[align=center]Ağlamak için Gözden yaş mı Akmalı?
Dudaklar gülerken, insan ağlayamaz mı?
Sevmek için güzele mi bakmalı?
Çirkin bir tende güzel bir ruh, kalbi bağlayamaz mı?
Hasret; özlenenden uzak mı kalmaktır?
Özlenen yakındayken hicran duyulamaz mı?
Hırsızlık; para, malmı çalmaktır?
Saadet çalmak, hırsızlık olamaz mı?
Solması için gülü dalından mı koparmalı?
Pembe bir gonca iken gül dalında solmaz mı?
Öldürmek için silah, hançer mi olmalı?
Saçlar bağ, gözler silah, gülüş, kurşun olamaz mı?
[/align]
[align=center] Bir akşam üstü pencerenden bakıyordun
Ağır ağır, yollara inen karanlığa.
Bana benzeyen biri geçti evinin önünden.
Kalbin başladı hızlı hızlı çarpmaya..
O geçen ben değildim.
Bir gece, yatağında uyuyordun..
Uyanıverdin birden, sessiz dünyaya.
Bir rüyanın parçasıydı gözlerini açan,
Ve karanlıklar içindeydi odan...
Seni gören ben değildim.
Ben çok uzaktaydım o zaman,
Gözlerin kavuştu ağlamaya, sebepsiz ağlamaya.
Artık beni düşünmeye başladığından
Bıraktın kendini aşk içinde yaşamaya..
Bunu bilen ben değildim.
Bir kitap okuyordun dalgın..
İçinde insanlar seviyor, ya da ölüyorlardı.
Genç bir adamı öldürdüler romanda.
Korktun, bütün yininle ağlamaya başladın..
O ölen ben değildim..[/align]
[align=center]Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;
Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..
İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin...[/align]
[align=center]
Akrep gibisin kardeşim,
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
Serçe gibisin kardeşim,
serçenin telaşı içindesin.
Midye gibisin kardeşim,
midye gibi kapalı, rahat.
Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
Bir değil,
beş değil,
yüz milyonlarlasın maalesef.
Koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katılıverirsin hemen
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içre olup
deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
Ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende.
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
— demeğe de dilim varmıyor ama —
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim![/align]
[align=center]
Dün gece mektup aldım bir felakete dair
Siyah satırlarında şöyle yazılı:
"Şair!
Bilmiyoruz nereden başlamalı biz söze
Kara bir hançer gibi zavallı gönlümüze
Saplanan son acıyı sen de duyuyor musun?
Yoksa hülyalarınla hálá uyuyor musun?
Boşluklara atılan ruhumuza bu bir sır:
Bilmiyoruz gönüller bu kadar yakın mıdır?
Dileriz derdimizi avutmasın seneler
Bize son vazifeni yapmış olursun eğer
Zavallı gönlümüzde bu derin mátemi sen
Rüba Beyin sesiyle ebedileştirirsen...
Ah bir hale düştük ki duysa káinat ağlar
Hem bir kardeş kaybettik, hem çok sevgili bir yár
Biz gurbette ağlarken o da gurbette öldü
Biz gurbete gömüldük, o toprağa gömüldü...
Şimdi o uzaklarda, çok uzaklarda bizden!
Hayaline ağlayan yorgun gözlerimizden
Yüzü rüyalardaki yüzler gibi kayboldu.
Zaten o bir çiçekti bir çiçek gibi soldu
Bir bahçeye gitti ki açılmaz çiçekleri
Kahpe felek kendini bildiği günden beri
Gökler zulümleriyle bu kadar alçalmadı.
Artık güzelliklere imanımız kalmadı.
Hiçbir ümidimiz yok hiçbir gayemiz de
Şair? Fani neşeyi artık arama bizde
Şimdi biz bir hayale ağlarız için için
Tesellisi olmayan gönüllerimiz için
Sade ona kavuşmak tesellidir diyoruz
Ona kavuşmak için ölümü bekliyoruz.
