşcinsel yönelimli bireyler kimi zaman “;gay”; (hem kadın hem erkekler için kullanılır) ya da “;lezbiyen”; (sadece kadınlar için) olarak adlandırılırlar. Cinsel yönelim, duyguları ve kendilik kavramını (self-concept) içerdiği için cinsel davranıştan farklıdır. Bireyler davranışlarıyla cinsel yönelimlerini ifade edebilecekleri gibi etmeyebilirler de. Bireyin Cinsel Yöneliminin Nedenleri Nelerdir ? Bilim insanları tarafından, bir bireyin cinsel yöneliminin nasıl geliştiği henüz anlaşılmamıştır. Farklı teoriler cinsel yönelimin nedenleri için farklı kaynaklar önermiştir; genetik ya da doğuştan gelen hormonal etkenler ve erken çocukluk döneminde yaşanılanlar gibi ... ( Buna karşın birçok biliminsanı, cinsel yönelimin erken yaşlarda biyolojik, psikolojik ve sosyal etkenlerin etkileşimiyle şekillendiği düşüncesini paylaşırlar. ) Cinsel Yönelim Bir Seçim midir ? Hayır. Çoğu insan için cinsel yönelim ergenlik döneminde (adolescence) hiçbir cinsel deneyim olmadan ortaya çıkmaktadır. Buna ek olarak, kimi bireyler cinsel yönelimlerini eşcinsellikten karşı cinselliğe çevirmek için yıllar boyunca hiçbir başarı elde edemeden uğraştıklarını ifade ederler. Bu nedenlerden dolayı psikologlar, cinsel yönelimi isteğe bağlı olarak değiştirilebilen bilinçli bir seçim olabileceğini düşünmezler. Eşcinsellik bir Zihinsel Hastalık mıdır ya da Duygusal bir Problem midir ? Hayır. Psikologlar, psikiyatristler ve diğer sağlık uzmanları, eşcinselliğin hastalık, zihinsel bozukluk ya da duygusal bir problem olmadığında hemfikirdirler. 35 yıldan beri yapılan yansız araştırmalar eşcinsel yönelimle duygusal ya da sosyal problemler arasında herhangi bir bağın olmadığını göstermiştir. Geçmişte eşcinsellik hakkında bilgi terapi görmekte olan lezbiyen ve gaylerden elde edildiği için toplum ve zihinsel hastalık uzmanları eşcinsellik ile ilgili taraflı ve gerçekdışı düşünceleri savundular. Ne zaman ki araştırmacılar terapi görmeyen lezbiyen ve gaylerden gelen bilgileri değerlendirdiler, eşcinselliğin zihinsel bir hastalık olduğu görüşünün yanlış olduğunu anladılar. Amerikan Psikiyatri Birliği 1973 yılında yeni araştırmaların önemini tüm zihinsel ve ruhsal hastalıkları içeren resmi el kitabından “;eşcinsellik”; terimini çıkartarak onayladı. 1975 yılında ise Amerikan Psikoloji Birliği bu değişikliği destekleyen bir karar çıkarttı. Kimi insanlar eşcinsel yönelim ile zihinsel hastalıklar arasında bir bağ kurarak onları hasta olarak damgalamaktadırlar. Bu iki birlik ise, tüm zihinsel ve ruhsal hastalıkları uzmanlarını, bunun gerçekdışı olduğunu ifade etmeleri konusunda zorlamaktadır. Eşcinselliğin bir zihinsel bozukluk olarak sınıflandırılmamasından bu yana, yapılan yeni araştırmaların bulgularıyla iki birlik tarafından bu düşünce güçlendirilmiştir. Lezbiyen ve Gayler iyi Ebeveyn Olabilirler mi ? Evet. Eşcinsel ve karşı cinsel ebeveynlerce yetiştirilen çocukların karşılaştırıldığı çalışmalar sonucunda iki guruptaki çocuklar arasında zeka, psikolojik uyum, sosyal uyum, arkadaşlarıyla iyi ilişkiler kurma, toplumsal cinsiyet rol kimliklerin gelişimi ya da cinsel yönelimin gelişimi bakımından hiçbir fark bulunmamıştır. Eşcinsellikle ilgili bir diğer stereo tip de eşcinsel erkeklerin çocuklara cinsel taciz etme eğilimlerinin karşı cinsel erkeklerden daha fazla olduğu düşüncesidir. Eşcinsellerin, karşı cinsellerden daha çok, çocuklara cinsel tacizde bulundukları hakkında hiçbir kanıt yoktur. Neden kimi lezbiyen ve gayler cinsel yönelimlerini başkalarına açıklıyorlar? Çünkü bu yönlerini diğerleriyle paylaşmak, zihinsel sağlıkları için önemlidir. Lezbiyen ve gayler için açılma olarak tanımlanan kimlik gelişimi sürecinin psikolojik uyumla (adjustment) sıkı bir bağlantısı vardır. Gay ve lezbiyen kimliği ne kadar olumlu olursa, kişinin zihinsel sağlığı ve kendine güveni de o kadar iyi olacaktır. Kimi gay ve lezbiyenler için açılma (coming- out) süreci neden zordur ? Yanlış stereotipler ve önyargılar lezbiyen ve gayler için açılma sürecini duygusal problemlerin yaşanabildiği zorlu bir süreç haline getiriyor. Lezbiyen ve gayler, kendi cinslerinin çekiciliğinin farkına varmaya başladıklarında kendilerini farklı ve yalnız hissederler. Ayrıca aile, arkadaşlar, çalışma arkadaşları ve dinsel kurumlar tarafından reddedilme olasılığı da korkutucudur. Bunlara ek olarak, eşcinseller ayrımcılığın ve şiddetin de daima hedefi olmuşlardır. Şiddetin ve ayrımcılığın tehdidi de gay ve lezbiyenlerin gelişiminin önünde önemli bir engeldir. 