+ Konuyu Cevapla
Toplam 5 Sayfadan 1. Sayfa 12345 SonuncuSonuncu
Toplam 94 sonuçtan 1 ile 20 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: tavsiye edeceğiniz kitaplar..

  1. #1
    peno
    Ziyaretçi

    Standart tavsiye edeceğiniz kitaplar..

    herkes okuduğu ve beğendiği kitapları yazsın..okumaya ihtiyacımız var ve belki ilgimizi çeken bi şeyler görebiliriz burda.

    ben en çok Frank McCourt'un ''Angela'nın Külleri'' kitabını seviyorum ve herkese öneriyorum.emin olun pişman olmayacaksınız ve okurken şükredeceksiniz.yazarın kendi hayatı olduğunu da belirteyim.

    bu arada dostoyevski'nin tüm kitaplarını tavsiye ederim hepsi birbirinden güzel ama 'suç ve ceza' mutlaka okunmalı!

  2. #2
    Üye Nymphetamine - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    25.03.2007
    Mesajlar
    252

    Standart RE: tavsiye edeceğiniz kitaplar..

    Doğan Cüceloğlu-Savaşçı tavsiye edeceğim kitapların başında gelir. Psikoloji ve kendini sorgulama üzerine kurulu, kişiye müthiş şeyler kazandıran bir kitap.

  3. #3
    Üye
    Üyelik tarihi
    04.09.2007
    Yaş
    25
    Mesajlar
    73

    Standart RE: tavsiye edeceğiniz kitaplar..

    Jung psikolojisi.. Freud un gerçek betimlemelerin sadece yanından geçebildiğine dair inanç uyandıran kitap..

  4. #4
    babyfree
    Ziyaretçi

    Standart RE: tavsiye edeceğiniz kitaplar..

    fareler ve insanlar


    kızıl soruşturma


    da vinci şifresi


    benim hüzünlü ******larım

  5. #5
    Çaylak
    Üyelik tarihi
    12.09.2007
    Yaş
    23
    Mesajlar
    27

    Standart RE: tavsiye edeceğiniz kitaplar..

    Duygu Asenanin En son kitabi olan Paramparçayı tavsiye Ediyorum ..Eşcinsel bi adamin hayatini Çok güsel bi diLLe annatmiş . Ben çok begendim ve etkiLendim . 2 Kere okudum bide

  6. #6
    Çalışkan Üye pr. mışkin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    26.09.2007
    Mesajlar
    689

    Standart RE: tavsiye edeceğiniz kitaplar..

    Dostoyevski'nin tüm kitapları okunmaya değer ama "Yer Altından Notlar" okunmadan hiçbir Dostoyevski kitabı okunmamalı diye düşünüyorum...Bir edebi şaheser içinse; Virginia Woolf - Dalgalar derim.

  7. #7
    Üye AngeLust - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    08.06.2007
    Mesajlar
    386

    Standart RE: tavsiye edeceğiniz kitaplar..

    Olasılıksız_Adam FAWER çok satanlara gelmeden okumuştum baya güzel
    çat diye çatlamak üzereyim ,
    neresinden tutup da düzeleyim,
    "ortalık olmuş müze neyin", herkesi oyasım var.

  8. #8
    @kin1984
    Ziyaretçi

    Standart RE: tavsiye edeceğiniz kitaplar..

    peno'cum sana herhangi bir güzellik kitabı tavsiye ediyorum ihtiyacım olmadığı için hiç almadım P sen alda bari birşeye benze cnm

  9. #9
    uçankoyun
    Ziyaretçi

    Standart Yılmaz Karaman / CİNAYET İŞLEMEK İSTİYORUM

    CİNAYET İŞLEMEK İSTİYORUM

    Yayınevi: Karşı Kıyı Yayınları, 2007, Polisiye / Politik / Gerilim
    288 sayfa

    Yazar: Yılmaz karaman

    Sabutay; sert mizaçlı, kural tanımayan bir baş komiser, duygusal ve psikopat; önce işkence yapıp sonra soru soruyor. Biraz şantajcı, biraz hırsız; öyle ki operasyonlardaki "ganimete" el koyacak kadar arsız. Pek sevilmiyor; İzmir'e tayini çıkınca İstanbul'daki mesai arkadaşları açık etmeseler de seviniyorlar.