[/align]
[align=center]
Gözlerimiz
Şeffaf
Temiz
Damlalardır
Her damlada
Demire can veren dehanın
Bir küçücük
Zerresi vardır
Şeffaf
Temiz
Damlalarıyla gözlerimiz
Bir umman içinde birleşmeseydi eğer
Her zerre
Dağılsa idi başka bir yere
Dinamolarla durmayanları çiftçileştirerek
Çelik dağları sof bir klak gibi döndüremezdik!
Müşterek zahmetin şamateri
Yakan
*** çevirir akan
İstimar(?) ateşini
Şem’asız kibrit gibi söndüremezdik
Şeffaf
Temiz
Damlalarıyla gözlerimiz
Bir umman içinde o kadar karıştı ki
Kaynayan suda buzu
Nasıl eritirse deniz(?)
İşte biz de
Birbirimizde
Öyle kaybolduk
Yükseldi müşterek zahmetin şamateri!
Demire can veren dehayı bulduk
[/align]
*** ve (?) kısımları maalesef tam okunamayan kısımlar.
hayatım kitap okumakla geçti... lakin hiç bir kitap beni Hugo'nun Sefiller'i kadar etkilemedi... romantizm fırtınasına tam iki yüz yıl sonra tutulmuştum; öğrencilere çok tavsiye etmişimdir ama nerede öyle mürekkep yalayacak gençlik?
"The Secret"-yazar tüm dünyada kapaktaki ismin çevrilmesini istemedi- mükemmel bi kitap herkes okuduktan sonra küçük de olsa bi mucize yaşıyor... ayrıca yurtdışında çoğu ünlünün elindeydi bi aralar bu kitap... neyse bunun dışında bence gidin büyük bir kitapçıya ve zamanınızı biraz harcayıp hoşunuza giden kitapların ilk bikaç sayfasını okuyun eğer devamını merak ediyorsanız alın.. new yorkta kitapçı mağazalarında yerlerde şurda burda insanlar görebilirsiniz okuma dersine girmiş gibi kitapçılar çoğu kişi para bazen almıyor bile bitiriyorlar orada kitabı çünkü.. sonuçta para istemiyor sizden kimse kitapçıda almak istediğiniz kitapları araştırdığınızda özgürsünüz burada da aynı kural geçerli bence..
Murathan Mungan'ın son kitabı "Yedi Kapılı Kırk Oda"yı tavsiye ederim güzel bir kitap.
Bilimsel kitaplar:Aklın isyanı-Alan Wooods-Ted Grant-Dünyayı ve dialektiği anlamak.maddenin oluşumu.Büyük patlama teorisine karşı en iyi cevap.maddecilik.plazma evren..
walla ben secret ı beğenmedim francesco arkadaşım...yani kitapta istemenin gücünden bahsediyor ama ben evrende yerçekimi kanunu gibi bi isteklere cevap veren bi kanun olduğunu düşünmüyorum..Tanrı kavramı biraz geri plana atılmıs diye düşünüyorum
Arkadaşlar Reşat Nuri Güntekin'in "Yaprak Dökümü" ve "Çalı Kuşu" adlı kitaplarını okuyun.İkiside harika.Yaprak Dökümünü zaten az çok dizisinden biliyorsunuz konu olarak,Çalı Kuşunun'da zaten filmi çekilmişti.Yaprak Dökümünü okuyun özellikle,çünkü senaryoyla kitaptaki olaylar bağdaşmıyor.Bide Agatha Christie'nin kitaplarını çok övüyolardı.Ben henüz okumadım ama edebiyat öğretmenimin bana önerdiği kitapların arasındaydı..
RÜBAİLER (31 RÜBAİ )
Ey bütün bir evrenin
En seçkin yaratığı olan sen!
Sen ki;
İki gözümden ve canımdan
Daha da azizsin.
Ey güzel kimse!
Candan aziz birşey yoktur.
Sen bana;
Candan da yüz kere daha azizsin.
***
Ey hoca!
Yalnız bir dileğimizi yerine getir.
Konuşma. Kes sesini.
Allah'la aramıza girme.
Biz doğru yoldayız.
Yalnız sen,
Bu yolu eğri görüyorsun.
