Bence A. Kulin'den daha kaliteli bir üslup, belki de kurgu olmadığındandır...
Konu boranyavuz tarafından (07.02.2012 Saat 08:42 ) değiştirilmiştir.
Gerçekten yazım şeklin gayet iyi ve anı olmasına rağmen sürükleyiciliği de var..
Birkaç düzeltme ve biraz da edebi bir dil kullanarak, Türkiye'nin ilk "anı" kitabını yaratabilirsin..![]()
**..EveryTime EveryThing Of Possible..**
göğsüm kabardi, simardim. muhtemelen kurgu degilde gerceklerden olusmasinin buyuk etkisi var dedigin gibi.
O surukleyicilik kismi bolumlerin bittigi yerlerden kaynaklaniyor galiba. ozellikle dusunuyorum nerde bitiriyim devami nasil biterse beklenir diye, iste sizlerin yorumlariyla da ise yariyo galiba diyorum![]()
Devam devam devam. Çok güzel gidiyor![]()
Öyle planlamadığım halde sevgililer gününe denk geldi 6. Bölüm. Burdan sevgilisi olanların sevgililer gününü de kutluyorum. Olmayanlara kutlama yok önce sevgili yapmayı öğrenin sonra kutlama
6. Bölüm...
Hazırlık yılı üniversiteye alışma çabalarıyla geçmişti ve birinci sınıfa geçtim bende. Şu bahsettiğim babacan kız “D” de benle aynı fakültedeydi ve aynı sınıftaydık gene. Birinci sınıfta da aynı yerde olunca, daha hızlı samimiyetimiz arttı. Sonuçta diğerlerine göre biraz daha çok tanıyorduk birbirimizi. Ama gene de bir şekilde hep kendini uzak tutuyor samimi olamıyordu kimseyle, biraz çalışkandı da. Bende yeni bir oyuna başlamıştım can sıkıntısıyla, o meşhur online oyun “World of Warcraft.” Lanet oyun öyle bir sarmıştı ki beni, aralıksız sabah akşam saatlerce oynuyordum, oynamadığım tek zaman derste olduğum zamanlardı. Bu benim üniversitede ki ilk yılımı sosyalleşme açısından katletmişti. Ama sosyaldim gene, sanal ortamda sosyal. Ailemde karşıydı bu kadar uzun süre PC başında kalmama ama ben vazgeçmiyordum. Çok büyük kavgalar etmeye başlamıştık. Ben özel günleri ve zamanları bile World of Warcraft ta geçiriyordum, sanki daha değerliydi ailemden. Ailem ve sınıf arkadaşlarımdan bazıları her ne kadar anlam veremese de bu bağlılığıma, ben bir şekilde savunuyordum bağımlı olmadığımı ve tamamen boşluğuma denk geldiği için oynadığımı. Fakat onlar haklıydı maalesef, bağımlılık yapmıştı oyun bende ve kurtulmamı sağlayan, bağımlı olduğumu kendime kabul ettiren şey PC’imden bir buçuk ay zorunlu ayrı kalmam oldu. İnanamamıştım, o bir buçuk ayda sanki bir madde bağımlısı gibi beynim sürekli oyunu arıyor, gece uykumda bile oyunu görüyor hatta oynayamadığım için huzursuzluk yaratıyorum. Fakat kurtulmuştum, oyunu artık eskisi kadar oynamıyordum ve daha fazla okulda vakit geçirmeye başlamıştım.
