En büyük yalana en doğru gerçek gibi inanmak. Saçam bir şey oldu galiba.
Dikeni yüzünden hesap sormak yerine "gülden"... Derin bir soluk alıp; hapsetmeli kokusunu içine...
Aşk budur işte....
Aşk felç etti!
Amerikalı nöroloji uzmanı, aşk ve sevgi hissettiğinde felç olmasına neden olan bir hastalığa yakalandı!
Oregon eyaletinin Portland kentinde yaşayan 39 yaşındaki Matt Frerking, aklına romantik bir düşünce gelirse ya da başkalarının sevgi dolu ifadelerini gördüğünde hareket edemez hale geliyor.
Frerking'deki bu çok nadir görülen rahatsızlığa, bir tür kronik uyku bozukluğu olan ve uyku hastalığı olarak da adlandırılabilen narkolepsi ile heyecan sonucu kasların katılaşması olarak tanımlanan katapleksinin bir araya gelmesi neden oluyor. Bu duruma gelen insan çevresinde olan bitenleri farkında oluyor, her şeyi duyuyor ve felç geçici oluyor.
Frerking'un durumunda bunu tetikleyen ise ilginç bir şekilde sevgi. Ailesinin etrafında olması ve sevgi hissetmesi ya da görmesi onu felç edebiliyor.
13 yıllık eşi Trish'e sarılamıyor ve yıldönümlerinde hastalığı mutlaka ortaya çıkıyor. Günde birkaç kez felç olabiliyor.
Frerking ABC News'e, "En fazla birkaç saniye el ele tutuşabiliyoruz, o kadar. Kolumu eşimin boyuna bile atamıyorum. Bunu ancak oturduğumuzda yapabiliyorum o zaman yere yığılmam o kadar önemli olmuyor. Bu hareketlerimi dikkatli bir şekilde sınırlamak zorunda kalıyorum" diye konuştu.
Frerking sözgelimi düğün fotoğraflarının yer aldığı albüme baktığında sevgi dolu hisler beslerse hastalığı nüksediyor. Romantik filmler de aynı etkiye yol açıyor. Frerking böyle durumları bilimsel bir araştırma hakkında düşünerek atlatmaya çalıştığını belirtiyor.
Uyku uzmanı Carol Ash, "Matt'in durumunda güçlü duygular vücudunda bir şalterin indirilmesine yol açıyor" diyor
Kaynak: vatan gazetesi
aşk:geceleri onu düşünmekten uyuyamamaktır
aşk:hiç yapmayacağın şeleri yapmaktır, o nu merak etmektir, uzun bi süre konuşmasan telefonda gözünn kalmasıdır, el ele tutuşurken sağ elinde o varken sağ cebinde çalan telefona sol elinle bakmaktır....
Amcaoğluna âşıktım çocukluğumdan beri...
Camdan odasına bakar saatlerce onu gözlerdim.
Bazen yarı çıplak avluda hayranı olduğu Van Damme hareketlerini yapar, bende zevkle onu izlerdim.
Neşeliydi, güleçti, yakışıklıydı, sportmendi...
Kokusu, sesi, gülüm deyişi...
Herkese gülüm derdi konuşurken, bense sadece bana demesini isterdim.
Abi diyordum, benden 5 yaş büyüktü.
Hayallerimde hep o vardı
Gerçek olamayacak kadar güzel hayallerdi.
Işığın etrafında dönen pervane gibiydim,
Nerde o orda ben. Her anımı onunla geçirmekti isteğim.
Büyüdükçe gerçekleşmeyeceği korkusu gölgelendiriyordu hayallerimi
O yaz
Hayatımın en güzel yazıydı
17 yaşındaydım, güzel ve alımlıydım
Bir gün piknikteydik, dönerken onunla aynı ata bindik
Düşmemek için sarılıyordum
Sarıldıkça nefeslerimiz hızlanıyordu,
Elim pantolonuna dokunuyor, kabartı nefesimizi hızlandırıyordu
O yaz ona kavuştum, yıllar sürecek ilişkimiz başlamıştı
Sevgili Sensizolmaz, "arkadaşım kazık atar mı?" başlığı altında verdiğim cevaba katılmadığını söylemiş... Elbette değerlendirmelerim de yanılıyor olabilirim... O konuda daha da fazla söyleyebilecek bişi de yok... Umarım sonuç istediği gibi olur...
