bence oldukça gereksiz bir kitap eser bile denemez 1 saatte bitmişti.Yazın sıkıntıdan bunu okumuştum.yapay_element Nickli Üyeden Alıntı
biLmeem ben cok beğenmiştim.
Gizemli bir kadının öyküsü
Onu yakından tanıyan, belki de hiç
tanımayan dostlarının ağzından
Kim olduğumuzdan emin olmasak da, kendimize karşı her zaman içten olma cesaretini nasıl ediniriz?
Paulo Coelho, yeni romanı Portobello Cadısı’nda bu sorunun yanıtını arıyor. Portobello Cadısı, Athena adlı gizemli bir kadının öyküsünü, onu çok iyi tanıyan -ya da hiç tanımayan- yakınlarının ağzından anlatıyor.
İnsanlar bir gerçeklik yaratıyorlar, sonra da kendi yarattıkları gerçekliğin kurbanı oluyorlar. Athena işte buna başkaldırdı ve bunun için büyük bir bedel ödedi...
ANLATAMIYORUM
Ağlasam sesimi duyar mısınız,
Mısralarımda;
Dokunabilir misiniz,
Göz yaşlarıma, ellerinizle?
Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
Bu derde düşmeden önce.
Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün;
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum
Orhan Veli Kanık
BEDAVA
Bedava yaşıyoruz, bedava;
Hava bedava, bulut bedava;
Dere tepe bedava;
Yağmur çamur bedava;
Otomobillerin dışı,
Sinemaların kapısı,
Camekanlar bedava;
Peynir ekmek değil ama
Acı su bedava;
Kelle fiyatına hürriyet,
Esirlik bedava;
Bedava yaşıyoruz, bedava.
Orhan Veli Kanık
STREET FİGHTİNG MAN
TANRI'NIN GÖZYAŞLARI
Bu korkunç kuraklık
Boynu bükük buğday başakları
Bu çorak toprak, bu susuzluk
Tanrı'nın kuruyan gözyaşları
*
Bir büyük gözaltı hayatımız
Ölü çocuklar coğrafyasında
Kayıplar destanı hikayemiz
Melekler anaların dilsiz yasında
*
Bebeler ergen doğuyor
Ninniler kahramanlık masalları
Yaşayan bu kanlı haritada
Taşırken iki büklüm onca yası
*
Bu korkunç bataklık
Yutuyor körpe tomurcukları
Dört kitap yazıyor
Eşittir Tanrı'nın çocukları
STREET FİGHTİNG MAN
Küçük insanların yazarı: Saroyan
ARIS NALCI
aris.nalci@aqos.com.tr
"Kitaplarındaki karakterler o kadar küçüktü ki Saroyan'm, isimlerini bile bazen zikretmeye gerek duymuyordu. Saroyan için Ermeni olmak ya da olmamak önemli değildi. Öykülerinde geçen Ermeni isimlerini hiç azınlık karakterler olarak düşünmedim"
İstanbul'da sayıları bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar azalmış kitapevlerinin raflarından, yeni yazarlarla tanışmak için seçtiğim kitapların da çoğu zaman yarısına gelmeden merak ederim hangi ülkede yaşıyor bunu yazan diye. Millet o kadar değerli bir kavram olmayabiliyor okurken.
Ne zaman orjini ve vatanı birbirinden farklı bir yazarla karşılaşsam aynı duygular depreşir içimde. Yazının yazıldığı toprak parçasında yaşayan yazarın, doğuştan kazandığı kimlik ile sonradan ona eklemlendirilen babavatanın kimliğini kendi kültüründe harmanlayan, benliklerini kendi içinde kavurmuş, karmaşık bir insanın iç dünyasını yansıtıyor gibi geliyor bana.
William Saroyan da bu tip yazarlardan biri. Hatta benim kendi içimde yaptığım bu sınıflandırmanın ilk örneği. Sınıfının ilki... Doğumundan tam ıoo yıl geçti 2008'le birlikte.
