"Neden böyleyiz?" sorusunun yanıtını gay olmamızdan sıyrılıp insanlığımız noktasında aramamız gerek bana kalırsa. Zira bu sadece gaylifeta değil, hetero lifeta da mevcut bir sorun. Hetero kızların sıkça bundan yakındığını duyabilirsiniz. Erkek doğası zaten, hayatının %90'ını cinsellik üzerine kurmaya müsait olduğundan böyle bir sorunu olmuyor pek. E biz gayler de (lezbiyenleri dışarda tutarak söylüyorum) erkek olduğumuza göre
Sorun daha evrensel bir sorun aslında. Kapitalizmin, kadın ve erkek bedenini m e t a olarak kullanmaya başlamasından beri bu sorun var. Etrafınızdaki reklamlara daha dikkatli bakın! Sadece çocuklara hitap eden dandik bir çikolata reklamında bile çok ciddi boyutlarda cinsellik var. Çocukların bile (!) cinsel dürtülerinden faydalanmaya çalışan bir sektör var dünyada. Sonra da "küçücük çocuklar nerden biliyo bunları, biz bilmezdik..." deyip anlam veremeyiz değil mi?Doğru, bilmezdik. Ama şimdi cinsellik öyle noktalara getirildi ki, sanki hayatlarımızda daha önemli bir yönümüz yokmuş, olamayacakmış gibi hissettirilimekte.
Meselenin çok dışına çıkmış gibi görünse de aslında sorunun temelini oluşturan şeyler bunlar maalesef. Bu noktadan bakmaya çalışırsak eminim cevaba biraz daha yaklaşmış olacaz...
Herkese iyi yıllar...
İşte tilki o zaman ortaya çıktı.
- "Günaydın," dedi küçük prense.
- "Günaydın," dedi küçük prens nazikçe ama kimseyi görememişti.
- "Buradayım," dedi tilki. "Elma ağacının altında."
- "Kimsiniz" dedi küçük prens.Sonra da, "çok güzel görünüyorsunuz" diye ekledi.
- "Tilkiyim ben," dedi tilki.
- "Benimle oynar mısın?" dedi küçük prens. "Cok mutsuzum."
- "Hayır," dedi tilki. "Oynayamam; evcil değilim ben."
- "Öyle mi? Bağışla beni," dedi küçük prens. Ama bir süre düşündükten sonra, "Evcil ne demek?" diye sordu.
- "Sen buralı değilsin," dedi tilki. "Ne arıyorsun buralarda?"
- "Insanları arıyorum," dedi küçük prens. "Evcil ne demek?"
- "Insanları mı arıyorsun? Silahlari var ve avlıyorlar. Cok can sıkıcı.Ayrıca tavuk yetiştiriyorlar.Tek konuları bunlar. Tavuk mu arıyorsun?"
- "Hayır," dedi küçük prens. "Arkadas arıyorum. Evcil ne demek?"
- "Genellikle ihmal edilen bir iş," dedi tilki. "Bağlar kurmak anlamına geliyor."
- "Bağlar kurmak mı?" Tilki :
- "Yani," dedi. "Örneğin sen benim icin hala yüz bin öteki çocuk gibi herhangi bir çocuksun. Benim icin gerekli de değilsin. Senin icin de aynı şey. Ben de senin için yüz bin öteki tilkiden hiç farkı olmayan bir tilkiyim. Ama beni evcilleştirirsen birbirimiz için gerekli oluruz o zaman. Benim için sen dünyadaki herkesten farklı birisi olursun. Ben de senin için eşsiz, benzersiz olurum..." Küçük prens,
- "Anlıyorum galiba," dedi. "Bir çiçek var...Galiba o beni evcillestirdi..."
- "Olabilir," dedi tilki. "Dünyada böyle şeyler hep olur."
- "Ama hayır, o Dünya'da değil," dedi küçük prens.Tilki şaşırmıştı. Merakla,
- "Başka bir gezegende mi?" diye sordu.
- "Evet."
- "Orada avcılar var mı?"
- "Yok."
- "Aman ne hoş! Peki tavuklar?"
- "Hayır, tavuklar da yok."
- "Hiçbir şey mükemmel olamıyor," diyerek içini çekti tilki.
Birden aklına bir fikir geldi.