Aynı yazıda aşkla ilgili de demişki
Hak vermemek elde değil çok doğru...Ama aşk farklı birşey,gercekten farklı birşey birine değer vermek farklı birşey,sevgiden,aşktan tad almak cok güzel birşey heleki bu kücük bakışmalarla başlıyorsa yani cok farklı...
Çok klasik bi laf olcak ama "aşk, insanın aklını başından uçuruyo" aynen...
Gerçekten çoooook güzel ama hastalıklı da bi durum... Hani başka bi deyişle sevginin "koma" hali...
Aşk üzerine tonla şey yazılıp çizilmiştir... Şimdi tevazuya gerek yok... Aşkı benden daha iyi ifade eden de olmamış sanırım...
Daha önce de yazmıştım, hayli de yadırganmıştı... Zahmet edip gerilere gitmeyin diye tekrar yazıyorum:
Aşk; sevgilin osurduğunda " ayy ne harika kokuyo valla" diyebilmektir...
Akıldışı değilmi? Ehhh aşkın kendisi de akıldışı zaten...
Sevgili Sensizolmaz "...En azından strateji yapmayı bileceksiniz ilişkide, siyaset yürütmeyi en onemlisi etkilemeyi bileceksiniz..Ozaman ilişkiler herzaman uzun sürer bunu unutmayın." demiş...
Haklı olabilir... Zaman, "strateji zamanı"...
Hani "aşkla osuruğu" bağdaştırabildim de, duygular işin içine girdiği için " strateji" meselesini hiç ama hiç beceremedim... Aklıma da zaten hiiiiç gelmedi... Strateji olarak açıklığı tercih ettim... Sanırım bu yüzden hep kaybeden, terkedilen ben oluyorum... Bi türlü de akıllanmıyorum... Akıllanmam da gerekir mi o da ayrı bi şi.. Sevgilimin yalnızca vucudunu değil, ruhunu da çırılçıplak görmek istiyorum... tedirgin oluyorlar, korkuyorlar, ikilem içinde kalıyorlar... ruhunu açıp açmama ikileminden çok, terk edip etmeme ikilemi yaşıyorlar... Heyecanın tükenmekte olduğunu hissediyorsun ve elinden de hiç bişi gelmiyor... Açacağın kadar açmışsın ruhunu.. Daha da açacak bişi kalmamış .. O ise başka heyecanlara yelken açmak üzere... Sadece uygun bi rüzgar bekliyor... Rüzgarın çıkışını engelleyebilir misin?
Konu Hayal Ali tarafından (23.04.2012 Saat 18:05 ) değiştirilmiştir.
Hayal Ali: ''Hani "aşkla osuruğu" bağdaştırabildim de, duygular işin içine girdiği için " strateji" meselesini hiç ama hiç beceremedim... Aklıma da zaten hiiiiç gelmedi... Strateji olarak açıklığı tercih ettim... Sanırım bu yüzden hep kaybeden, terkedilen ben oluyorum... Bi türlü de akıllanmıyorum... Akıllanmam da gerekir mi o da ayrı bi şi.. Sevgilimin yalnızca vucudunu değil, ruhunu da çırılçıplak görmek istiyorum... tedirgin oluyorlar, korkuyorlar, ikilem içinde kalıyorlar... ruhunu açıp açmama ikileminden çok, terk edip etmeme ikilemi yaşıyorlar... Heyecanın tükenmekte olduğunu hissediyorsun ve elinden de hiç bişi gelmiyor... Açacağın kadar açmışsın ruhunu.. Daha da açacak bişi kalmamış .. O ise başka heyecanlara yelken açmak üzere... Sadece uygun bi rüzgar bekliyor... Rüzgarın çıkışını engelleyebilir misin?''
Verdiğin ornek gercekten cok güzel..Zaten insan sevdiğini herşeyine rağmen sevebilmelidir..Kücük bir hatada arkanı donüp gidersen zaten kaybedende hep sen olursun...Onun yerine olaya cozüm getirmek hadi onuda yapamıyorsan en azından anlayabilmek cok onemlidir..