Git... Gözlerini tedavi ettir.
Ya da rahat bırak bizi.
***
Kalk gel!
Hatırımız için gel.
dileğimizce bir zorumuzu hallet.
Bir testi şarap getir.
Ki, vücudumuzun toprağından
Testi yapılmadan önce
Kana kana testiden içelim.
***
Ben öldüğümde;
Beni şarap ile yıkayınız.
Telkin yerine;
Şarap dökünüz mezarıma.
Kadehleri ve şarabı öven
Şiirler okuyunuz baş ucumda.
Eğer, kıyamette
Beni bulmak isterseniz;
Meyhane kapısının
Toprağından koklayınız beni.
***
Şarap içmediğin için,
Sarhoşlara sövme.
Eğer Allah tövbe verirse,
Ben sadece
Şarap içmemek için tövbe ederim.
Sen;
Şarap içmemekle övünüyorsun.
Ancak;
Öyle ayıp işler ediyorsun ki,
Şarap onların yanında
Yüz kere zemzemle yıkanmıştır.
***
O kadar çok,
O kadar çok şarap içeyim ki;
Beni gömdüklerinde
Şarap kokusu gelsin mezarımdan
Ziyaretime gelen çakırkeyf dostlar,
Yıkılasıya içmiş gibi olsunlar.
***
Şarap, şarkılar, çalgıcılar ve ben
Bu harap köşede beraberiz
Rehin etmişiz canımızı şarap için.
Rehin etmişiz gönlümüzü, elbisemizi.
Vazgeçmişiz rahmet umudundan,
Azap korkusundan...
Ve kurtulmuşuz
Yel, toprak, ateş, su korkusundan.
***
Bu gün,
Benim gençlik nöbetimdir,
Aşk şarabı içerim.
Zira benim mutluluğum bundandır.
Acıdır diye kötülemeyiniz,
O, hoştur.
Onun acılığı,
Benim saflığımdandır.
***
Ey gönül!
Madem ki, senin nasibin
Daima kanamak ve
Her gün başka durumda olmaktır,
Ve ey can!
Sonuçta bir gün çıkıp gideceksen,
Bu bedende
Ne diye geldin?
***
Bizim dergahımızda
Sahte para geçmez.
Süpürge bizim darphanemizi
Temiz süpürmüştür.
Meyhaneden bir efendi dedi ki;
"Şarap içmeye bak.
Zira senin dalacağın
Sonsuz uyku anında
Nice asırlar gelip geçecek."
***
Boyun eğeceksin,
Doğa kanunları önünde.
İşe yaramaz başka bir şey...
İnsanların önünde,
Gösteriş ve riyadan başka
Bir şey fayda etmez...
Kül ettim aklın düşünebildiği her şeyi.
Lakin;
Doğa'nın emirlerine çaresiz kaldım.
***
Eğer, bir yabancı
Sana vefakarlık ederse
Onu akrabadan kabul et.
Eğer; akraban sana
Vefasızlık ederse
Onu düşman kabul et.
Eğer, zehir sana
Şifa verirse panzehir say.
Eğer bal seni hasta ederse
Arı soktu kabul et.
***
Hiçbir yürek yoktur ki;
Senin ayrılığınla kanlar içinde olmasın.
İyi gören hiçbir kimse yoktur ki;
Sana gönül vermiş olmasın.
Senin yüreğinde,
Hiçbir kimsenin düşüncesi olmadığı halde,
Hiçbir kimse yoktur ki;
Senin sevdan ile meşgul
Ve
Yanıp tutuşmuş olmasın.
***
Sen lalenin Nevruz'da yaptığı gibi
Fırsatın olursa eğer
Lale yanaklı bir dilberle
Beraber ol.
Kadehi eline al,
Sevinç ile şarap iç.
Zira hayat;
Bir rüzgar darbesi gibi
Mavi göğün altında
Seni altına alıp
Eziverir ansızın.
***
Ey Hayyam!
İşlediğin günaha
Bu kadar hüzne gerek var mı?
Gam çekmekten ne umarsın?
Günah işlemeyene
Tanrı bağışlaması olmaz.