    Ali Ekber; birçok dil bilen, kültürlü ama bir insanı gözünü kırpmadan yok edebilecek kadar donanımlı ve soğukkanlı, yeraltı ilişkileri maksimum düzeyde, çeşitli nedenlerden dolayı "tövbekâr" olmak zorunda kalmış bir kaçakçı.

    Biri Alevî–Kürt, diğeri Sünnî–Türk bu iki adamın arasındaki kan davasının ne zaman başladığını kendileri dâhil kimse bilmiyor. Defalarca karşılaşmış, birbirlerine izleri asla silinmeyecek maddî / manevî ağır hasarlar vermiş zıt karakterli bu iki adam İzmir'de son kez karşı karşıya gelir. Ama bu kez işbirliği yapmak zorundadırlar, çünkü birbirlerine duydukları nefretten daha önemli bir şey vardır: Özgür!

    On üç yaşında, kimsesi olmayan daha doğrusu kimsesiz sanılan bir çocuk.

    Bu çocuğun özelliği ne?

    CIA, MİT, EYP (Yunan Gizli Servisi) gibi üst düzey haber alma örgütlerinin tek hedefi Özgür isimli çocuk! Neden?

    Neredeyse Türk - Yunan savaşı çıkaracak olan bu çocuğu bu kadar değerli kılan özellikler nedir?

    Yapanların yasaları takmadığı, kimin eli kimin cebinde olduğu belli olmayan kirli, boktan bir dünyada birbirlerinden öldüresiye nefret eden bu iki pislik herif için neden vazgeçilmez bu çocuk?

    İstanbul'da başlayıp, Yunan Adaları ve Atina’da devam eden ve Kıbrıs Rum Kesimi’nde son bulan; devletlerin, orduların, gizli servislerin, politikacıların, diplomatların, işadamlarının, terör örgütlerinin, dünyaya meydan okuyan karanlık şebekelerin, irili ufaklı çetelerin, itirafçı suç örgütlerinin, başıboş teröristlerin cirit attığı kan ve ateş cehenneminin ortasında, kaçırılan çocuğu bulmak için ellerinden geleni artlarına koymayan bu iki adamın canlarını hiçe sayarak giriştikleri mücadeleyi soluk soluğa okuyacaksınız.

    Çağın hızını yakalamaya çalışmış yazar. Başarıp başaramadığına siz karar vereceksiniz.

    Bütün kaybedenlere…

    http://kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=117781&sa= 0&session=302592648823315 18256&LogID=

  10. #10
    Çalışkan Üye pr. mışkin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    26.09.2007
    Mesajlar
    689

    Standart Bir Küvet Hikayesi - Nazım Hikmet

    1

    Süleyman'a karısı telefon etti :
    — Konuşan ben,
    ben, Fahire.
    Tanımadın mı sesimden?
    Demek çok bağırdım birdenbire.
    Çığlık mı?
    Belki...
    Hayır,
    çocuklar hasta değil.
    Dinle beni :
    İşini bırak da gel,
    çabuk ol ama.
    Telefonda anlatamam,
    olmaz.
    Daha kıyamet kadar vakit var akşama.
    Saatlar, saatlar,
    kıyamet kadar.
    Sorma.
    Dinle beni...
    Hemen vapur bulamazsan
    Üsküdar'a kayıkla geç.
    Bir taksiye atla.
    Paran yoksa
    patrondan avans al.
    Yolda hiçbir şey düşünme,
    mümkün mertebe yalansız gelmeye çalış.
    Yalan kuvvetliye söylenir
    ben kuvvetsizim.
    Alay etme kuzum.
    Evet kar yağacak,
    evet
    hava güzel.
    Koynuna girdiğim adam gibi
    kocam gibi değil,
    büyüğüm, akıllım,
    babam gibi gel...