Asırlık çınar William Saroyan ile Şubat 2001'de tanıştım. (Her ne kadar kitaplarını kastetsem de, 'her kitap aslında yazarın kendisidir' diyerek Saro-yanla tanıştım diyebileceğim.) Geç bir tanışıklıktı bizimki. Ama güç olmadı. Çoğunlukla İngilizce yazdığından pek de karşılaşamamıştım İstanbul'daki raflarda. Araş Yayıncılık sağolsun çevirdiği Saroyan kitaplarını bir bir basmaya başladı. Saroyan'la ilk tanıştığımız andan itibaren bir kaynaştık ki sormayın. Benim soyadımda olmayan ama onda olan '-yan' ekinden midir bilinmez. Öyküleri hep günümüzden sokak manzaraları, ev halleri, bir nevi kendim gibi İdiçük insanları anlattı bana. Belki Saroyan'ın yazdıkları kendi iç dünyasını yansıtıyordu onun için ama bana göre Saroyan, kendi yazma isteğini bastırmak ve benim gibilerin de okuma isteğini tatmin etmek için yazıyordu. Bu kadar basitti bu ilişki. Edebiyatın, eserlerine derin anlamlar yükleyen cümlelerine boğmaya gerek yoktu aramızdaki ilişkiyi. 'Ödlekler Cesurdur' ile başladık konuşmaya, ardından 'Paris Fresno Güncesi' geldi. "Bu dünyada kimse halanda birkaç satır yazılmadan göçmemeli" diyordu. Belki de günlüğündeki en edebi lafıydı bu Saroyan'ın. '70 bin Süryani', 'İnsanlık komedisi', 'Yüreğim Dağlardadır-Yaşamak Vakti' geldi ardından da. Daha önce Varlık Yayınları'ndan çıkan 'Aram Derler Adıma' ise tuzu biberi oldu Saroyan serüvenimin.
Kitaplarındaki karakterler o kadar küçüktü ki Saroyan'ın isimlerini bile bazen zikretmeye gerek duymuyordu. Ama ismi olmayanın fotoğrafı da ekleniyordu öyküsüne ya da güncesine. Saroyan için Ermeni olmak ya da olmamak önemli değildi. Öykülerinde geçen Ermeni isimlerini hiç azınlık karakterler olarak düşünmedim. Ermenistan'da Ermeni olmak kadar doğal ve normalleştiri-yordu öykülerinde kimlikleri Saroyan. Paris'te bir kunduracı dükkanındaki usta (Paris Fresno Güncesi, syf 59) ile amcasıyla sessiz sohbetlerini anlamlandıramadığı Arap arkadaşı (Ödlekler Cesurdur, syf 8-10) hep dünya insanları olarak yansıdı ben; sadık okuyucusuna.
BİR TAVSİYE
Hâlâ Saroyan okumamışlar varsa Saroyan'ın 'Ödlekler Cesurdur' öykülerinden başlamanızı tavsiye ederim. Hatta sevgiliniz, çocuğunuz varsa yanınıza alıp yüksek sesle okumanızı, böylelikle birini daha Saro-yan'dan haberdar etmenizi tavsiye ederim...
Şimdi Saroyan doğumunun 100. yılında etkinlikliklerle anılacak. Tam da kendi yazınına uygun şekilde. UNESCO 2008 yılını 'Saroyan Yılı' ilan ederken herhalde benim gibi Saroyan'ın dünya vatandaşı olduğunu kabullenmiş. Etkinlikler çerçevesinde UNESCO Orkestrası Ermenistan'da da konser verecek. Konserlerin ilki 26 Şubat'ta Fresno'da, Şoğakn Topluluğu'nun konseriyle başladı. Etkinlikleri Fresno'da oluşturulan 'Jübile Organizasyon Komitesi' gerçekleştiriyor.
Ermenistan Kültür Bakanı Hasmik Poğosyan, Ermenistan'da Yerevan Opera Salonu'nda gerçekleştirilecek programın ekim ayında olacağını ifade ederken, Saroyan'ın doğumgünü olan 31 Ağus-tos'ta Yerevan Panteonu'nda yazarın hatırasını anma etkinliği gerçekleştirilecek. Yerevan Maştots Caddesi ve Moskovyan Sokağı'nın kesiştiği noktaya Davit Yerevanh'nm eskiziyle hazırlanan Saroyan'ın bir heykelinin de dikilmesi planlanıyor. Ermenistan Ulusal Bilimler Akademisi M. Abeğyan Edebiyat Enstitüsü UNESCO sponsorluğunda, Saroyan'ın edebi mirasının farklı yönlerini tahlil eden bir konferans gerçekleştirecek. Devlet okullarında Saroyan'a ilişkin açık dersler gerçekleştirilecek.