Tanrı bağışlaması
Günah için gelmiştir.
Bir şey yok
Üzülecek, korkacak.
***
Canan!
Ömrümüzün sonunda
Vefasız bir aleme ulaşacağız.
Nelere sahip olursak olalım,
Çok şeyler arayacağız bıraktığımız.
Senin yüzün gibi Ay'ı
Nereden bulacağım?
Doğru söylüyorum,
Senin boyun gibi
Servi de yoktur alemde.
***
Uyuyordum.
Rüyamda bir bilgin dedi ki:
"Uyku kime ışık saçtı?
Kimin sevinç gönlünü açtı?
Ölüme benzeyen bir işi yapma.
Şarap iç.
Zira toprağın altında
Uyumaya çok vaktin olacak."
***
Şarap kasesini benim elime koy.
Zira;
Gönlümde hararet var.
Ve bu ömür akıp kaçıp gidiyor.
Kalk!
Talih ve mutluluk
Rüya gibi bir sırdır.
Kalk!
Gençlik ateşi
Su gibi akıp gidiyor.
***
Ne cehennemi hak ettim,
Ne cennete layığım.
Benim toprağımı ne ile yoğurduğunu
Allah bilir.
Fakir, kafir, çirkin, fahişe gibiyim.
Ne dinim var ne dünyam.
Ne de;
Cennet umudum var.
***
Benim şarap içmem
Keyiften değildir.
Ara bozmak,
Din ve terbiyeyi
terk etmek için de değildir.
İsterim ki,
Arada bir nefes alayım.
Şarap içmem;
İşte bu sebepledir.
***
Ey candan azizim!
Madem ki;
Bu cihan seni kederlendiriyor.
Madem ki; temiz ruhun
Bir gün ansızın teninden ayrılacak,
Senin toprağında
Çimenler yükselmeden evvel,
Gönlünün arzusunca eğlen.
Bir çemenzarda otur.
***
Eğer;
Akıl gözünü açarak bakarsan,
En çok emniyette saydığın kimseyi
Kendine düşman görürsün.
Bu zamanda, özellikle
Az dostun olsun.
zaman ehliyle,
Uzaktan sohbet iyidir.
***
Gözünü aç!
Birgün canından ayrılacaksın.
Hüdanın,
Esrar perdesinin arkasına gideceksin.
Aşk şarabı iç ki;
Nereden geldiğini bilmeyesin.
Sarhoş ve neş'eli ol ki,
Nereye gideceğini bilmeyesin.
***
Ben şarap içerim
Muhalifler soldan sağdan;
"İçme!
Şarap dinin düşmanıdır" derler.
Madem ki;
Şarabın din düşmanı olduğunu öğrendim,
Vallahi içerim, billahi içerim
Helaldir düşmanın kanını içmek.
***
Hayal sermayesi eksik olan
her gönül çaresizdir.
her gün;
Pişmanlığın ve acımanın
Kardeşidir, arkadaşıdır.
Endişelerden kurtulmuş,
Sevinçli bir gönülden başka
Dünyada ne varsa
Hepsi üzüntü sebebidir.
***
Allah benim yaradılış ruhumu yoğururken
Amelimin ne olacağını biliyordu.
Bana yakışmayan günahları,
Ben onun ilmi, onun rızası ile işliyorum.
O halde kıyamet günü
Beni cehennemde yakmasının
Mantıklı sebebi acaba nedir?
***
Ömür geçtikten sonra
Acı olmuş, tatlı olmuş
Ne önemi var.
Can, dudağa geldiğinde
Nişabur'da olmuşsun, Belh'te olmuşsun
ne farkı var.
muhabbet şarabı iç.
Çünkü;
Benden ve senden sonra ay,
hilalden dolunaya,
Dolunaydan hilale
inip çıkıp duracak.
***
Madem ki;
Cihanın bütün hallerinden haberdarsınız.
Ey gafiller!
Dünyanın işvesine aldanmayınız.
Ve aziz ömrünüzü
Heder etmeyiniz.
Haydi! Vakit kaybetmeksizin
Muhabbet şarabı içiniz.