“D” ile de artık yakın arkadaş sayılabilirdik, en azından sınıfta ki diğer kişiler dışarıdan bakınca rahatlıkla bu yorumu yapabiliyordu. Bir gün kantinin bahçe kısmında otururken, durduk yerde “D” “sen gay misin?” diye sordu. Gene çıkmıştı bu gerzek soru karşıma. Delirecektim artık, ne yani alnımın ortasında kocaman BEN GAYİM mi yazıyordu da insanlar bana bu soruyu soruyordu. Hayır, gerçekten dış görünüş olarak hiç göstermediğim halde. Maalesef bu soru beni karşımdaki insandan soğutmaya yetiyordu artık. “D” ile de eskisi gibi olamazdım ve onun sorusuna da cevabım “yoo nerden çıkardın ki” olmuştu. Birinci sınıf böyle bitti. İkinci sınıfa geçtiğimde, komşularımızdan birinin de oğlunun World of Warcraft oynadığını duydum ve bu vesileyle tanıştık. Oda benimle aynı üniversite de aynı bölümdeydi fakat benim 1 sene altımda. Adı “İ”. Neyse birinci sınıfta tabi ki tamamen de asosyal değildim. Sınıftan başkalarıyla da tanışmıştım ve “D” ile uzaklaştıkça onlarla samimi olmaya başlamıştım. İkisi de bayandı “F” ve “C”. “F” ve “C” çok samimi, çok neşeli, iyi insanlardı. Bu sırada ben, “D” ve onun ev arkadaşı ile ERASMUS denen öğrenci değişim programına başvurmuştum ve üçümüz de aynı okulu kazanmıştık.
“İ” yi de “F” ve “C” ile tanıştırdım ve artık bir arkadaş grubu oluşturmuştum kendime. Birlikte çok eğleniyorduk ve okulda daha fazla vakit geçirmeye başlamıştık. Oyundan giderek soğuyordum, artık neredeyse hiç oynamıyordum. Samimiyetimiz hızlı bir şekilde artmıştı ve birbirimizi kardeş gibi görmeye başlamıştık. “İ” de bizi “S” adındaki sınıf arkadaşı ile tanıştırmış ve “C” nin de “Y” adında bir erkek arkadaşı olmuştu, oda bizim sınıftan bir çocuktu. Her şey mükemmeldi harika vakit geçiriyor, bol bol geziyorduk ve fakültede parmakla gösterilen bir arkadaş grubu olmuştuk. Herkes bize dahil olmak istiyordu ama cesaret bile edemiyorlardı. İkinci sınıf böyle bitmişti. Bizim arkadaş grubu ben de dahil her sene yaz okuluna kalmayı başardığımız için yazları da ayrılmıyorduk. Fakat ERASMUS kapımı çalmıştı sonunda, ben yalnız ve sıkılıyorken başvurmuştum ona ama artık öyle değildim. Gitmek istemiyordu bir yanım ama diğer yanım Avrupa görme hasreti ile yanıp tutuşuyordu. Arkadaş grubumun da desteğiyle gitmeye karar verdim, evraklar hazırlandı ve ben ağustos da Avrupa’daydım, Üniversitenin üçüncü yılında 1 sene Prag/Çek Cumhuriyeti’nde yaşayacaktım. “D” ve onun ev arkadaşıyla gitmiştik, onların İngilizcesi “eh işte” modlarında, benimkisi ise baya iyi derecedeydi. Sık sık derslerde onlara anlamaları açısından yardım ediyordum ama onlar benden çok daha çalışkandı. Bu arada Prag da yurtta kalıyorduk. O ikisi bir odada kalırken bende kendi fakültemden “Ç” adında iğrenç ötesi bir çocuk ve “H” adında böyle hafif görgüsüz, gene bizim fakülte de yüksek lisans yapan bir çocukla aynı odada kalıyordum. Ben, “H”, “D” ve onun ev arkadaşı genelde birlikte takılıyor, Prag ı geziyor bir yandan da derslere ağırlık veriyorduk. “Ç” kendi halinde takılıyor, odada “H” ve benim de olduğumu umursamayıp direkt olarak yanımda ki yatakta 2 gecede bir, bir kızla bağıra bağıra sevişiyor ve benle “H” de sabaha kadar uyuyor numarası yapıp onu dinlemek zorunda kalıyorduk. Prag da başka şehirden gelen