Stratejiden kastım şudur; En azından ilişkiyi yürüte bilmek bakımından yeri geldiği zaman susmak yeri geldiği zaman ne pahasına olursa olsun susmamakta onemlidir...Yaptığın her haraket,her davranış senin yakın olduğun insanı etkileye veya soğuta bilir o yüzden ilişkilerde atılan adımlar cok onemlidir..Yerine,zamanın a ve uygunluğuna gore adım atmakta cok onemlidir...Yanlız herkes aynı yapıya sahip olmuyor Hayal Aliciğim...Kimileri sahte hayatlar üzerine sırf sahip olmak acısından oyunlar cevire biliyor bu konuda cok haklısın ama herkesi aynı torbaya koyamayız değil mi? Kimisi gercekten yakısıklı olur ama karakteri tamamen bir fiyasko olur,berbat bir insan olur işte o zaman ne kadar yakısıklı olursa olsun insan birkere soğudumu onu tekrar istemesi cok zaman alır veya hic almayada bilir. Ama şahsen ben o gorünüşe o yapıya sahip olupta bu kadar ileri gorüşlü birini 16 senede hic gormedim o yüzdende cok etkilendim...Ben yakısıklı hastası değilim kimseyide dış gorünüşüylede ayırt etmek istemem...İnanırmısın ben ona hicbirzaman ilişki gozünden bakmadım veya gozümde onunla aynı yatakta olmayı hayal etmedim ama benim o arkadaş sandığım kişi sırf yakısıklı olsunda ne olursa olsun diyor ne kadar yanlış...O yüzden kaybetmek istemiyorum onun gibi insanlara yar etmek istemiyorum bu yüzdende cabalamak birşeyler yapmak istiyorum..
İnsanları secerken,ayırt ederken dış gorünüşten ote ilk başta sahip olduğu zihniyete bakılmalı ki ileride pişman olmayıp en azından acılar icinde ben nasıl birini sevmişim dememek icin bu cok onemlidir.
Belkide ben yanılıyorumdur..Sonucta insanlar her an her saniye değişebiliyor belki ben sırf aynı pencereden baktığım icin coğu şeyi goremiyorum...İşte bu hayat bu kadar acımasız insanın başına yarın neyini geliceğinden haberdar etmiyor..Ama bu konudada bize hislerimiz herzaman yardımcı oluyor.Hislerinize kalbinizin ritmine dikkat etin o doğruyu gosterir ve umarım hepimiz doğru insanlarla doğru zaman doğru ve dürüst bir sevgiyle hak ettiğimiz layiği gorürüz..
Bu arada doğru attığımız her adım bizi karşımızdaki insanın onünde utandırmaz tam aksine onu utandırır..
Konu sensizolmaz tarafından (24.04.2012 Saat 02:35 ) değiştirilmiştir.
Can Dündar’la, yeni kitabı "Aşka Veda" üzerine Radikal Gazetesinde bir ropörtaj yapmışlar… Dündar’ın “aşk”a ilişkin değerlendirmeleri acaiip hoşuma gitti... Ben de benzer düşündüğümden olsa gerek.. Hoşuma giden bu değerlendirmeleri aşık olanlara, aşk arayanlara, aşık olamayanlara, aşkdan dili yananlara, aşka karşı olanlara kısacası tüm ilgililere duyurmak istedim…
“Aşk biraz delilikle eşdeğer bir şey. Bir körleşme hali o anlamda. Babasının kendisini kurşunlayacağını bilerek evden kaçıyor kızlar. Beş çocuğun dağa çıkıp devlete meydan okuması da bir anlamda öyle. Gözü kör eden bir yanı var, ama güzelliği de orada. O yıkımı göze almaktır aşk aslında, o anlamda da devrimci. Bir sınır tanımazlık hali var. Ben kitapta tersinden yakınıyorum. Aşkın yeterince tolerans görmediğinden”
…. insanlar da âşık olmaktan korkuyor. “Şimdi kariyerim için tamamen işe konsantre olmam lazım” diyor. Aşk öyle bir şey değil ki! Trafik kazası gibi bir şey bu. Benim bu aralar hiç trafik kazası geçirmemem lazım, çok işim var denebilir mi?
Çünkü herkes başarıya endeksli, o başarı için de böyle bir türbülansa girmemek lazım. Kaldı ki olmadık bir adama saplanırsanız, al başına belayı. Kariyer gider, hayat zehir olur. Çünkü herkes en iyisine âşık olmak ve onu mutlu bir ilişkiyle taçlandırmak zorunda artık. Bir önceki kuşakta böyle bir hesap yok
Bugün artık insanların aşka vakti de yok, cesareti de. Ve aşkta başarı oranı çok düşük. Halbuki tersine tahribat çok büyük. Yani yiyeceğiniz darbe göstere göstere geliyor. Onu göze alan kişi sayısı çok az.