SAROYAN YIL BOYU ANILACAK
Ermenistan Kültür Bakanlığı'nın ilan ettiği yarışma çerçevesinde, iki tiyatroda W. Saroyan'ı henüz çevrilmemiş piyesleri icra edilecek. Eylül ayında W. Saroyan'ın eser ve piyesleri temel alınarak hazırlanan temsillerin yer aldığı Avrupa, ABD, ve Rusya Fed. davet edilen tiyatro gruplarının katılacağı bir uluslararası tiyatro festivali gerçekleştirilecek. Etkinlikler çerçevesinde yazarın eserlerinden bir seçki Rusça olarak yayımlanacak. Yıl boyunca kamu tv ve radyosu W. Saroyan'a ilişkin programlar gerçekleştirecek.
http://www.birgun.net/bolum-70-haber...tml#haber_basi
STREET FİGHTİNG MAN
Mehmet Ömür’ün ‘Kafamı Sıkanlar’ adını verdiği sergisi, 8 Mart tarihine kadar Galeri Kent’te sanatseverlerin beğenisine sunuluyor. Ömür sergide içinde bulunduğumuz yüzyılın insanlar üzerinde yarattığı baskıyı ele alıyor.Sergi günlük hayatın akışı içinde kaçınılmaz olarak maruz kaldığımız, hayatımızı olumsuz olarak etkileyen elemanlara gönderme yapıyor.
Teknolojinin yarattığı gürültüden, çevre kirliliği, trafik, ekonomik krizler ve savaşlara; insanı çaresizliğe sürükleyen, içimizi tüketen ve bizi derinden yokedenlere bir başkaldırma; sessiz bir çığlık var bu sergide.
Sanatçı, kendisini sorgulatan nedenleri söyle özetliyor: ‘Bu beşinci sergimi; ilerleyen yaşımda bana yaşamı sorgulatan, insanın yaşam alanını daraltan konulara ayırdım. Beni çembere alıp, sıkıştıran, artık vazgeçilemez hale gelen iletişim araçları, trafik, ekonomik koşullar, paranın kirlenmesi, silahlanma yarışı ve savaş....ölüm.......Ölüm. ..insanoğlu sanki yoketme yarışında artık... Ben yaratmayı seçtim.’
Meslek hayatını halen serbest hekim olarak sürdüren Mehmet Ömür, 1977 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olduktan sonra, 1981 yılında Bursa Uludağ Üniversitesi’nde uzmanlığını tamamladı ve ardından Paris’te çeşitli hastanelerde çalıştı.
1986 yılında Doçentlik, 1996 yılında ise Profesörlük ünvanlarını alan Ömür, 1988 yılında Haseki Hastanesi 1994 yılında ise Amerikan Hastanesi KBB bölüm Şefi oldu.
Ömür, 2000’li yılların başında hobi olarak başladığı fotoğraf sanatında, yoğun ve tutkulu bir çalışma ile, hekim kimliğinin yanısıra sanatçı kimliğini de ortaya koyuyor. Bozcaada, Paris Petite Galerie, İstanbul Oda Galeri, Artistanbul Sanat Fuarı ve Arkeopera’daki sergilerinin ardından sanatçı, bu beşinci sergisiyle, sanata bakışını yepyeni bir platforma taşıyor.
Kaynak: hurriyet.com.tr
Constant over stimulation numbs me
Karakalpak Kızı
Tulepbergen Kaipbergenov
Çeviren: Kayhan Yükseler
Evrensel Basım Yayın
Özbekistan'ın özerk cumhuriyeti Karakalpakistan'ın yetiştirdiği önemli bir yazar Tulipbergen Kaipbergenov. Sosyalist gerçekçi anlaylışla kaleme aldığı ilk romanı Karakaplak Kızı ile tüm eski Sovyetler'de adını duyurdu. Kitap o zamanki Sovyetler Birliği cumhuriyetlerinin hemen bütün dillerine çevrildi.
Romanında 1900'ların başına götürüyor okuru Kaipbergenov. Rusya'da bir devrim süreci yaşanmaktadır. Ve bir Karakalpak kadınıyla birlikte bütün Karakalpak halkının da kaderi değişmektedir.
Constant over stimulation numbs me
Belki bir gün
O günden
Çok daha evvel
Köprü başında sallanarak
Bir sabah vakti gölgemi asfalta salacağım
Belki ben
O günden
Çok daha sonra;
Matruş çenemde ak bir sakalın izi
Sağ kalacağım
Ve ben
O günden
Çok daha sonra;
Sağ kalırsam eğer,
Şehrin meydan kenarlarında yaslanıp
Duvarlara,
Son kavgadan benim gibi sağ kalan
ihtiyarlarla
Bayram akşamlarında keman
Çalacağım...