öğrencilerde vardı onlar 15 kişiyken biz 5 kişiydik. Toplam 20 Türk o bar senin bu bar benim geziyorduk. Bir gün gene bir bara gittik “Karlovy Lazne.” Bana göre tam anlamıyla mükemmel bir bar. Her neyse etraf hem hetero hem eşcinsel doluydu. Çılgın müziklerle dans edip, yorulunca birbiriyle sevişen tipleri izliyorduk. Benim gözüm gay çiftlerdeydi tabi. Bir anda bir çocuk dikkatimi çekti çok seksi kaslı bir çocuktu, çaktırmadan onu izliyordum ava çıkmıştı belli, yalnızdı. Ama biraların etkisiyle çaktırmama modunu aşmış baya bir çaktırmıştım sanırım, ben çocuğu hetero diye düşünürken bir anda yanıma geldi ve kulağıma eğildi. Onunla gitmemi istedi, kalbim yerinden fırlayacakmış gibi atmaya başladı. AMMAN ALLAHIM. Arkama baktım bütün Türkler ne oluyor diye beni izliyor. “HAYIRRRRR NEDEN BU GECE YALNIZ DEĞİLDİM Kİ BU MEKANDA” oldum ve çocuğa salak gibi İngilizce bildiğimi anlamasın diye “No English” dedim o da “Sorry” deyip gitti. O an yaşadığım hayal kırıklığını ciddi anlamda anlatamam. O hayal kırıklığıyla gecenin eğlencesi benim için bitmişti, zaten bir süre sonra yurtlarımıza geri dönüp yattık.
Ben Prag’a bilgisayar götürmediğim için “H” nin laptopunu kullanıyordum. Gündüzleri o uyuduğu için ben kullanıyordum o uyanana kadar ve rahattım kullanırken, Allahtan horluyordu, uyanma tepkileri verdiğinde alt+f4 yardımıma yetişiyordu. Bir gün o uyurken ben gene msn de arkadaşlarla chat yapıyordum. (yazı dizisinin başlarına doğru hatırlar mısınız bilmem ortaokulda 3 arkadaşımdan bahsetmiştim) Ortaokuldaki o arkadaşlarımdan bir tanesi, çok çılgın olan, ne haber diye yazmaya başladı. Biraz sohbetin üstüne “sana bir şey söyleyeceğim, söyledikten sonra beni hayatından silebilir, msn ininde engelleyebilir ve bir daha konuşmayabilirsin” diyerek lafa girdi. Bende bir gülen yüz koyarak “Allah Allah neymiş bakalım bu seni sileceğim konu” dedim. “Ben gayim, artık benden nefret edebilirsin, sen sevdiğim bir arkadaşımdın o yüzden bunu ikinci olarak senle paylaşmak istedim” dedi. Aslında o, feminen tipli bir insandı fakat seneler boyunca bana kız arkadaşıyla olan ilişkisi, ilk milli oluşu gibi konuları anlatınca, bende biraz yok artık oluyordum her seferinde. O yüzden biraz şaşırmıştım, meğer anlattığı ilişkiler erkek arkadaşıylaymış. Neyse artık şeffaftı bana karşı. Çünkü ona, onun gay olmasının benim için bir şeyi değiştirmediğini ve gene benim yakın arkadaşlarımdan biri olarak kalacağını söyledim. Fakat kendimin gay olduğunu söyleyemedim. Nedeniyse... O kadar yaşadığım homoseksüel duygulara karşın hala kendimde heteroseksüellik arıyordum…
Konu GoGo tarafından (14.02.2012 Saat 01:05 ) değiştirilmiştir.
why did you say "no english" to him? .. are you crazy?![]()
"sen şuraya git, birazdan geliyorum" deyiverseydin ya..
By the way.. your story is will be more exciting.. i think..![]()
**..EveryTime EveryThing Of Possible..**
Türkçe cevap veriyorum herkes anlayabilsin diye. eğer sen git ben geliyorum deseydim ve gitseydim 5 dakika sonra beni arıcaklardı nerelerdeyim diye ve gitseydim sabaha kadar dönmezdim
. sonra bizim grup ben kayboldum bir şeyler oldu diye tutaşabilirdi bile. burdan çıkardığım sonuç bir sonraki yurt dışı gezime kesinlikle tanıdık birileri ile gitmicem
.