    2

    Geldi Süleyman,
    Fahire, kocası Süleyman'a sordu :
    — Doğru mu?
    — Evet.
    — Teşekkür ederim Süleyman.
    Bak işte rahatladım.
    Bak işte ağlamıyorum artık.
    Nerde buluşuyordunuz?
    — Bir otelde.
    — Beyoğlu tarafında mı?
    — Evet.
    — Kaç defa?
    — Ya üç, ya dört.
    — Üç mü, dört mü?
    — Bilmiyorum.
    — Bunu hatırlamak bu kadar mı güç Süleyman?
    — Bilmiyorum.
    — Demek ki bir otel odasında.
    Kim bilir çarşaflar nasıl kirliydi.
    Bir İngiliz romanında okudum,
    bu işlere yarayan otellerde
    kırık küvetler varmış.
    Sizinkinde de var mıydı Süleyman?
    — Bilmiyorum.
    — Hele düşün,
    toz pembe çiçekli, kırık bir küvet?
    — Evet.
    — Hiç hediye verdin mi?
    — Hayır.
    — Çukulata, filân?
    — Bir defa.
    — Çok mu seviyordun?
    — Sevmek mi?
    Hayır...
    — Başkaları da var mı Süleyman?
    — Yok.
    — Olmadı mı?
    — Hayır.
    — Bunu sevdin demek...
    Başkaları da olsaydı
    daha rahat ederdim...
    Çok mu güzel yatıyordu?
    — Hayır.
    — Doğru söyle, bak ne kadar cesurum...
    — Doğru söylüyorum...
    — Zaten gösterdiler bana.
    İnek gibi karı.
    Belimden kalın bacakları...
    Fakat zevk meselesi bu...
    Bir sual daha, Süleyman :
    Niçin?
    — Bilmiyorum...

    Karanlıkta pencerenin hizasında
    karlı, ağır bir çam dalı.
    Bir hayli zaman oldu
    sofada asma saat on ikiyi çalalı.

    3

    Süleyman'ın karısı Fahire
    şunları anlattı kocasına ertesi gün :
    — ... Dayanılmaz bir acı halindeydi
    kendime karşı duyduğum merhamet,
    ölmeye karar verdimdi, Süleyman...
    Annem, çocuklarım ve en önde sen
    bulacaktınız karda ayak izlerimi.
    Bekçi, polisler, bir tahta merdiven
    ve bir kadın ölüsü çıkaracaktınız
    arka arsada bostan kuyusundan.
    Kolay mı?
    Gece bostan kuyusuna doğru yürümek,
    sonra kenarına çıkıp durarak
    baş aşağı atlamak karanlığına?

    Fakat bulmadınızsa eğer
    karda ayak izlerimi
    sade korktuğumdan değil.
    Bekçi, merdiven, polisler,
    dedikodu, kepazelik,
    aldatılmış bir zevcenin intiharı :
    komik.
    Niçin öldüğümü anlatmak müşkül.
    Kime? Herkese, sana meselâ.
    İnsan, ölmeye karar verirken bile
    insanları düşünüyor...

    Sen yatakta uyuyordun
    yüzün rahat,
    her zaman nasıl uyursan
    ondan evvel ve o varken.

    Dışarda kar yağmaya başladı.
    Bir tek gecelikle çıkmak balkona :
    Zatürree ertesi gün,
    nümayişsiz ölüvermek.
    Hayır,
    hiç aklıma gelmedi nezle olmak ihtimali.

    Yaktım sobamızı.
    İyice ısınmak lâzım ilkönce.
    Ciğer bir çay bardağı gibi çatlarmış.
    Pencereye, kara bakıyorum :
    «Eşini gaip eyleyen bir kuş
    gibi kar
    geçen eyyamı nev baharı arar...»
    Babam bu şiiri çok severdi.
    Sen beğenmezsin.
    «Sağdan sola, soldan sağa lerzânı girizan...»