Ben üzülmeyeyim, ama iyi bir ilişkim olsun istiyor insanlar. Öyle bir şey yok ki. Aşk Adana kebap gibi, tadı acısında. Acısını çekmeden tadına varamazsınız
Yazının tamamı için bakınız: http://www.radikal.com.tr/Radikal.as...&CategoryID=79
Eeee ne diyeceksiniz bakalım uçan sayın ilgililer…..
Ne işiniz var la aşkla meşkle. Gidin hayatınızı yaşayın, yediğiniz önünüzde yemediğiniz arkanızda. Bela mı arıyorsunuz![]()
Dikeni yüzünden hesap sormak yerine "gülden"... Derin bir soluk alıp; hapsetmeli kokusunu içine...
Hayatımın ilk ve tek masalını buraya yazmıştım. Edebiyat kısmında "sizden gelenler" başlığı altına... "Gelişmiş arama" da yaptım, tek tek bakarak gelişmemiş arama da,.. ama bulamadım... Eserimi buraya tekrar koyiiim dedim...
KÜÇÜK BİR AŞK MASALI : LİMON AĞACI İLE CEVİZ AĞACI
Yazan: Hayal Ali
Bir varmış bir yokmuş… Evvel zaman içinde kalbur saman içinde… Yok yok şimdiki zaman içinde, kocamaaaan bir bahçede bir limon ağacı ile ceviz ağacı yaşarmış…Kocamaaaan bir bahçenin başka başka köşelerinde bir dolu ağacın içinde, birbirinden habersiz biri limon, diğeri ceviz yaparmış…
Limon ağacı yaşlı, ceviz ağacı gençmiş. Bahçede başka ne limon ağacı, ne de ceviz ağacı varmış. Her ikisi de yalnızmış,Limon ağacı, arada bir arada, “ahhh bi yanımda limon ağacı olsa da, kökümle sarılsam ona” dermiş…
Günlerden bir gün, limon ağacı, köşesinden her zamanki gibi bahçeyi seyrederken taaa uzaklardaki ceviz ağacına gözü takılıvermiş…. Genç ceviz ağacı, incecik narin dallarıyla pek hüzünlü gözüküyormuş… Dallarıyla hüzünlü bir aşk şarkısı söylüyormuş… Yumuşacıkmış sesi..
Ceviz ağacı da, belli ki limon ağacı gibi yalnızmış…
“Seslensem beni duyar mı, ses verir mi bu hüzünlü ceviz ağacı” diye içinden geçirmiş limon ağacı… Dayanamamış… “Heyy ne güzel de bir şarkı o öyle” diye seslenmiş ceviz ağacına...”Hadi gel, yalnızlıklarımızı yarıştıralım. Kaybeden kazanana fıstıklı çikolata alsın” diye devam etmiş söze…
Hüzünlü ceviz ağacı önce susmuş, sonra ürkek ürkek dallarını sallayıp.“peki, peki ama ya yarıştan kaçacak olursan… “ diye sormuş… Ekşi ekşi gülerek cevap vermiş yaşlı Limon ağacı. “hah ben mi? Kaçan sen olma da…Hadi söyle bakalım sevgili ceviz ağacı kimdir seni hüzünlendiren böyle…”
Ceviz ağacı dallarını daha da aşağıya sarkıtıp derin, derin iç geçirmiş… Hüzünlü yumuşacık sesiyle “ben, ben… şu yakınımdaki manolya ağacı var ya… işte ona aşık oldum…Ona bi kez dokunabilmek, sarılabilmek için neler vermezdim ki” diye cevap vermiş.
Limon ağacı şaşırmış… “Ama sen ceviz ağacısın o manolya ağacı”…
“Evet, evet haklısın” diyerek karşılık vermiş genç ceviz ağacı… “ama onun öyle güzel çiçekleri ve kokusu var ki hep onu hissediyorum, hiç aklımdan çıkartamıyorum ki” diye devam etmiş sözlerine…
Limon ağacı, yaşına duyduğu güvenle dallarını yukarı kaldırıp bu kez bilgiççe sormuş “ eeee, o seni seviyor mu?”