And i hope the rest of the story is going to be liked by all other readers...![]()
Süper gidiyor ya msn mevzusu harika özellikle. Ben de böyle bir şey yaşamayı bekliyorum![]()
Bu bölüm biraz kendimi keşfedişimle alakalı olmaktan çok, aslında güvendiğim bir insandan bir anda nasıl darbe aldığımın ufak bir bölümü içeren, hafif içinde entrika bulunduran bir bölüm olduböyle bir ara bölüm tadında olsun bari...
Bölüm 7...
Zaman geçtikçe Prag’da havalar dışarı çıkılmayacak kadar soğuyor ve finaller yaklaşıyordu. Bu sırada Konya’dan gelen kız öğrencilerden biri bana ilgi göstermeye başlamıştı, kız fena değildi ve ben hala heteroseksüel yönümü keşfetmeye çalışıyordum. O yüzden bende ona yavaş yavaş yakınlık göstermeye başladım. Bu sırada Samsun’dan gelen erkek öğrencilerden biri de galiba aramızdaki yakınlaşmayı hissetmiş. Çocuk bir gün sarhoş bir şekildeyken benle konuşmak istediğini söyledi ve o kıza olan bütün aşkını bana itiraf etti. Hay Allah, o çocuk da insanlığına değer verdiğim iyi biriydi ve ben onun benim yüzümden acı çekmesini istemediğim için kızla olan yakınlaşmama mesafe koymaya karar verdim. Gerçi çocuğu umursamamış olsaydım da, ne kadar ileri gidebilirdim kızla bilmiyorum.
Finaller demiştim, sınavlar geliyordu ve Prag’daki okulun sistemine göre aynı dersin 4 hafta boyunca haftada bir gün sınavı oluyordu fakat maksimum 10 - 12 kişilik kontenjanlar şeklinde. Bu benim, birlikte geldiğim “D” ve onun ev arkadaşının işte ilk çirkin yüzlerini görmeye başladığım zamandı. Bir gün benden habersiz sınavın kayıt tarihinin açıldığını görmüşler, kayıtlarını yapmışlar fakat bana haber vermemişler, ben gördüğümde kontenjan dolmuştu ve ilk sınava giremedim. Ama umursamadım yaptıklarını da, giremediğimi de, çünkü daha 3 hakkım vardı ve bu sayede onlara çıkan soruları sorup en azından hocanın soru tipi hakkında bilgi sahibi olabilirdim. Sağ olsunlar o kadar güzel yanlış bilgiler verdiler ki bana, 90 alabileceğim sınavdan 60 almıştım. Başta yaptıklarının kasti olmadığını düşündüm fakat sinirlerim bozulduğu için oda arkadaşım “H” ye anlatmıştım durumu. Meğerse kastiymiş, başka bir sınav vardı önümüzde ve kopya hazırlamamız gerekiyordu. Ben kendimce kopya hazırladım, ama bizim kızlar maşallah kopya hazırlamamış, bütün kitabı küçük kağıtlara yazmışlar. Her neyse sınava girdik, üçümüz uzun sırada yan yana oturuyoruz ve ben onların solundayım. Kopya kağıdı “D” nin ev arkadaşından başlıyor, “D” ye ulaşıyor, benim istememe rağmen bana verilmiyordu. Ben ikinci şoku yaşamıştım ve o dersin ilk sınavından onlar geçtiği halde ben kaldım. Bu dersin birde uygulaması vardı ve özel bir bilgisayar programıyla yapılıyordu ve program lisanslı bir programdı. “D” nin Türkiye’de ki erkek arkadaşı bir şekilde “crack” lisini bulmuş ve uzaktan yardım ile “D” nin laptopuna yüklemiş. Ben gayet anlarım bilgisayar işlerinden ama o buldu diye ben ekstradan aramadım ki zaten kullanabildiğim bilgisayar da benim değil “H” nindi. “D” den direkt setup dosyasını istediğimde bana öyle tırı vırı bahaneler söyledi ki vermemek için, içimden “OHA ve lanet olsun size” diyip, dışımdan “hımm tamam” dedim ve gittim. Artık bu kadar şeyin üzerine emindim bana karşı bir kasıtlarının olduğuna, “H” de emindi. Aynı zamanda Türkiye’de ki üniversitemizle de sorunlar yaşıyorduk. “D” nin ev arkadaşı yüzünden kendi okulumuz bizi tehdit etmeye başlamıştı, bizi resmi olarak geri çağırmakla. Ben, birçok faktörün etkisi ile artık yaşadığım strese dayanamıyordum. (ki burada sadece buz dağının görünen kısmının ufak bir parçasından bahsettim) Bir şekilde tüm derslerimden geçmeyi başardım ve 1 sene olan ERASMUS hakkımdan vazgeçip ikinci dönem Türkiye’ye döndüm…