Etrafta mükemmel bir gecenin
ışıklı kaldırımları
Ve yeni şarkılar ösyliyen
yeni insanların
Adımları...
NAZIM HİKMET RAN
STREET FİGHTİNG MAN
Küçüktüm,küçücüktüm,
Oltayı attım denize;
Üşüşüverdi balıklar,
Denizi gördüm.
Bir uçurtma yaptım,telli duvaklı;
Kuyruğu ebemkuşağı renginde;
Bir salıverdim gökyüzüne;
Gökyüzünü gördüm.
Büyüdüm işsiz kaldım,aç kaldım;
Para kazanmak gerekti;
Girdim insanların içine,
İnsanları gördüm.
Ne yardan geçerim, ne serden;
Ne denizlerden, ne gökyüzünden ama...
Bırakmıyor son gördüğüm,
Bırakmıyor geçim derdi.
Oymuş,diyorum,zavallı şairin
Görüp göreceği.
Stella Düşerken
Linn Ullmann
Çeviren: Adem Uludağ
Can Yayınları
İsveçli ünlü yönetmen Ingmar Bergman'la Norveçli oyuncu Liv Ullmann'ın kızları olan Linn Ullmann'ı Sen Uyumadan Önmce adlı kitabıyla tanıyor Türk okuru.
Ullmann bu kez Stella'nın öyküsünü anlatıyor. Kitap Oslo’da sıcak bir yaz akşamında başlıyor. Martin, Stella’yı birlikte yaşadıkları on yıla damgasını vuran tehlikeli oyunların bir yenisine davet eder: Dokuz katlı binanın çatısında bir denge hareketi yapacaklardır. Çatının kenarında yürümeye başlarlar. Stella sendeler, bir an Martin’in kolları arasına yuvarlanır ve sonra dehşete kapılmış izleyicilerin çığlıkları arasında yere düşer. Martin onu kurtarmaya çalıştı mı, dersiniz?
Görgü tanıklarının, Martin’in, Stella’nın kızı Amanda’nın, dostu Axel’in ağzından Stella’nın öyküsünü dinliyor, onun farklı kişilerin gözündeki farklı niteliklerini öğreniyoruz: kıskanç bir eş, tutkulu bir sevgili, melek gibi bir hemşire, anne sevgisinden yoksun bir çocuk, özverili bir anne ve biz yaşayanların artık öğrenemeyeceği bir sırrı olan kadın. Ölümden öte bir yerden bize seslenen Stella ise görünürdeki mutlu ve düzenli yaşantısının ardında nasıl kırılgan bir yaşam sürdüğünü anlatıyor.
Stella’nın yaşamını, geride bıraktığı insanların anılarında izlerken, o kişilerden her birinin yaşam öyküsünü de gözlemliyoruz.
Constant over stimulation numbs me
Kırmızı Mantolu Küçük Kız
Roma Ligocka
Çeviren: Nuriye Yigitler
Altın Kitaplar
Steven Spielberg’in yönetmenliğini üstlendiği Schindler'in Listesi adlı filmi izleyenler bilir. Varşova gettosunun Naziler tarafından boşaltılması sırasında, bütün o çığlıkların, gözyaşlarının, cının ve ölümün arasında dolaşıp duran kırmızı mantolu küçücük bir kız. Siyah -beyaz filmin tek renkli görüntüsü... İşte o kırmızı mantolu küçük kız şimdi İkinci Dünya Savaşı sırasında yaşadıklarını anlatıyor. Büyük bir açıksözlülükle. Irkdaşları olan tüm Yahudiler gibi gettoya kapatılan ama annesinin azmi ve kararlılığı sayesinde gettodan kaçıp sahte kimlikle yaşamayı başaran Roma Ligocka, çocukken yaşadığı ama hayatının sonuna kadar onunla birlikte gidecek olan hüzünlü anılarını paylaşıyor.
Spielberg'in yönetmenliğini yaptığı Schindler’in Listesi filminin Polonya-Krakov galasında Roma Ligocka adında bir kadın şaşkın gözlerle filmi izliyordu. Tam bu sırada o unutulmaz sahne oynanmaya başlandı: Kırmızı manto giymiş küçük bir kız annesinin elinden tutmakta ve bu kare, savaşın-soykırım en dramatik sahnelerinden bir olarak beyazperdeden izleyenlerine ulaşmaktaydı. Kadın içinden, “Bu benim! O kırmızı mantolu küçük kız benim!” diye haykırdı. Çünkü, o da annesiyle birlikte filmin anlattığı tarihte aynı toplama kampında bulunuyordu ve üstünde hep kırmızı bir manto vardı. Açlığa, soğuğa, hastalığa; erkekleri, kadınları ve çocukları en küçük bir bahaneyle bile gözlerini kırpmadan öldüren SS’lere rağmen hayatta kalmaya çalışıyorlardı.