    Lambayı söndürmeden balkona çıktım.
    « ... gibi kar
    düşer düşer ağlar...»
    Oturdum balkonda iskemleye.
    Havada çıt yok.
    Karanlık bembeyaz.
    Uykudayım sanki.
    Sanki çok sevdiğim bir insan
    korkarak beni uyandırmaktan
    yumuşacık dolaşıyor etrafımda.
    Üşümüyordum.
    Kederim duruluyor
    berraklaşıyor.
    Odanın camlı kapısından balkona vuran ışık
    sıcak bir kumaş gibiydi üstünde dizlerimin.
    Ben rehavetli bir mahzunluk içinde
    acayip şeyler düşünüyordum :
    Feneryolu'ndaki çınar
    150 yaşındaymış.
    Ömrü bir gün süren böcekler.
    Gün gelecek
    insanlar çok uzun
    çok bahtiyar yaşayacaklar.
    İnsanın yüreği ve kafası var...
    İnsanın elleri...
    İnsan?
    Ne zamanki,
    nerdeki,
    hangi sınıftan?
    Onların insanları,
    bizim insanlarımız.
    Ve her şeye rağmen
    yeni bir dünya için yapılan kavga.
    Sonra sen
    ben
    bir kırık küvet
    ve benim
    kendime karşı duyduğum merhamet...

    Kar durdu.
    Sökmek üzre şafak.
    Utanarak
    odaya döndüm.
    O anda uyansaydın
    sarılıp boynuna...
    Uyanmadın.
    Evet,
    çok şükür nezle bile değilim.

    Şimdi?
    Zaman zaman hatırlayıp
    zaman zaman unutacağım.
    Yine yan yana yaşayacağız
    beni sevdiğine emin olarak.

    4

    Altı ay kadar geçti aradan.
    Bir gece karı koca denizden dönüyorlardı.
    Gökte yıldızlar, ağaçlarda yaz meyveleri vardı.
    Fahire birdenbire durdu
    baktı muhabbetle kocasının gözlerine
    ve suratına tükürür gibi bir tokat vurdu.

    16.8.1940

  11. #11
    Çalışkan Üye pr. mışkin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    26.09.2007
    Mesajlar
    689

    Standart Romans - Victor Hugo

    Söylesem ah!
    Söyleyebilsem sana derdimi
    Yıldızlı bir gecede açabilsem kalbimi
    Göreceksin seninle dahi desem
    Diyebilsem sana seviyorum seni
    Çılgınca aşığım sana, seviyorum
    Tahammülüm kalmadı artık buna
    Ama diyemem, söyleyemem
    Çünkü aramızda denizler dağlar
    ve benim kör olası gururum var

    Bu böyle sürüp gidecek
    Seni sevmediğimi bileceksin
    Öğrenemeyeceksin
    Ve ben bu gece
    Her Allahın gecesi
    Yıldızlara seni sevdiğimi söyleyeceğim
    Sana asla
    Çünkü aramızda denizler dağlar
    Ve benim kör olası gururum var.

  12. #12
    Çalışkan Üye pr. mışkin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    26.09.2007
    Mesajlar
    689

    Standart Tahir ile Zühre Meselesi - Nazım Hikmet

    Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
    hattâ sevda yüzünden
    ölmek de ayıp değil,
    bütün iş Tahirle Zühre olabilmekte
    yani yürekte.

    Meselâ bir barikatta dövüşerek
    meselâ kuzey
    kutbunu keşfe giderken
    meselâ denerken damarlarında bir serumu
    ölmek ayıp olur mu?

    Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
    hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.

    Seversin dünyayı doludizgin
    ama o bunun farkında değildir
    ayrılmak istemezsin dünyadan
    ama o senden ayrılacak
    yani sen elmayı seviyorsun diye
    elmanın da seni sevmesi şart mı?
    Yani Tahir'i Zühre sevmeseydi artık
    yahut hiç sevmeseydi
    Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden?

    Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
    hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.

  13. #13
    Çalışkan Üye pr. mışkin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    26.09.2007
    Mesajlar
    689

    Standart Dedikodu - Orhan Veli Kanık

    [align=center]Kim söylemiş beni
    Süheylâ'ya vurulmuşum diye?
    Kim görmüş, ama kim,
    Eleni'yi öptüğümü,
    Yüksekkaldırım'da, güpegündüz?
    Melâhat'i almışım da sonra
    Alemdar'a gitmişim, öyle mi?
    Onu sonra anlatırım, fakat
    Kimin bacağını sıkmışım tramvayda?
    Gûya bir de Galata'ya dadanmışız;
    Kafaları çekip çekip
    Orada alıyormuşuz soluğu;
    Geç bunları, anam babam, geç,
    Geç bunları bir kalem;
    Bilirim ben yaptığımı.