Ceviz ağacı, incecik dallarını daha da aşağıya sarkıtıp “artık sevmiyor” diye mırıldanmış… “Ben onun hep iyiliğini istedim, hep korumaya çalıştım… aklı hep havadaydı… aklı başına gelsin diye cevizlerimden fırlattım… sanırım sert geldi… ben, ben, ben var ya ben çok eşeğim aslında”
Yaşlı limon ağacı, “evet, evet ceviz sert olur..” diyerek gülümsemiş bu kez… “Unut gitsin, sen ceviz ağacısın o manolya ağacı” …
.
Ceviz ağacı. “ne vardı sanki benim de öyle güzel çiçeklerim olsaydı, mis gibi koksaydı… bir manolya da ben olsaydım… ben ne şanssızım böyle… Şu meyvalarıma bak… sert, buruş buruş kabuklu…üstelik kokusuz.. hiç bakar mı bana manolya ağacı..onun yanında nedir ki benim değerim“ diye sızlanmış…
“İşte şimdi tam saçmaladın” diyerek ekşi ekşi kızmış Limon ağacı… “ne sen manolya ağacı olabilirsin ne de o ceviz ağacı…. Kendini kıyaslıyacak ağaç bulamadın tabii… Peki, söyle bakalım bahçedeki çocuklar en çok hangi ağacın altında?”
Hiç beklemediği bu soruya şaşırıvermiş ceviz ağacı…. “galiba benim altımda“
Bu kez “peki neden” diye sormuş limon ağacı…
Dallarını havaya kaldırarak cevap vermiş ceviz ağacı “çünkü benim uzun dallarımın gölgesinde oynuyorlar, yere düşen cevizleri yiyiyorlar”…
Duraksamış… Sonra dallarını daha da havaya kaldırıp gülümseyerek devam etmiş … “benim cevizleri çooook seviyorlar”
“Duydum, duydum” diyerek gülümsemiş limon ağacı… “dikkat et çocukların kafasına düşmesin ceviz”
Ceviz ağacıyla limon ağacının dostluğu işte böyle başlamış…
Ceviz ağacı, şimdi dallarından çıkan o yumuşacık güzel sesiyle daha neşeli daha güzel şarkılar söylüyor… Arada bir arada rüzgar, manolyanın kokusunu taşıdığında hüzünlü şarkılara da geçiyor…
Uzaktan da olsa Ceviz ağacının şarkılarına Limon ağacı da eşlik ediyor… Biri sustuğunda diğeri şarkıyı başlatıyor… Uzaktan birlikte şarkı söylemeye devam ediyorlar…
Limon ağacı, ceviz ağacını çoooook seviyor…Arada “aşk” şarkıları bile mırıldanıyor.
Ama biri yaşlı limon ağacı, diğeri genç ceviz ağacı… İşte böyle…
Aaaa, yalnızlık yarışmasının sonucu mu?
Şimdiye kadar kaybeden olmadı… Fıstıklı çikolatayı kardeş payı yaptılar… Yarısını ceviz ağacı yedi diğer yarısını da limon ağacı…
Konu Hayal Ali tarafından (20.05.2012 Saat 17:51 ) değiştirilmiştir.
ahh ahh Hayal Ali, gelişmiş arama da yapsan bulamazsın tabii bırak AŞK layık olnada kalmalı diyelim
ben sana o aradığın sayfanın linkini yazayım olur mu?
aha da o aradığın sayfa linki:===>>> Bir masal...
Mesajınızda;
Mail Adresinizi veya Telefon Numarası verirseniz,
Küfür ederseniz,
Konuyla alakasız bir başlık atarsanız,
Mesajınızın tamamını büyük harfler
veya
puntolar kullanarak yazarsanız,
Mesajınız SİLİNİR ayrıca siz BANLANIRSINIZ
Ahhhhh ahhhhh doğru söylüyosun valla Pegoşçum... Aşk kolay bulunmuyo... Ama umudu kaybetmemek lazım... Gelişmiş aramalarla filan değil de tesadüfen işte çıkıverio... O tesadüf olur mu olmaz mı bilemem.. Sanki çıkacakmış gibi yaşamak lazım... Hani Nazım Hikmet de "hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamak lazım" diyor ya... Aynen o hesap...
Bu arada benim "eserimi" bulup, linkini verdiğin için çok ama çooook teşekkür ederim bitaneciğim.. Ehhh burda da gözüksün bariii... isteyen ordan isteyen burdan okur...
Bu Konuyu Paylaşın !