***
Muazzez arkadaşlarım.
Bana gıdayı şaraptan yapınız.
Bu kehribar gibi olan yüzümü,
Yakut gibi yapınız.
Öldüğüm zaman beni
Şarap ile yıkayınız.
Mümkünse tabutumun tahtasını
Asma ağacından yapınız.
***
Allah bize
Cennetinde şarap vaat etti.
İş bu merkezde iken
Bu dünyada şarabı
Nasıl yasak eder, haram eder?
Bir gün, sinir halinde bir arap,
Hamza'nın dişi devesine
nişan almış ve vurmuş.
Bizim peygamberimiz şarabı
O araba yasak etmiş.
***
Evvela;
Benim rızam olmaksızın
Dünyaya getirildim.
Hayatta;
Hayretimden başka bir şeyim artmadı.
Sonra yine elimde olmadan
Bu dünyadan göçeceğim.
Gelmekten, kalmaktan, göçmekten
Maksat ne?
Hala anlamış değilim.
ÖMER HAYYAM
Sofistikecim beğenmemiş olabilirsin doğal ayrıca kitap bir süre sonra aynı şeyleri tekrarlıyor katılıyorum ama tanrının geri plana atıldığını sanmıyorum.. ayrıca nurcular gibi birşeyleri tanrıya da bağlaması bağnazca olurdu bence kitabın.. sonuçta kitap herkese hitap ediyor.. bir Katolik de bir budist ya da ateist de okusa birşey farketmiyor yani belirli bir kesime değil herkese yönelik bir kitap bence.. bu yüzden tanrı geri planda.. ben secret da yazılanları destekliyorum aslında yani bana göre secret da yazılanların mantığı-tüm pakete baktığımda- hoşuma gitti..
Jean-Christophe Grange nin bütün kitapları harika polisiye/gerilim sevenler mutlaka okumalı bence....özellikle "taş meclisi" ve "kurtlar imparatorluğu" harika..ve çok sürükleyici...zaten kitaplarından 3 ü filme uyarlanmıştı
haklısın francescoben nie düşünemedim...ama yine de hoşuma gitmedi..sürekli istemekten ve umut etmekten bahsediyo kitap..ben bazen nietzsche ye inanıyorum..herşey umut etmekle olmuyo.bazen umut işkencelerin en büyüğü oluyo...açıkçası secret bana bi erkek arkadaş bulamadı..ondan sevmiyom işte
![]()
ırvine welsh_trainspotting
Zeugma İnternet'teZeugma mozaiklerini de barındıran Gaziantep Müzesi sanal ortama taşındı. İnternet'te, 360 derecelik fotoğraflarla müzeyi gezmek mümkün
BİA Haber Merkezi - Gaziantep
18 Şubat 2008, Pazartesi
Seyfi GENÇ
Gaziantep Müzesi, sanal ortamda da ziyarete açıldı.
Kültür Bakanlığı tarafından 2006'dan bu yana yaptırılan 360 derecelik fotoğraflama çalışmaları sonucunda hem Gaziantep Müzesi hem de Zeugma kazı alanı gerçeğe yakın fotoğraflarla internet ortamına taşındı.
Uygulamayla www.gaziantepmuzesi.gov.t r adresinde müzenin taban ve tavanı da izlenebiliyor.
Gaziantep Müzesi'nin 82 panoramik noktadan gezilebildiği sanal müze uygulamasında ziyaretçiler istedikleri noktayı listeden seçerek müzenin o kısmını 360 derecelik açılarla görebiliyorlar.
Sanal müze ayrıca CD olarak hazırlanıp satışa sunulacak. Özellikle evinden dışarıya çıkma güçlüğü çeken kişilerin müzeyi gezebilmelerine imkan sağlıyor.
Gaziantep Müzesi
Temmuz 2005'te açılışı yapılan Zeugma Mozaik Müzesi ile birlikte Gaziantep Arkeoloji Müzesi, Türkiye'nin en büyük mozaik müzesi oldu.