Ben şu halde bile sinir oldum okuyunca.. şartellerim attı resmen..!
Yerinde olsam herhalde senin kadar sakin olamazdım..![]()
**..EveryTime EveryThing Of Possible..**
böyle şeyler insanın kendi tarafından söylenince bir anlam içermez ama gerçekten ben iyi niyetli bir yapıya sahibim, ve şöyle diyim bir 10 tane olay olduysa 2 tanesini yazdım sadece yaptıklarının ve o zamanlar ben hala konduramıyordum kasti yaptıklarına artık "H" dedi, saçmala daha ne yapsınlar bir ağzına sıçmadılar, sonra dedim haklısın. hani bu kadar rastlantı olmaz. ama artık Türkiye'ye dönmeme yakın zamanlarda bende hiç sakin değildim ki benim o iki bayan için yaptıklarımı bilsen dersinki aptalın önde gidenisin. bazen bende kızıyorum kendime onlara zamanında değer verdiğim için ama benim hayat felsefemde, benim hayatıma giren her insanın bir değeri var ve onlarda hayatıma boşuna girmedi ve bana dünyada böyle insanların da olduğunu göstermiş oldular. aynı zamanda çok da memnunum gerçek yüzlerini gördüğüm için hala onlarla alakam olabilirdi ve beni kullanıyor olabilirlerdi...
çok iğrenç bir şey ya , babana bile güvenmiceksin diye boşuna söylememişler![]()
Nedendir bilmiyorum en içime sinen ve beğendiğim bölümlerden biri oldu benim için. Umarım sizler içinde öyle olur.
Bölüm 8...
İlk işim 5 aydır görüşmediğim arkadaş grubumla görüşmek oldu. Onları çok özlemiştim. Benim için sanki Prag’a gitmeden önce Türkiye’de zaman durmuş ve geri dönünce yeniden başlamıştı, fakat onlar için aynı şeyin geçerli olmadığını anlamam birkaç ayımı aldı. Başlarda ben alışamadım Türkiye’ye diyordum ya da ne biliyim fikir yürütemiyordum neler olduğuna, ama bariz bir değişiklik vardı arkadaş grubumda. Aynı değillerdi bana karşı. Prag’a gitmeden önce 7 kişilik grubun merkezi bendim ve bundan çok mutluydum. Herkes en çok benimle samimiydi ve benim katılmadığım bir aktivite olmazdı aralarında. Meğerse çok şey değişmiş, ben değerimi kaybetmişim, benim tahtıma o benim onlara tanıştırdığım “İ” yerleşmiş. Bu belki bir kıskançlıktı, ama kabul edemiyordum. Ben oluşturmuştum bu grubu, bensiz bir şeyler yapılmamalıydı ve şu an tarif edemediğim kendimi kötü hissettiren bir sürü duygu yaşıyordum bu konu ile ilgili. Nasıl olurdu? Benden hangi konuda iyiydi bu “İ” de benim yerime o geçmişti? Artık bana anlatmıyorlardı sırlarını ya da problemlerini, duyarsam birinin ağzından yanlışlıkla duyuyordum, ilk önce benim bilmem gereken şeyleri. Neden gitmiştim ki Prag’a, eskiden yalnızlıktan şikayet ederken, artık kalabalıkta yaşıyordum o yalnızlığı. Üç dört ay geçti, ben belli etmemeye çalışıyordum sıkıntımı, belki de arkadaşlarımı elimden bir anlık yokluğumda çalan “İ” ye olan kıskançlığımı, ama onlar hissediyordu. Huzursuzluk yaratmaya başlamıştım. Bensiz yapılan en ufak bir organizasyon da bile kıyametleri koparıyordum, ben olsam size böyle mi yapardım diyordum.