    Ya o, Muallâ'yı sandala atıp,
    Ruhumda Hicranın'ı söyletme hikâyesi?[/align]

  14. #14
    Çalışkan Üye pr. mışkin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    26.09.2007
    Mesajlar
    689

    Standart Hapiste Yatacak Olana Bazı Öğütler - Nazım Hikmet

    [align=center]Dünyadan, memleketinden, insandan
    umudum kesik değil diye
    İpe çekilmeyip de
    Atılırsan içeriye,
    Yatarsan on yıl, on beş yıl
    Daha da yatacağından başka,
    ´Sallansaydım ipin ucunda
    Bir bayrak gibi keşke´´
    Demiyeceksin,
    Yaşamakta ayak direyeceksin.
    Belki bahtiyarlık değildir artık,
    Boynunun borcudur fakat,
    Düşmana inat
    Bir gün fazla yaşamak.

    İçerde bir tarafınla yapayalnız kalabilirsin,K
    Kuyunun dibindeki taş gibi.
    Fakat öbür tarafın
    Dünyanın kalabalığına
    Öylesine karışmalı ki,
    Sen ürpermelisin içerde,
    Dışarda kırk günlük yerde yaprak kımıldasa.
    İçerde mektup beklemek,
    Yanık türküler söylemek bir de,
    Bir de gözünü tavena dikip sabahlamak
    Tatlıdır ama tehlikelidir.

    Tıraştan tıraşa yüzüne bak,
    Unut yaşını
    Koru kendini bitten,
    Bir de bahar akşamlarından;
    Bir de ekmeği
    Son lokmasına dek yemeği,
    Bir de ağız dolusu gülmeyi unutma hiçbir zaman.
    Bir de kimbilir,
    Sevdiğin kadın sevmez olur,
    Ufak bir iş deme,
    Yemyeşil bir dal kırılmış gibi gelir,
    İçerdeki adama.
    İçerde gülü, bahçeyi düşünmek fena,
    Dağları, deryaları düşünmek iyi.
    Durup dinlenmeden yazmayı,
    Bir de dokumacılığı tavsiye ederim sana,
    Bir de ayna dökmeyi.
    Yani içerde onyıl, on beş yıl,
    Daha da fazla hatta
    Geçirilmez değil,
    Geçirilir,
    Kararmasın yeter ki
    Sol memenin altındaki cevahir!
    [/align]

  15. #15
    Çalışkan Üye pr. mışkin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    26.09.2007
    Mesajlar
    689