- "Benim yaşamım çok tekdüze," diye anlatmaya başladı."Ben tavukları avlıyorum; insanlar da beni.Bütün tavuklar birbirine benziyor, bütün insanlar da... Bu yüzden çok sıkılıyorum. Ama beni evcilleştirirsen yaşamıma güneş doğmuş gibi olacak. Duydugum bir ayak sesinin ötekilerden farklı olduğunu bileceğim.Öteki ayak sesleri beni köşe bucak kaçırırken seninkiler tıpkı bir müzik sesi gibi beni cağıracak, sığınağımdan çıkaracak. Hem bak,şu buğday tarlalarını görüyor musun? Ben ekmek yemem. Buğday benim hiçbir işime yaramaz. Buğday tarlalarının da hiçbir anlamı yoktur benim icin. Bu da çok üzücü.Ama senin saçların altın sarısı.Beni evcilleştirdiğini bir düşü! Buğday da altın sarısı. Buğday bana hep seni hatırlatacak. Ve ben buğday tarlalarında esen rüzgarın sesini de seveceğim..." Tilki uzun süre küçük prense baktı. Sonra da,
- "Lütfen.. Evcilleştir beni!" dedi.
- "Çok isterim," dedi küçük prens. "Ama burada çok kalmayacağım. Bulmam gereken yeni dostlar ve anlamam gereken çok şey var."
- "Insan ancak evcilleştirirse anlar," dedi tilki. "Insanların artık anlamaya zamanları yok. Dükkanlardan her istediklerini satın alıyorlar.Ama dostluk satılan dükkan olmadığı için dostları yok artik.Eğer dost istiyorsan beni evcilleştir."
- "Seni evcilleştirmek için ne yapmalıyım?" diye sordu küçük prens.
- "Cok sabırlı olmalısın," dedi tilki. "önce karşıma, şöyle uzağa çimenlerin üstüne oturacaksın. Gözümün ucuyla sana bakacağım, ama bir şey söylemeyeceksin.Sözler yanlış anlamaların kaynağıdır.Her gün biraz daha yakınıma oturacaksın..." Ertesi gün küçük prens yine geldi.
- "Aynı saatte gelmen daha iyi olur," dedi tilki."örneğin sen öğleden sonra dörtte geleceksen, ben saat üçte mutlu olmaya başlarım.Mutluluğum her dakika artar. Saat dörtte artık sevinçten ve meraktan deli gibi olurum. Ne kadar mutlu olduğumu görmüş olursun. Ama herhangi bir zamanda gelirsen yüreğim saat kaçta senin icin çarpacağını bilemez. Insanın belli alışkanlıkları olmalı..."
- "Alışkanlıkları mı?"
- "Evet.Bunlar coğunlukla ihmal edilir," dedi tilki."Alışkanlıklar bir günü öteki günlerden, bir saati öteki saatlerden farklı kılan şeylerdir.Örneğin benim avcımın bir alışkanlığı vardır.Her perşembe koyun kızlarıyla dansa giderler.Bu nedenle perşembe günleri benim için güzel günlerdir. Üzüm bağlarına kadar sokulabilirim o günler.Ama avcılar herhangi bir günün herhangi bir saatinde gidiyor olsalardı hiç tatilim olmazdı."
Böylece küçük prens tilkiyi evcilleştirdi. Ayrılma zamanı geldiğinde tilki, "Ağlayacağım" dedi.
- "Benim bunda bir suçum yok," dedi küçük prens. "Seni üzmek istememiştim ama evcilleştirilmeyi sen istedin..."
- "Evet orası öyle," dedi tilki
- "Ama ağlayacağını söylüyorsun."
- "Evet, öyle," dedi tilki.
- "O halde evcilleştirilmek senin için pek iyi olmadı!"
- "Çok iyi oldu!" dedi tilki. "Buğdayların rengini düşün." Sonra da, "Gidip güllere bak şimdi," diye ekledi. "Kendi gülünün eşi benzeri olmadığını göreceksin.Sonra da gel vedalaşalı. Sana armağan olarak bir sır vereceğim." Küçük prens gidip güllere baktı.
- "Siz benim gülüme hiç benzemiyorsunuz," dedi. "Hatta hiçbir şeysiniz şu anda.Çünkü ne bir kimse sizi evcilleştirdi, ne de siz bir kimseyi.Ilk gördüğüm zamanki tilkim gibisiniz. O zaman yüz bin başka tilkiden herhangi biriydi. Ama şimdi dostum oldu ve benim icin eşi benzeri yok."
Güller çok utanmışlardı.