Hayatım o kadar sevgiye muhtaç geçmişti ki… Prag’a gitmeden önce onlardan hissettiğim sevgiyi yeniden tatmak istiyordum ya da ilgiyi. Bir gün hep birlikte “İ” nin evindeydik, “Lost” günleri yapardık. O günlerden biriydi ve kızlı erkekli 6’mız küçük bir odada birlikte yatıp muhabbet etmek için her birimiz bir köşeye kıvrılmıştık. Benim yarattığım sorunların farkındalardı ve galiba sorunları çözmek için en uygun zaman olduğunu hissetmişlerdi. “Ne oluyor sana?” dediler birden. “Nasıl yani?” dedim. “Böyle bir tuhafsın, her şeye bir problem yaratıyorsun.” dediler. İnkar ettim, ne alaka dedim, “Ben sizden biraz sorumlu olmanızı ve bana bazı olaylarda haber vermenizi bekliyorum” dedim. Sinirlenmiştim. Sürekli benim cevaplarımı çürütecek sorular sorup cevaplar veriyorlardı. Kilitlenmiştim, savunamıyordum kendimi. İfade edemiyordum bir şekilde duygularımı. O an fark etmemiştim gerçek nedenini. Aslında Gay olmamdan kaynaklanan sevgi açlığıydı bu, herkes rahatça aşkını, sevgisini yaşarken, paylaşırken… Ben, ben kendime saklamak zorundaydım hep. Her zaman kalbime gömmek. Ne yani bu açığımı arkadaş sevgisiyle kapatmayı öğrenmiştim, ama onu da bana çok görüyorlardı. Çünkü onların verebildikleriyle yetinemiyordum. Bunları anlatamazdım tabi onlara… O kadar sıkışmıştım ki, kendimi ifade edemediğim için ağlamaya başladım bir anda, ama öyle hüngür hüngür değil, içten bir ağlamaydı bu. Gözyaşlarım ufak damlalar halinde akıyordu yanaklarımdan aşağıya. Sevgiye olan muhtaçlığımı benim yerime anlatırcasına…
çok güzel yazıyorsun. kitap nasıl yazılır tarzında bi kitap okusan deyme yazarlara taş çıkartırsın 1.
2. genede yaz rahatlarsın. 3. basamasan bile e-kitap yaparsın.![]()
-- Geiler Arsch --
teşekkür ederim. aslında yazdıkça şunu görüyorsun, daha öncede bahsetmiştim sanırım. her zaman içinden gelmiyor yazmak, o zamanlarda lezzetli olmuyor ve angarya gibi geliyor sırf yazmak için yazınca. bu nedenle şu sıralarda pek yazasım gelmiyor, halihazırda başladım diye yazmaya çalışıyorum sonra kendi yaptığımdan da zevk almıyorum. buradan çıkarılacak sonuç; yazarların işi zormuş gerçekten yaw![]()
Bu bölümle biraz entrika karışmaya başlıyor aslında işin içine. Gerçi atladığım bir konuyu araya sıkıştırmaya çalıştım, genel konuya ne kadar bağlayabildim bilmiyorum fakat umarım kafanız karışmaz ne saçmalamaya başladı bu GoGo diye...