    Standart Bir Gün Seni Sevdiğimi Anlarsın - Ümit Yaşar Oğuzcan

    [align=center]Uykuların kaçar geceleri

    Bir türlü sabah olmayı bilmez

    Dikilir gözlerin tavanda bir noktaya

    Deli eden bir uğultudur başlar kulaklarında

    Ne çarşaf halden anlar, ne yastık

    Girmez pencerelerden beklediğin aydınlık

    Kapanır yatağına çaresizliğine ağlarsın

    Onun unutamadığın hayali

    Sigaradan derin bir nefes çekmişçesine dolar içine

    Sevmek neymiş birgün anlarsın



    Birgün anlarsın aslında herşeyin boş olduğunu

    Şerefin, faziletin, iyiliğin, güzelliğin

    Gün gelir de sesini bir kerecik duymak için

    Vurursun başını soğuk taş duvarlara

    Büyür gitgide incinmişliğin, kırılmışlığın

    Duyarsın ta derinden acısını çaresiz kalmışlığın

    Sevmek neymiş birgün anlarsın



    Birgün anlarsın ne işe yaradığını ellerinin

    Niçin yaratıldığını

    Bu iğrenç dünyaya neden geldiğini

    Uzun uzun seyredersin de aynalarda güzelliğini

    Boşuna geçip giden yıllarına yanarsın

    Dolar gözlerin için burkulur

    Sevmek neymiş birgün anlarsın



    Birgün anlarsın sevilen dudakların

    Sevilen gözlerin erişilmezliğini

    O hiç beklenmeyen saat geldi mi

    Düşer saçların önüne ama bembeyaz

    Uzanır gökyüzüne ellerin

    Ama çaresiz, ama yorgun, ama bitkin

    Bir zaman geçmiş günlerin uykusuna dalarsın

    Sonra dizilir birbiri ardınca gerçekler acı

    Sevmek neymiş birgün anlarsın



    Birgün anlarsın hayal kurmayı

    Beklemeyi

    Ümit etmeyi

    Bir kirli gömlek gibi çıkarıp atasın gelir

    Bütün vücudunu saran o korkunç geceyi

    Lanet edersin yaşadığına

    Maziden ne kalmışsa yırtar atarsın

    Zaman bir çiçek gibi büyür kabrimde kendiliğinden

    Bir gün seni sevdiğimi anlarsın[/align]

  16. #16
    Çalışkan Üye pr. mışkin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    26.09.2007
    Mesajlar
    689

    Standart Mona Roza - Sezai Karakoç

    [align=center]Mona Roza, siyah güller, ak güller
    Geyvenin gülleri ve beyaz yatak
    Kanadı kırık kuş merhamet ister
    Ah, senin yüzünden kana batacak
    Mona Roza siyah güller, ak güller

    Ulur aya karşı kirli çakallar
    Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa
    Mona Roza, bugün bende bir hal var
    Yağmur iğri iğri düşer toprağa
    Ulur aya karşı kirli çakallar

    Açma pencereni perdeleri çek
    Mona Roza seni görmemeliyim
    Bir bakışın ölmem için yetecek
    Anla Mona Roza, ben bir deliyim
    Açma pencereni perdeleri çek...

    Zeytin ağaçları söğüt gölgesi
    Bende çıkar güneş aydınlığa
    Bir nişan yüzüğü, bir kapı sesi
    Seni hatırlatıyor her zaman bana
    Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi

    Zambaklar en ıssız yerlerde açar
    Ve vardır her vahşi çiçekte gurur
    Bir mumun ardında bekleyen rüzgar
    Işıksız ruhumu sallar da durur
    Zambaklar en ıssız yerlerde açar

    Ellerin ellerin ve parmakların
    Bir nar çiçeğini eziyor gibi
    Ellerinden belli oluyor bir kadın
    Denizin dibinde geziyor gibi
    Ellerin ellerin ve parmakların

    Zaman ne de çabuk geçiyor Mona
    Saat onikidir söndü lambalar
    Uyu da turnalar girsin rüyana
    Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar
    Zaman ne de çabuk geçiyor Mona

    Akşamları gelir incir kuşları
    Konar bahçenin incirlerine
    Kiminin rengi ak, kimisi sarı
    Ahhh! beni vursalar bir kuş yerine
    Akşamları gelir incir kuşları

    Ki ben Mona Roza bulurum seni
    İncir kuşlarının bakışlarında
    Hayatla doldurur bu boş yelkeni
    O masum bakışlar su kenarında
    Ki ben Mona Roza bulurum seni

    Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza
    Henüz dinlemedin benden türküler
    Benim aşkım sığmaz öyle her saza
    En güzel şarkıyı bir kurşun söyler
    Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza

    Artık inan bana muhacir kızı
    Dinle ve kabul et itirafımı
    Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı
    Alev alev sardı her tarafımı
    Artık inan bana muhacir kızı

    Yağmurlardan sonra büyürmüş başak
    Meyvalar sabırla olgunlaşırmış
    Bir gün gözlerimin ta içine bak
    Anlarsın ölüler niçin yaşarmış
    Yağmurlardan sonra büyürmüş başak

    Altın bilezikler o kokulu ten
    Cevap versin bu kanlı kuş tüyüne
    Bir tüy ki can verir bir gülümsesen
    Bir tüy ki kapalı gece ve güne
    Altın bilezikler o kokulu ten

    Mona Roza siyah güller, ak güller
    Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak
    Kanadı kırık kuş merhamet ister
    Aaahhh! senin yüzünden kana batacak!
    Mona Roza siyah güller, ak güller[/align]