Kırmızı Mantolu Küçük Kız Roma Ligocka, bu filmle birlikte tam elli yıl öncesine gitti. O güne kadar kendisini kâbuslarla takip eden ve hayatının hiçbir döneminde peşini bırakmayan kahredici anılar zihninde yeniden canlandı. Roma, elli yıl sonra çekilen bütün acılarla tek tek yüzleşerek bu anıları yeniden yaşadı.
Constant over stimulation numbs me
NEREDEYSE BİR BALİNA
Türlerin Kökenine Güncel Bir Bakış
Steve Jones
Evrensel Basım Yayın
“Neredeyse Bir Balina” (Almost Like A Whale), evrim kuramına bugünün bilgileri ile ışık tutuyor. “Darwin’i güncelleştirğini” belirten genetik profesörü Jones, eseri için şöyle diyor:
“Kitabım, olabildiğince, ‘Türlerin Kökeni’ni yeniden yazma girişimidir. Darwin’in planını, tarlalardan fosillere, arı kovanlarından adalara kadar uzanan bir iskelet üzerinde geliştirdiği planı kullandım. Ama Darwin’in çok sevdiği tümcelerden biri olan ‘Büyük Gerçeklerim (Grand Facts)’ ile ifade edersek, benim kitabım, 20. yüzyıl sonlarının bilgi düzeyi üzerine kuruludur.”
“Neredeyse Bir Balina” Darwin’in düşüncelerini, bilimsel gelişmelerin ışığında yeniden okumaya çalışmak ve evrim kuramının biyolojiyi bütünleştirdiğini göstermek için iddialı bir bilimsel-felsefi kılavuz. Bilimsel ödüller kazanan Prof. Jones Profesör Jones, akademik yaşamının yanı sıra BBC dahil, TV programları yaptı, genetik, genler ve evrim konulu popüler bilim kitapları yazdı.
Constant over stimulation numbs me
ALDIRMA GÖNÜL ALDIRMA
Başın öne eğilmesin
Aldırma gönül aldırma
Ağladığın duyulmasın
Aldırma gönül, aldırma
Dışarda deli dalgalar
Gelip duvarları yalar
Seni bu sesler oyalar
Aldırma gönül, aldırma
Görmesen bile denizi
Yukarıya çevir gözü
Deniz dibidir gökyüzü
Aldırma gönül, aldırma
Dertlerin kalkınca şaha
Bir sitem yolla Allah'a
Görecek günler var daha
Aldırma gönül, aldırma
Kurşun ata ata biter
Yollar gide gide biter
Ceza yata yata biter
Aldırma gönül, aldırma
Sebahattin Ali
STREET FİGHTİNG MAN
PARADOKSAL SANAT SİNEMA
Metin Gönen, Versus Kitap, sinema, 109 sayfa
'Paradoksal Sanat Sinema', Metin Gönen'in konuya dair teorik yazılarını barındırıyor. Kitapta yer alan yazılara bakıldığında, sinema teorisi yazılarının çoğunda okurun karşısına çıkan karmaşık anlatımdan, Gönen'in imtina ettiği görülüyor. Dolayısıyla Gönen'in yazıları, ele aldığı konuya derinlikli bakışı ve berrak, duru anlatımıyla ilgi çekiyor. 'Bir Sinemadan Ötekine: Klasizm/Modernizm İkilemi?: Bazin, Deleuze, Epstein ve Godard', 'Çağların Ötesindeki Sinema' ve 'Bir Düşünce Biçimi Olarak Sinema' bölümlerinden oluşan kitap, sinema sanatının paradoksal yapısının, görünebilirlik ve düşünülebilirlik koşullarını oluşturmayı amaçlıyor. "Özde paradoksal bir sanat olan sinemanın, sinematografik-fikirler yaratan bir ilişkilendirme operasyonları sanatı, bir duyumsanır (estetik) düşünce biçimi olduğunu göstermeye çalıştım," diyen Gönen'in yazıları, sinemanın paradoksal yapısına kafa yoruyor.