- "Çok güzelsiniz, ama boşsunuz benim için," diye sürdürdü sözlerini küçük prens. "Insan sizin için ölemez. Doğru, gelip geçici biri için benim çiçeğimin sizden hiçbir farkı yok. Ama o benim icin yüzlercenizden daha önemli;çünkü suladığım,cam bir fanusun altına koydugum, önüne siperlik yerleştirdiğim çiçek o.Çünkü tırtılları ben onun için öldürdüm. (Birkaç tanesini bıraktık, sonradan kelebek oldular.) Çünkü, yakındığı ya da övündüğü, ya da hiçbir şey söylemediği zamanlarda dinlediğim çiçeğim o benim. Çünkü o BENİM çiçeğim." Tilkinin yanına döndü sonra:
- "Hoşça kal," dedi.
-"Hoşça kal," dedi tilki. "Işte sana bir sır, cok basit birşey;Insan yalnız yüreğiyle doğruyu görebilir. Asıl görülmesi gerekeni gözler göremez".
- "Asıl görülmesi gerekeni gözler göremez," diye yineledi küçük prens; unutmamalıydı bunu.
- "Gülünü senin icin önemli kılan, onun icin harcamış olduğun zamandır."
- "Onun icin harcamış olduğum..." diye yineledi kücük prens.Unutmamalıydı bunu.
- "Insanlar unuttular bunu," dedi tilki. "Ama sen unutmamalısın.Evcilleştir diğimiz şeylerden sorumlu oluruz. Sen gülünden sorumlusun..."
- "Ben gülümden sorumluyum," diye yineledi küçük prens.Bunu da unutmamalıydı...
(Küçük Prens, Bölüm XXI)
AHAhahahahahahahahahahaha hahahahahahahahaha..7002 Nickli Üyeden Alıntı
Çok beğendim ya...
neden böyleyiz sorusunun yanıtını ilk yanıt veren arkadaşlar çok güzel söylemişler. bunuda çoğunlukla iğneyi kendine batırarak söylemişler ki bu en çok hoşuma giden şeydi. gay olmanın zorluğunu en çok yaşayanlar bilir. bunu bir heteroya anlatmak çoğu zaman vakit kaybı olarak bile görülebilir. en iyi bizim birbirimizi anlamamız gerekirken en çokta biz birbirimize karşı eleştirel davranıyoruz. belkide bu eleştirel sözler çözüme giden yoldur bizim için. gerçi belli olgunluğa gelmiş reşit bir insanın o ana kadarki (iyi ya da kötü)alışkanlıklarını değiştirmesi çok zordur. ben kimsenin buradaki yazıları okuyunca değişeceğine inanmıyorum tabi ki bunu kendi istemiyorsa ayrı. o yüzden ancksunamun arkadaşımın hikayesindeki gibi hem kendimizin hem karşımızdaki insanın yararına güzel alışkanlıklar edinmemiz gerekiyor. kendinde bir sorun görmeyen "ben böylede iyiyim, bana dokunmayan yılan bin yaşasın veya tek başıma bunu çözemem karşı tarafında istemesi lazım" gibi düşüncelerden sıyrılıp değişmeye önce kendimizden başlamamız gerekir. sadece düşünce yapınızı değiştirerek hayata farklı gözlerle bakmak zordur kabul ediyorum ama bir yandanda zor olan şeyde güzeldir zaten. biz güzelini yapmaya çalışalım çirkinleşmeyelim......... ...
Armut dibine düşer.Gelenekler,aile yapımız,okullarda verilen eğitim,kültürümüz,geri kalmış bir ülke olmamız,hayallere inandırılmamız.Daha ne olsun.
çok güsel yazmışsın..ben aalıcam kalipa(
Çok içten ve son derece doğru tespitler... Gay yada hetero egosunu kendisine Tanrı yapmış insanların ineceği duraktır bu nokta... Hayattan keyif almayı, "her gün bir güzelin tadına bakmak" olarak anlarsanız, bir ilişkiye henüz başlarken bile bir gözünüz dışarda olur. Aşk ulvi bir duygudur; tene tapanların yükselebileceği bir nokta değildir. Açılan başlıklarda girilen muhabbetlerde, hiç sevgilisinin davranışlarından stayişle söz eden gördünüz mü? Varsa yoksa fiziki özellikleri... Birisinden etkilenme sürecinde fiziki özellikler de etkilidir, ama tek ölçüt bu olmamalıdır...
Harika elinize, beyninize sağlık...
Konu pegoş tarafından (11.08.2011 Saat 15:42 ) değiştirilmiştir. Sebep: Ard arda yazılan mesajlar birleştirilir...
Bu Konuyu Paylaşın !