Bölüm 9...
Sabah olmuştu, her şey normale dönmüştü onlar için. Benim içinse, ne olduğunu bilmiyordum. Gündüzleri düşünmeye fırsatım olmazdı günlük işlerden. Gecelerdi, yatağıma uzanıp uykuya dalmadan, kendimle baş başa kaldığım o otuz dakikaydı beni gerçek ben yapan. O sabah öyle geçmişti işte rutin bir şekilde. Akşam olmuştu, yatma vaktiydi. Yatağıma yattım ve başlamıştı beynim çalışmaya. Dün geceyi düşünüyordum. Arkadaşlarımın bana söylediklerini, benim onlara yaptıklarımı. Kendimi düşündüm sonra, sen dedim ne kadar dürüstsün onlara karşı, hayatında topu topu bir sır var ve onu bile anlatamıyorsun, “Ben Gayim” diyemiyorsun onlara. Herkes den sakladığın bir hayatın var ve bu hayata saygı gösterilmesini bekliyorsun çevrendekilerden, nedenini bilmeseler bile. Sonra dedim ki, sende onların hayatına saygı göstermelisin, ne yani artık seni istemiyor olamazlar mı? ya da, senle bir şeyler paylaşmak istemiyorlar beklide eskisi gibi. O kadar çok şey geçiyordu ki aklımdan gözüme bir damla uyku girmemişti, ta ki o kararı alana kadar. Artık sevgime karşılık aramayacaktım, ben ne kadar seversem seveyim, asıl ihtiyacım olan sevgiyi bulamayacaktım hayatımda çünkü. Ertesi gün olmuştu okula gitmiştim. Ders arasında kantine geçmiştik ve ben farklıydım artık, çok radikal bir karar almıştım kendimce ve bu hissedilebiliyordu. Bana “neyin var bir tuhafsın gene, canın mı sıkkın? Yoksa geçen gece söylediklerimize takmadın değil mi?” diyorlardı. “Yoo” dedim, “haklıydınız, sizin de bir hayatınız var ve buna saygı göstermeliydim. Artık ufak şeylere takmayacağım ve her şey daha iyi olacak göreceksiniz” dedim. Tavır takındığımı sandılar, ama onlara karşı değildi takındığım tavır, hayata karşıydı.
Üçüncü sene dersler konusunda da biraz sıkıntılıydı. Dördüncü senemizde bölümlere ayrılacaktık ve seçim hakkı öğrencilerin notlarına göre sıralanıyordu. Tabi ki bizde popüler bölümlerden birine gitmek istiyorduk. Vizelere, finallere çok çalıştık notlarımız iyi olsun diye. Ben biraz daha şanslıydım, birinci dönem Prag’dan çok yüksek notlarla gelmiştim. İkinci dönemde iyi geçmişti ve bölüm seçimlerini yaptığımızda; “C” başka bölümü. Ben, “F” ve “C” nin erkek arkadaşı “Y” aynı bölümü kazanmıştık. “İ” ve onun sınıf arkadaşı “S” ise bizden bir alt sınıf oldukları için onlarda üçüncü sınıfa geçmişlerdi. Bu arada başlarda bahsetmediğim ama sonradan çok önemli bir karakter kazanacak “E” vardı “C” nin ev arkadaşı ve aynı zamanda bizim sınıf arkadaşımız bir bayan. O da tamamen bizden başka bir bölümü kazanmıştı.