3 bin 500 metrekarelik teşhir alanına sahip olan müzede yeni binada 16, eski binada beş olmak üzere toplam 21 teşhir salonu var.
Müzede Zeugma kazılarından çıkarılan 550 m² mozaik, 120 m² fresk ile heykellerin yanı sıra eski binada toplam bin 752 adet eser sergileniyor. Müzede karanlık çağlardan günümüze Gaziantep ve çevresiyle ilgili eserler kronolojik olarak sergileniyorlar.
http://www.bianet.org/bianet/kategori/bianet/104979/zeugma-internette
'Postaneye asla yalnız gitme'
NAZIM ALPMAN
Sovyetler Birliği'nin dağılma süreci iki farklı duyguyu aynı anda yaşattı insanlara. Bir grup insana göre "sosyalizm" yıkılıyordu, ikinci grup ise komünist ülkelere "özgürlük" geliyordu.
1989'da Berlin Duvarı'nın yıkılmasıyla başlayan süreç sonunda SSCB de dağıldı.
Tarihin bu özel döneminde Moskova'da görev yapan Yunanistanlı gazeteci Stelyo Kuloğlu dağılma sürecinde tanıklıklarını "Postaneye Asla Yalnız Gitme" adıyla polisiye bir aşk romanı haline getirdi.
Kitap, Türkçe'ye çevrilerek Kanat Yayınları arasından raflarda yerini aldı. Hafta sonu iki günlüğüne İstanbul'a gelen Stelyo Kuloğlu ile konuştuk. İzmirli bir ana-babanın Atina'da doğan oğlu Kuloğlu ile kitap üzerinden eski defterleri açıp dertleştik. Ragıp Duran ile Zeynep Doğukan da bize eşlik etti.
Stelyo Kuloğlu'nun kitaptaki kahramanı Moskova'da görev yapan Amerikalı bir gazeteci Kevin, Sovyetlerin özel dehlizlerinde dolaşan, ülkenin nasıl nefes alıp verdiğini yakından görebilen yetenekli bir basın mensubu... Tıpkı yazar Stelyo gibi.
İnsanın aklına hemen "doğal gazeteci hınzırlıkları" geliyor:
-Stelyo doğru söyle bu kitap özyaşamsal mı?
-Ben her ne kadar kitapta anlatılan ortamı yaşamış bir gazeteciysem de otobiyografik değil. Kahramanların hemen hepsi kitabın anlattığı Moskova'da yaşıyor. Onların pek çoğunu tanıdım. Ama emin ol, kitap kurgu! Bir gazetecinin kahramanı ancak yine bir başka gazeteci olabilir. Polisi yazamam ki!
Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla birlikte rejimin cenazesinden renkli bir kuş havalandı: Fuhuş! Zaten kitap da Amerika'ya gelin olarak gitmek isteyen genç güzel Rus kızlarına koca adayları bulan bir organizasyon şirketinde başlıyor. Gazeteci Kevin olanca destursuzluğuyla "pat" diye soruyor:
-Burada yaptığınız bir çeşit yasal kadın ticareti mi?
Şirket yöneticisi Sergey Tamuryan, buna çok içerliyor. Pezevenk olmadığını söylüyor. Kızlara iyilik yaptığını belirtiyor:
-Biz burada cehennemden çıkış bileti veriyoruz, cennete giriş bileti değil bayım.
Stelyo'nun politik duruşu itibarıyla yaşananlar iç açıcı değildi. Solcu bir gazeteci olarak neler hissetmişti? Stelyo Kuloğlu SSCB'nin dağılmasına şöyle bakıyordu:
-O rejimin yıkılması kaçınılmazdı. Ama dağılma sürecinde yaşananlar beni ziyadesiyle üzdü?
-Neden?
-Sovyetlerin parçalanması çağın en büyük talanını getirdi. Orada on yıllarca emek harcanarak inşa edilen milyonlarca emekçinin yarattığı değerler üç kuruşa mafyaya teslim edildi. Bu operasyon Amerikalı neoliberal danışmanların kontrolünde yürütüldü. 1990'larda yapılan bir araştırmada ortalama Rus erkeklerinin yaşam beklentisi yüzde 15 oranında azaldı. Daha ne diyeyim ki?