  17. #17
    Çalışkan Üye pr. mışkin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    26.09.2007
    Mesajlar
    689

    Standart Üçüncü Şahsın Şiiri - Attila İlhan

    [align=center]Gözlerin gözlerime değince
    Felaketim olurdu, ağlardım
    Beni sevmiyordun, bilirdim
    Bir sevdiğin vardı, duyardım
    Çöp gibi bir oğlan, ipince
    Hayırsızın biriydi fikrimce
    Ne vakit karşımda görsem
    Öldüreceğimden korkardım
    Felaketim olurdu, ağlardım
    Ne vakit Maçka'dan geçsem
    Limanda hep gemiler olurdu
    Ağaçlar kuş gibi gülerdi
    Sessizce bir cigara yakardın
    Parmaklarımın ucunu yakardın
    Kirpiklerini eğerdin, bakardın
    Üşürdüm, içim ürperirdi
    Felaketim olurdu, ağlardım
    Akşamlar bir roman gibi biterdi
    Jezabel kan içinde yatardı
    Limandan bir gemi giderdi
    Sen kalkıp ona giderdin
    Benzin mum gibi giderdin
    Sabaha kadar kalırdın
    Hayırsızın biriydi fikrimce
    Güldü mü cenazeye benzerdi
    Hele seni kollarına aldı mı
    Felaketim olurdu, ağlardım[/align]

  18. #18
    Çalışkan Üye pr. mışkin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    26.09.2007
    Mesajlar
    689

    Standart Aşk Gelmiş Cihana - Behçet Necatigil

    [align=center]Kız kaptırdı gönlünü
    Sevdiği oğlan kalpsizin biri
    Alay etti güldü...
    Hiç aşka gülünür mü?

    Ne çare, cahil aklı
    Kız hastalandı, yattı
    Mumda yandı pervane... öldü.

    Oğlan sormakta haklı
    Hiç aşktan ölünür mü?[/align]

  19. #19
    Çalışkan Üye pr. mışkin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    26.09.2007
    Mesajlar
    689

    Angry Donlara Destan - Ümit Yaşar Oğuzcan

    [align=center]Don deyip de geçmeyelim
    Hepimizin iyi kötü bir donu var
    Yünlüsü pamuklusu
    İpeklisi naylonu var

    Ayşe hanımınki fıstıki yeşil
    Durur yaprak misali tende
    Fatma hanımınki patiskadan
    Rengi havai pembe

    Mühendisin karısı
    Naylon donu tercih eder
    Ayak ayak üstüne atıp
    Komşulara caka satar

    Mühendis beyi sorarsanız
    Çifte don giyiyor kışın
    Zırh gibi kalkan gibi bir şey
    Vallahi işlemez kurşun

    Siyatiği var Fitnat hanımın
    Uzundur fanila donu
    Zehra kadının ki bohça gibi
    Yamalıdır her yanı

    Leman hanımefendinin ise
    Kâh mavi kâh gül kurusu renkli
    Hepsi de avuç içi kadar
    Kenarları işlemeli ipekli

    Ya altın dişli Pakize hanımın donu
    Bir gören bir şiir yazar
    Ayıptır söylemesi
    Pakize hanım donsuz gezer[/align]

  20. #20
    Çalışkan Üye pr. mışkin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    26.09.2007
    Mesajlar
    689

    Standart Yaşamaya Dair - Nazım Hikmet

    [align=center]Yaşamak şakaya gelmez,
    büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
    bir sincap gibi mesela,
    yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
    yani bütün işin gücün yaşamak olacak.

    Yaşamayı ciddiye alacaksın,
    yani o derecede, öylesine ki,
    mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
    yahut kocaman gözlüklerin,
    beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
    insanlar için ölebileceksin,
    hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
    hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
    hem de en güzel en gerçek şeyin
    yaşamak olduğunu bildiğin halde.

    Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
    yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
    hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
    ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
    yaşamak yanı ağır bastığından.

    1947 [/align]

+ Konuyu Cevapla

Bu Konuyu Paylaşın !

Bu Konuyu Paylaşın !

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46