Daha önce atladım, biraz eskiye geri döneceğim ilerde bahsedeceğim bir olayın mantıklı bağlanması için. İkinci sınıfın yaz tatili zamanlarıydı… Tatile gitmiştik. Ben, “İ”, “S”, “İ” nin bizle tanıştırdığı bir başka arkadaşı ve “E”. 4 erkektik ve aramızda tek bayan olarak “E” gelmişti. Gittiğimiz yerde hepimiz aynı odada kalıyorduk. 5 günlük bir tatildi ve sabahtan akşama kadar sadece içki içiyor, geceleri de canlı müzik yapılan yerlerde içmeye devam edip deli gibi eğleniyorduk. Tabi içkinin etkileri ile ben ve “E” biraz samimiyet kurmuştuk ama aynı zamanda biz 4 erkeğin arasında “E” ister istemez tek bayan olarak zorluk çekiyor, şakalarımız bazen onun için ağar kaçabiliyordu. Her halukarda çok güzel bir 5 gün geçirmiş ve geri dönmüştük. Geri döndükten 3 gün kadar sonra “E” ev arkadaşı olan “C” ye ve bizim “F” ye “bizim erkekler bana şöyle davrandı, böyle davrandı, keşke gitmez olaydım. Neler neler çektim ellerinden” gibi asılsız bir dolu şey anlatmış, “C” de bana hesap soruyordu sizden böyle bir şey beklemezdim diye. Bende yaşananları bizim açımızdan anlattım. “C” işte o zaman şaşırmıştı tabi bende. “E” nin olayları abartma huyu olduğunu biliyorduk ama bu kadar çarpıtması beni çok şaşırmıştı. Neyse olayların üstünden birkaç hafta geçti bu “E” yüzsüz yüzsüz benim evime geliyor kalıyor. Yok “C” memleketine gitti yalnız kalmaya korkuyorum falan diyordu. Bende ne kadar yaptıklarına uyuz olsam da insanlığı olan biri olarak tamam gel bende kal diyordum ama giderek bu kalma olayını baya bir uzatmaya başlamıştı bende bundan rahatsız olmaya başlamıştım. “İ” de bu arada “E” ye bir şeyler hissediyormuş ama çaktırmıyormuş çakal. Bir gün ben “İ” nin evindeyim, bana “ben “E” den çok hoşlanıyorum ne yapıcaz” dedi. Bende istiyorsan ben ağzını bir yoklayım dedim. Çünkü “E” nin yakın zamanda bir erkek arkadaşı vardı yeni ayrılmışlardı ve hala üstünden atamamıştı yaşadıklarını. Neyse hiçte sevmem imaları. “E” bendeyken bir anda konuya girdim, “Yeni ayrıldın biliyorum ama duyguların ne alemde eski sevgilini seviyor musun hala? Ya da yeni bir ilişkiye hazır mısın?” dedim. O da “Ne yani bana çıkma mı teklif ediyosun?” dedi. Bende “Komik olma sen çıkacağım son insanlar listesindesin.” Dedim. Biraz bozuldu ama devam ettim. “Bizim “İ” senden hoşlanıyormuş, bana söyledi, ağzını ara dedi ama ben uzatmayı sevmem. Sen ağzını aradığımı farz et, istersen söyle ona söyleyeyim sana açılsın” dedim. O da “Ne!!! Iyyy asla olmaz o benden 2 yaş küçük aynı zamanda “çok sığ” bir insan. Aman söyle sakın açılayım bile demesin.” Dedi. Bende tamam dedim ve “İ” e aynen bu şekilde anlattım. O da bozuldu tabi, biraz depresyona girdi ama çaktırmamaya çalıştı aradan baya zaman geçti ve biz “İ”nin “E” yi tamamen unuttuğunu sandık meğerse hiç unutmamış…
Sanki "Deniz Yıldızı"nı izler gibiyim..![]()
demek ki yeni neslin hepsi böyle..
![]()
**..EveryTime EveryThing Of Possible..**
şimdi "yarısından çoğu palavra, hayal ürünü. üstelik çok sıkıcı ve vakit kaybı" yazsam hepiniz üstüme gelirsiniz dimi?
evet, bu yüzden öyle bi şey yazmıyorum ;-P
Konu GoGo tarafından (18.03.2012 Saat 08:11 ) değiştirilmiştir.
Bu Konuyu Paylaşın !