-Katı rejim yıkılınca özgürlük gelecekti...
-Evet şimdi belki özgürler ama yiyecek bir şey kalmadı. Rusya gibi kültürel birikime sahip köklü bir devlete hiç uygun düşmeyen Amerikan tarzı özgürlük hakim kılındı. Tıpkı Irak'a götürülen özgürlük gibi!..
1990'ların başında ben de Moskova'ya gitmiştim. Orada yaşayan arkadaşım Cenk Başlamış'a "bir şey ister misin" diye sorduğumda şu talepte bulunmuştu:
-İki tane 250 gram eski kaşar getirirsen çok makbule geçer!
Moskova uçağına elimde peynirler, zeytinler, salamlar, sucuklarla cezaevine gider gibi binmiştim. Stelyo'ya bu durumu anlatıp somdum:
-Sen de bu yoksunluktan payını almış miydin?
-Bizler ihtiyaçlarımızı dolarla alışveriş yapılan mağazalardan temin ettiğimiz için sıkıntı çekmedik.
-Kendileri için bir şeyler isteyen Ruslar oluyor muydu?
-Her zaman! O dönemde eğer parasını verirsen Gorbaçov'un odasına bile girebilirdin.
-Moskova'dan ayrıldıktan sonra tekrar gidip gördün mü?
-1995'ten sonra bir kere gittim, bir daha gitmemeye karar verdim.
-Niye?
-Pek çok Rus arkadaşım var. Onlar mafyaya bu-laşmayıp talandan uzak durdukları için çok zorluk çekiyor. Sefalet içinde kaldılar. Onların o halini görmek bana acı veriyor. Zaten kent de çok mo-dernleşti, ruhunu kaybetti. Amerikan tarzı yaşam Moskova'yı çok değiştirdi. Travesti gibi oldu!
Sovyetlerin dağılması dünya solunda büyük bir moral bozukluğuna sebep olmuştu. Böylesi bir kitap Yunanistan'daki sol tarafından nasıl karşılanmıştı. Stelyo, kitaptaki mizahi dozu konuşmasına da serpiştirerek şöyle diyordu:
-Sovyetler dağıldı ama Yunanistan'daki Sovyet yanlısı ruha sahip eski komünistler bütün haşmet-leriyle duruyor. Onlar kitabımı beğenmediler. Reformcu sol ise olumlu karşıladı. Eski kuşak komünistler içinden en güzel tepkiyi -buna katkı da denebilir- Elli Papa'dan aldım. 86 yaşındaki Madam Papa, Dido Satiriu'nun kardeşi ve Nikos Beloya-nis'in karısı... Bana kocasının kendisine hapishane koşullarında yazdığı mektupları verdi.
-Bunu niye yaptı?
-Ben kitapta despotik rejimde aşkın olamayacağını anlatıyorum ya, o da bana komünistler işte böyle aşk yaşar demek için... Militan komünistler aşkı yaşayabilirler ama devlet komünizminde bu mümkün değildi.
-Her söyleşinin son sözü konuğundur, buyur...
-Kitap hakkında birkaç şey söyleyebilirim. Casusluk ve aşkı anlatan bir roman benimki. Otoriter rejimlerle ilgili bir konuyu ele alıyor. Otoriter rejimler özel hayata müdahaleye teşnedir. Çünkü özel hayat son direniş noktalarından biridir. Bu bakımdan dünyanın dünkü, bugünkü ve yarınki haline çok denk düşüyor.
http://www.birgun.net/bolum-72-haber-59224.html#haber_basi
Sofistike Nickli Üyeden Alıntı
bi arkadaşım da aynı şeyi söyledi "secret ona da bi erk ark bulamadı" ve bazen eğer garip bi tip görürsek lanet secret a bağlıyoruz durumu
![]()
nietzsche ye tamamıyla değil ama ben de inanıyorum.. yani bilemiyorum da aslında birçok kişi gibi kafam karmakarışık.. ama umut etmek hoş bazen..
Bu Konuyu Paylaşın !