Constant over stimulation numbs me
İÇİMİZDEKİ MİTOLOJİ
Liz Greene ve Juliet Sharman-Burke, Çeviren: Rita Urgan, MB Yayınevi, mitoloji, 253 sayfa
İki yazarlı 'İçimizdeki Mitoloji'nin en dikkat çeken yanı, günümüz insanının iç dünyasına, antik çağ mitolojilerindeki bireyin iç dünyası çerçevesinden bakması. Mitolojilerdeki bireyler ayrılık, ihanet, geçim sıkıntısı, üçlü ilişkiler, ensest, kariyer kıskançlığı, ilişkilerde yaş farkından doğan sorunlar ve yıkıcı rekabet gibi, aslında günümüzde de varolan sorunlardan mustarip. Yazarlar, modern çağ insanının, kendi sorunlarıyla hesaplaşırken, eski söylence-lerden de yararlanması gerektiğini savunuyor. Kitap, bu bakış açısından hareketle, insanların gündelik hayatlarında yaşadıkları sıkıntılara, mitolojik öykülerle çözüm sunmayı amaçlıyor.
Constant over stimulation numbs me
MUHTEŞEM SAVAŞÇI: TİMURLENK
Roy E. Stier, Çeviren: Elçin Aşuroğlu, Elips Kitap, biyografi, 224 sayfa
Roy E. Stier, 'Muhteşem Savaşçı: Timurlenk'te, dünyada çoğunluğun bildiği adıyla Tamerlan'ın hayatını ve yaşadığı zamanların kronolojik öyküsünü veriyor. Stier, 1336 doğumlu Timurlenk'i, "Yüce Savaşçı" şeklinde tanımlıyor. Timurlenk yaşadığı dönemlerde, İran, Irak, Azerbaycan, Hindistan, Suriye, Çin ve Delhi'ye kadar bütün Asya'yı ve 1402 Ankara Savaşı'nda, Osmanlı ordusunu mağlup ederek, Anadolu'nun İzmir'e kadar olan bölümünü fethetmişti. Kargaşanın, hırsın ve mutlak iktidarın hüküm sürdüğü Moğol topraklarında doğan Timurlenk'i, gençlik yıllarından başlayarak anlatan Stier, bu ismin iktidar hırsı ve şiddetle örülü dünyasına odaklanıyor.
Constant over stimulation numbs me
2 haftanın sonunda Paulo Coelho'nun Zahir'ini ve Veronika Ölmek istiyor(türkçe'ye böyle çevrildi sanırım) kitabını okudum.Simyacı'dan hatırlarsınız belki bu yazarı.Veronika Zahir'e göre daha ince bi kitap bir solukta bitiyor
İlk Veronika ölmek istiyor'dan başlayalım,kitabın ana karakteri olan veronika başarısız bir intihar'dan sonra kendini akıl hastahanesinde bulur.Aslında hayatında o kadar sorunla karşılaşmamıştır,hatta acılı bir ölüm istemez,boğulmaktan korkar ve kısa ve acısız çözüm hap'ı seçer.
Hastahanede yaklaşık 1 haftalık ömrü kaldığını öğrenir.yazar sadece veronika'dan bahsetmez kitapta,orada diğer hastalarıda inceler ve onların veronika ile ilişkilerini.Onların hayatlarını okuyuca sunar."Deli" kavramını irdeler ve kitaptaki doktor karakterinin ilginç bir tezi vardır ki bunu sizin okuyarak öğrenmenizi tercih ederim.
Zahir'de ise başarılı bir yazarın aşk kavramını tanımasını anlatır yazar.Yazar evlidir ancak bir gün savaş muhabiri olan eşi ortadan kaybolur.Hiç bir iz yoktur.Yazarın yaşadıklarını anlatır kitap ona,eski konuşmalardan bahsedilir.Yazarın yaşadığı gel-gitleri çok iyi yansıtmış bu kitabında Paulo Coelho.Eşinin sevgilisi olduğunu düşündüğü kazak biriyle tanışır,onunla yaşadığı konuşmalar,o adamın düşünceleri gerçekten çok ilginç ve düşündürücüdür.Zahir kelimesi kitapta şu şekilde anlatılır.bir zamanlar karşılaştığımız bir kişi veya düşünce, başka hiç bir şeye yer vermeyecek biçimde yavaş yavaş bütün düşüncelerimizi kaplar. Bu düşünce veya kişiye zahir denir.
Keyifli okumalar
Bu Konuyu Paylaşın !