1989’; da yapılan bir ulusal araştırmada gaylerin %5’; inin, lezbiyenlerin ise %10’; unun gay ve lezbiyen olmalarıyla ilişkili olarak fiziksel saldırıya ve tecavüze uğradığı, %47’; sinin ise yaşamları sürecinde ayrımcılığa maruz kaldıkları saptandı. (Diğer araştırmalar da buna benzer yüksek oranda ayrımcılığı ve şiddeti saptamışlardır.) Lezbiyen ve gaylere karşılaştıkları önyargılar ve ayrımcılıkla mücadelelerinde yardım etmek için ne yapılabilir? Lezbiyen ve gaylere karşı olumlu bir tavrı benimseyenlerin çoğu bir ya da daha çok gay ve lezbiyen tanıdıklarını söylerler. Bu yüzden, psikologlar bir grup olarak gay ve lezbiyenlere karşı olumsuz tavrın onlarla birebir yaşanılanlardan değil stereo tiplerden ve önyargılardan kaynaklandığını düşünürler. Bununla birlikte, diğer azınlık gruplarında olduğu gibi ayrımcılığa ve şiddete karşı korunma çok önemlidir. Bazı eyaletler kişinin cinsel yönelimini temel alan şiddeti farklı olana karşı duyulan nefretin doğurduğu suçlar olarak görürler ve sekiz Amerikan eyaletinde cinsel ayrımcılığa karşı yasalar uygulanmaktadır. Terapi ile cinsel yönelim değiştirilebilir mi ? Hayır. Her ne kadar eşcinsel eğilim zihinsel bir hastalık olmasa ve lezbiyen ve gaylerin karşı cinselliğe dönüştürme çabasında herhangi bir bilimsel bulgu bulunmasa da, bazı bireyler kendi cinsel yönelimlerini ya da başka bireylerinkini (çocukları için terapi talepleri olan aileler gibi) değiştirmek isteyebilirler. Bu çeşit terapiyi üstlenen kimi terapistler danışanlarının cinsel yönelimlerini (eşcinsellikten karşı cinselliğe) değiştirdiklerini rapor etmişlerdir. Bu raporlarda yapılan inceleme sonucunda şüphe uyandıran faktörler bulunmuştur: Bu iddiaların birçoğu zihinsel sağlık araştırmacılarından değil, cinsel yönelime ideolojik açıdan bakan organizasyonlardan gelmiştir. Ayrıca tedavi süreci ve sonuçlarının da belgelendirilmesi yetersizdir. Bunun yanında danışanın tedavi sonrası durumunun gözlem süresi de çok kısadır. 1990 yılında Amerikan Psikoloji Birliği dönüşüm terapilerinin sonuç vermediğine tam aksine yarardan çok zarar verdiğini bilimsel kanıtlarla bildirmiştir. Bireyin cinsel eğiliminin değiştirilmesi, cinsel davranışlarının değiştirilmesinden ibaret değildir. Çünkü, bu tür bir terapi kişinin duygusal ve cinsel dünyasını, duygularını değiştirmeyi, kişinin kendilik kavramını ve sosyal kimliğinin tekrar yapılandırılmasını gerektirecektir. Bazı zihinsel sağlık uzmanlarının cinsel yönelimi dönüştürme çabasında olmalarına karşın; diğerleri, hastalık olmayan ve kişinin kimliği için çok önemli olan bu kişisel özelliği değiştirme çabasının etiğini sorgulamaktadırlar. Terapi talebinde bulunan her gay ve lezbiyen cinsel yönelimlerini değiştirmek istememektedir. Gay ve lezbiyenler açılmak ve önyargılar, ayrımcılık ve şiddetle baş etmek için psikolojik yardım talebinde bulunuyorlar. Toplum için eşcinsellik hakkında daha çok eğitim görmek neden önemlidir? İnsanların cinsel yönelimler ve eşcinsellik hakkında eğitilmesi eşcinsellik karşıtı önyargıların azalmasını sağlayacaktır. Eşcinsellik hakkında doğru bilgiler özellikle kendi cinsel kimlikleriyle çatışma içinde bulunan genç insanlar için önemlidir. Bu bilgilere ulaşmakla kişinin cinsel yöneliminin etkilenmesi gibi bir endişe ya da korku geçersizdir. Kaynak: http://www.genbilim.com/index.php?op...sk=view&id=649 | |||||||||
|
| | #19 | |||||||||
| Çaylak Üyelik tarihi: 23.11.2008
Mesajlar: 23
Seviye: 3 [ ![]() ]Aktiflik: 0 / 63 Teşekkür: 3
Thanked 1 Time in 1 Post
| teşekkürler. daha okumadım ama çok dolu gözüküyor... türkiye'de eşcinsellik hiçbir zaman suç değildi ama nasılsa bir zamanlar suç olan ülkelerin gerisine düşebildik en çok bu tuhaf geliyor bana.
__________________ "i did everything, everything i wanted to ..i let them use you for their own ends" | |||||||||
| | |
![]() |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Bir Eşcinsel Toplum Gözünde Ne Yaparsa Yükselebilir? | @kin1984 | Lak Lak Cafe | 24 | 20.07.2009 11:36 |
| Eşcinseller 'aşk'ı anlatıyor (1) | adminella | Basında Eşcinsellik Haberleri | 6 | 28.02.2008 17:41 |
| Eşcinseller Papaz Olabilirmiş ! | @kin1984 | Basında Eşcinsellik Haberleri | 0 | 02.10.2007 19:37 |
| Eşcinseller Ne İster? | akin1984 | Lak Lak Cafe | 15 | 27.07.2007 22:24 |